*

şükela:  tümü | bugün
  • bir fuzuli başyapıtı.

    ruh, insanlara alemine ayak bastığında 'beden'i görür ve aşık olur. evlenip 'sıhhat' adında bir çocuk doğururlar. sıhhat büyüyüp olgunluğa eriştiğinde ruh, beden ve sıhhat'i alıp o diyarı teftişe çıkar.

    gönül diyarına geldiklerinde 'ümit, korku, muhabbet, düşmanlık, ferah ve gam' adlı altı kişinin bu diyara hükmettiğini görmüşler. ruh, gönlün bu haline dayanamamış, ümit, muhabbet ve ferah'ı yanına alıp düşmanlık, korku ve gam'ı da gönül diyarından çok uzaklara sürdürmüş.

    o gün bu üçü; düşmanlık, korku ve gam, oradan büyük bir nefretle ayrılmışlar, bir gün geri geleceklerine and içip bedendeki gönlü mahvedeceklerien dair.

    ruh, orada görmüş ki insan dört sıvıdan oluşmaktaymış ve bu dört sıvının dengesi olduğu müddetçe de sıhhate yer varmış bedende. ak safra(bildiğimiz safra), al safra(kan), sarı safra(balgam) ve kara safra'yı(sevda) meclisine çağırmış. sevdayı alıp başa koymuş gönül diyarında, ak safrayı öde, al safrayı karaciğere ve sarı safrayı da akciğere koymuş.

    fakat bu dördü zamanla şarapla kendilerinden geçmiş, bir an olsun böbürlenmekten geri durmamışlar. gönül zaten bu değil midir ki? bunu gören ruh dördünü de azarlamış, araları bozulmuş. fırsat bulan gam, korku ve düşmanlık da gönül diyarına tekrar girmişler ve verdikleri yemini tutmak için bir daha çıkmamışlar hiç gönül diyarından.

    ne vakit gönlümüz sevdayla dolsa, gam ve kederin hiç gecikmeden gelmesinin sebebi de budur aslında. yıllar önce verilen yemin ve sevdanın keyfe olan düşkünlüğü.. nitekim daha sonra sevda arapçaya 'kara' olarak geçmiş, yıllar boyu ne zaman kara denmek istense ona 'sevda' denmiş ve doktorlar da sevdayı bir hastalık olarak görmüş hep. tadı ekşidir demişler sevda için, sevdaya düşen iyileşsin diye sıcak ilaçlar kaynatmışlar. ancak çok ama çok sonra anlaşılmış ki sevda gerçekten öyle karaymış ki, başka bir sevdadan başka ilacı yokmuş. sevda öyle bir hastalıkmış ki, devası yine başka bir hastalıkta bulunurmuş.