şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hayatını anlamsız yaşayan insandır.

    "tıp, hukuk, işletme, mühendislik… bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. bunlar, hayatı, uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.”

    n. h. kleinbaum
  • benim o. hayatı anlamsız yaşadığımı falan da sanmıyorum.

    okumayan bir insan değilim, kendi çapımda küçük de olsa yaklaşık 500 kitaplık bir koleksiyonum var, günden güne büyüyor. ağırlıklı olarak roman, tarih ve felsefe okurum. ama hiçbir zaman şiir beni cezbetmedi. bir şiir, söz veya aforizma okuyup kendimden geçmedim; bir anda şak diye aktarılan düşüncedense, yüzlerce sayfada zihne yavaş yavaş zerk edilen düşünceleri sevdim ben. "eflatun kakalı çocuklar", buseler, bilmem neler ilgimi çekmedi hiç. ama ilgisini çekenleri de hiç yadırgamadım.
    bunun "duygusuz, hödük" olmakla, "hayatı anlamsız yaşamak"la uzaktan yakından alakası yok. belki de fazla şiir okumak böyle saçma, romantik, "fazla iddialı" genellemeler yapmaya itiyordur insanı.
  • ağır ağır ölür;
    yolculuğa çıkmayanlar,
    (şiir) okumayanlar,
    müzik dinlemeyenler,
    gönlünde incelik barındırmayanlar.

    (bkz: pablo neruda)
  • benim o ne severim ne okurum, hep abartılı ve şatafatlı sözlerle, kafiye tutsun diye uğraşılmış yapmacık dizeler bütünü.
  • mat ve donuk renklerle yaşadığını düşündüğüm kişi. sadece şiir değil, diğer bütün edebi dallardan uzak duran, ilgilenmeyenler için sözüm geçerli.
  • yusuf hayaloğlu, cemal safi ve bedirhan gökçe dinlemesiyle teşvik primi alarak istemsiz de olsa kendini şiir okumaya yönlendirecek kişidir.
  • buna beni de yazın. 16 yaşından 25 yaşına kadar hayatım okumakla geçti. sayısız kitap, şiir, deneme, makale ne ararsanız okudum.

    yeri geldi ezberlediğim bu şiirler sayesinde sayısız hatun kaldırırdım. güzel zamanlardı, ama dünya çok hızlı değişti. bilgiye artık ulaşmak çok kolay oldu. şimdi bir kızın ellerini tutup, gözlerinin içine bakarak şiir okusanız neye yarar, muhtemelen o şiire internette falan denk gelmiştir, etkileyici mi değil tabii ki.

    peki ne yapmalıydı, hatunların hep aradığı bir erkek olmak için nasıl bir yol izlemeliydi? çok düşündüm, bazen saatlerce uyumayıp bu konuda kafa yorduğumu bilirim... en sonunda kadınları daha yakından gözlemleyip planlarımı da ona göre şekillendirmeye karar vererek kadınları yakın markaja almaya karar verdim. daha önce de söylemiştim, hatunlara daha yakın olabilmek adına onların en içine, yani bayan kuaförüne işçi olarak bile girdim.

    herhangi bir maddi kaygım yoktu, sadece kadınlara daha yakından olup hayatı onların penceresinden görmek istiyordum. 1 sene kadar kadın kuaförü maceramın bana kattığı şeyleri anlatmaya kalksam muhtemelen yönetim çok uzun yazdığım için benim hesabımı engeller o yüzden bu bilgileri siz çok değerli dostlarıma zaman zaman kısa anekdotlarda anlatacağım.

    ne diyordum kadın kuaförü maceram, evet... işte o zamanlar gözlemlerim bana kadınların paraya, güce geldikleri kuaförde tüm bakımlarını yaptırıp bize yüzlerce lira vermekten çekinmeyecek bir ekonomi istediklerini gösteriyordu. gösteriyordu ama, bu kadınların çoğu çalışmıyorlardı bile. böyle bir şeyi istemeleri haksızlık değil mi diye de kendi içimden bir rahatsızlık duymuştum. bu kadınların ellerindeki tek silah aslında zengin kocalarıyla iyi geçinmekten geçiyordu. çünkü onlarla ne kadar iyi geçinirlerse bizim kuaföre gelip istedikleri bakımı rahatça yaptırmaları da o kadar kolay oluyordu. neticede her şey paraydı.

    işte buradan yola çıkarak, kuaförden ayrıldıktan sonra beni çok kısa yoldan paraya ulaştıracak olan finans piyasasına yönelmeye başladım. ve borsa o zamanlar hayatıma girmeye başladı. bir zamanlarım şiir, kitap, deneme, makale okuyan adamı gitmiş, yerine borsa kitapları, grafikler, analizler ve indikatörler üzerinde çalışan bir adam gelmişti. zamanla bu konuda kendimi
    geliştirerek borsada yaptığım yatırımlarla çok zengin oldum. işte bu zenginlik tam istediğim bir şeydi, çünkü arabam değişmiş, giyimim değişmiş, tarzım değişmiş kısaca her şeyim değişmişti.

    bu değişim sonrası size az önce kuaför örneğinde anlattığım gibi kadınların çevremde gezinmeye başladıklarını fark ettim. hepsi için amaç aynıydı, beni kafalayıp zenginliğimden faydalanarak hiçbir maddi kaygıları olmadan gül gibi yaşamak. ama bu kadınları bir şeyi bilmiyorlardı o da benim onların bu sahte yüzlerini çok önceden gördüğümü. hepsiyle karşılıklı satranç oynadık, bana iyi olduğu konular yani güzellikleriyle hamle yaptıklarında, onlarla bulunduğumuz mekanlarda açtırdığım sayısız şampanyalarla karşılık verdim. yani dolaylı olarak şunu söylüyordum, kim siker sizin güzelliğinizi, bakın ben zenginim.

    tabii bu hamlelerim kadınları adeta deli ediyordu. bir türlü arzuladıkları adam yani benim iplerimi ellerine alamıyorlardı. zaman zaman bu konuda agresifçe tutum takınıyor, yatağıma geliyor ve bana her şeylerini vermekten bile çekinmiyorlardı. ama ne yaparlarsa yapsınlar zekam ve onları tanımam sayesinde beni o karanlık dünyalarına sürükleyemiyorlardı.

    demem o ki dostlarım, artık şiir okumuyorum, tüm konsantrasyonum işim ve gücümde. kadınları ise işte böyle kan kokusu alan köpek balıkları gibi para kokusunu alınca yanıma geldiklerinde, lüks teknemden elimdeki sopayla kafalarına vurarak buranın hakimi benim diyorum.

    size de tavsiyem, bırakın şiiri, ekonomi okuyun. paranızı büyütün, kadınlar adına beyninizin içini şiirlerlerle donatmaya gerek yok. basit olun, akıllı olun, adam olun ve oyunu kurallarına göre oynamayı bilin yeterli.
  • hayatın anlamının şiirle hiçbir ilgisi olmadığının farkındadır. hayatını da şiir uğruna filan sürdürmez. hayata anlam katmanın çok daha kıymetli yolları var ve "edebiyat eşittir şiir" diye bir şey yok.

    insanın en sevdiği şiir, en sevdiği roman, en etkilendiği film vs. olur da şiir okumayan insanın ruhu hakkında kesin yargılara varmak nedir yahu?

    bence genellemelere evrensel bir sınır gerekli artık.
  • şiirler bana yer yer etkileyici gelse de içerik açısından bir okuyan olarak tarafıma yeterli birikimleri sağladığını düşünmüyorum.

    şiir okumak bana, gidip sergide bütün gün uzmanlığı ve teknik bilgisi olmadan resim bakmak gibi geliyor. yapanın sanatına hiçbir şey söylemiyorum, haddime de değil ama okuyan için o kadar da derin şeyler değiller bence. ya da ben o kadar romantik biri olmadığımdan yazılan dizeler bam telimi titretmiyor, öyle diyeyim. anlamsız buluyorum.

    ben okuduğum şeyden bilgi, birikim ve hayalgücü edinmeyi seviyorum. şiir bana bunları vermiyor. herkesin fikri muhakkak farklıdır. sadece şiir okumayan insan öküzdür, okuyan kekodur tantanalarına girmeden önce farklı bakış açılarını yorumlayabilmeniz için paylaştım.
  • yanlışlıkla yunus günçe okumuş ve şiire önyargı oluşturmuş olabilir.