şükela:  tümü | bugün
  • haluk oral'ın türkiye iş bankası kültür yayınları'ndan ekim 2008'de çıkan kitabı.

    kitap, ünlü şairlerin bir o kadar ünlü şiirlerinin gerçek yazılış öykülerini, ilham kaynaklarını belgelerle, fotoğraflarla işlemekte. şairlerin el yazılarıyla yazılmış bazı şiirler ve o şairlerin hiç görülmemiş fotoğrafları da cabası. doğan hızlan'ın "edebiyat arkeoloğu" olarak nitelendirdiği haluk oral'ın kaleminden çıkmış, oturaklı inceleme yazıları... şiirseverlerin, edebiyat âşıklarının evlerinde bulunması gereken bir eser kanımca.

    içerdikleri ise şöyle:

    lavinia - özdemir asaf

    kurtuluş savaşı destanı - nazım hikmet

    hasretinden prangalar eskittim - ahmet arif

    tohum - melih cevdet anday

    efsane - orhan veli

    kaldırımlar - necip fazıl kısakürek

    bir beyrut hikayesi ve hürriyet - orhan kemal

    sere serpe - orhan veli

    o belde - ahmet haşim

    yahya kemal'den selim rıza'ya bir rubai

    tutunamayanlar ve sevin seydi - oğuz atay
  • yaşayan kitap. dikkatli bakınca nefes aldığını görebilirsiniz.
  • güzel kitap. pazar günü öğleden sonra al eline oku, bitir. iş bankası yayınlarından 6. baskısından okudum. edebiyat tarihimizi belgeleriyle yaşatan haluk oral'dan çok özel bir eser. iş bankası da güzel iş çıkartmış, son derece kaliteli sayfalara basılmış, dökümanlar net şekilde okunabiliyor.

    kitapta 11 bölüm halinde edebiyatımızın nadide yazarların hikayeleri var. soğuk yazılar yerine, sımsıcak hikayeler var, yaşayan-nefes alan yazarlar var.

    kitapla ilgili tek eleştirim, bazı karşılaştırmalı metinlerde farklılıklara olması gerekenden biraz fazla yer verilmiş olması, ne yalan söyleyeyim bir raddeden sonra ilgili kısmın sonuna atladım.
  • çoğu yerden kolayca edinilebilecek bilgileri, büyük puntolarla ve fotoğraflarla kalın kağıda basarak yayımlanmış sıradan, büyük vaatler verip küçük şeyler söyleyen bir kitap.

    (bkz: haluk oral)
    (bkz: iş kültür yayınları)
  • önce şiiri verelim:

    mukafat

    azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
    kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.

    lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,
    parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan.

    eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
    lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

    diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
    bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan.

    salınarak giderken arkandan ben sokayım,
    ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

    kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
    sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

    öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarıda hiç,
    düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.

    eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
    yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

    herkese vermektesin, bir de bana versene,
    avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

    sen her zaman gelesin, ben vehbi’ye veresin,
    esselamun aleyküm ve aleykümesselam.

    -----

    bu şiir divan edebiyatında rücu sanatına iyi bir örnektir. rücu, ilk dizede söylenilen şeyin, ikinci dizesinde ondan vazgeçmek demektir!

    şiirin hikayesi ise şöyledir:bir gün padişah sümbülzade vehbi'yi yanına çağırır ve: "bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin" der.

    sümbülzade ise işte bu şiiri yazar. (insanın böyle bir şiir nerden aklına gelir demi işte rücu sanatı ve sümbülzade buluşunca...)

    https://eksiup.com/p/ui248850e6ys
  • büyük şairimiz atilla ilhan'ın 3. şahsın şiiri'nin hikayesini anlatmak isterim bildiğim kadarıyla. türk şiirinde tabii ki atilla ilhan'dan daha çok sevdiğim şairler de vardır. ama büyük usta, şiirimizde hem tekniği hem de duyguyu aynı mısralarda aynı ustalıkla kullanabilen en yüksek kabiliyette ki şairdir. aynı zamanda ülkemizde yaşamış en büyük entelektüellerden biridir. atilla ilhan ustamızın büyük bir şair olacağı daha on beş yaşından belliymiş. o yaşta sevdiği kıza nazım hikmet şiirleri verir. ve bu şiirleri okuduktan sonra mutlak surretle kağıtları yırtmasını salık verir. kız bu güzel mısraların olduğu kağıtları yırtıp atmaya kıyamaz ve saklar. öğretmenler yakaladığında ise kız pasifist bir tutum sergileyip atilla ilhan ustamızın ismini verir. atilla ilhan daha o yaşında bu yüzden hapis yatar. lisede bir senesinden olur. ama böyle bir bedelle aşkın devrim olmadan, devrimin de aşk olmadan yaşanmıyacağını öğrenmiştir.

    gerçi ben üçüncü şahsın şiirinin hikayesini anlatacaktım bildiğimce. bugünlerde anlamadığım sebeplerden sözü çok uzatıyorum. atilla ilhan lisede bir kıza karşılıksız aşkla bağlanır. ama kızın sevdiği var, ustada delikanlık var söyleyemez. kızla da acaip kankadır. hatta kız o çocukla kavga edince ustamız araya girer barıştırırmış.
    çok kısa bir süre önce, çok hoşlandığım bir kadın bana eski sevgilisini unutamadığını anlatmıştı. bir yanım hemen toroslardı, bir yanım hemen deniz. koşa koşa toroslara çıkmak istedim acıdan. o an üzerime binen yükleri ancak böyle bir anlamsızlıkla yatıştırabilirdim. veya o an kendimi denize atıp yeterince hızlı yüzersem bu gezegenden kaçabileceğim hissine kapıldım. hayır ikisini de yapmadım. hatta sevdiğim kadına ''gık'' diyecek kadar belli etmedim bu durumu.
    ben bu yaşımda bu kadar ezim ezim ezildim de, o yaştaki yavrucak atilla neler çekmiştir kim bilir?.

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım