şükela:  tümü | bugün
  • son zamanlarda yakın çevremden ve hemen hemen herkesin dertlerini ve sıkıntılarını dinliyorum. buna ergeni, yaşlısı, orta yaşlısı, zengini, fakiri, işsizi, ünlüsü vs dahil.
    kimisi ayda zar zor asgari ücretle geçinmeye çalışırken, kimisi aldığı kıyafetlerin adetinin neden en az 1000tl civarı olması gerektiğini anlatırken ve saygı görmesi için bunun minimal bir gereklilik olduğuna inanışından, işsiz olup bir şeyler yapmak için hiç çaba göstermeyene, çok işi olup, patronunun arkasından her türlü kötü lafı söyleyip önünde yalaka olmasına, son bir aydır insanları insan gibi görmemeye programlanmış robotlar gibi görmeye başladım.

    herkes daha yakın iletişim kurmak istediğinde dertlerini ve sorunlarını anlatmaya başlıyor. bu samimiyetlik seviyesine uzak olup, daha ciddi problemleri olan insanlar ise sosyal medyada ne kadar eğlendiklerini, ne kadar mutlu yaşadıklarını gösteren gönderiler paylaşıyor ve kendilerinden daha mutlu ama aynı imkanlara sahip olmayan insanları mutsuz ediyorlar. bu insanlar ile olur da baş başa kalırsanız sizi dumur edecek hallerinden, travmalı hikayelerinden bahsediyorlar.
    herşey öyle bir noktada buluşuyor ki her insan bambaşka dünyalarda yaşıyor. yaşadıkları duygular, bunalımlar, gerginlikler, mutluluklar tamamen ortak özellikler.
    bütün bunların arasına herkes kendi inandığı olguya göre daha iyisine sahip olan birisiyle kendini kıyaslayıp mutsuzluk reaksiyonlarını başlatıyor.

    eğer sıkıntı çektiğinizi düşünüyorsanız, lütfen sadece kendi hayatınıza odaklanın.
    bütün diğer insanları ve bu insanların inandığı soyut kavramlardan zihninizi uzaklaştırın.
    bu yapılacak ilk şeydir. insanların çoğunun dertleri hep başkalarının düşünce ve fikirlerine bağlı sebeplerden çıkıyor.
    kendinizle ve doğayla daha yakın bağ kurmaya başlayabilirsiniz. ormana gidip meditasyon yapın demiyorum. özge'nin bodrumda sahilde çektiği hikayeleri izleyip zihninizi bulandıracağınıza, aynı enerjiyi oturup keyif alarak içtiğiniz bir bira üzerine harcayabilirsiniz.
    nasıl mı, biranızdan bir yudum aldığınızda sadece ve sadece bir dakikalığına tadına odaklanın. arpanın mayalanmadan önceki halini, tarlalarda yetişmesini, özge'nin filtrelediği güneş batışı fotoğraflarından daha güzel güneş ışıklarının o arpaların üzerine düştüğünü, güneşten aldıkları enerjiyle yetişmelerini ve ayaklarınıza kadar gelip buz gibi şişeden içtiğiniz ana kadar olanları hayal edebilirsiniz.
    doğayla bağ kurmak bu kadar basit. ilk önce kafanızın içinde gerçekleştirin, fiziksel hali de tavsiye edilir.
    evde veya dışarıda kullandığımız her şeyin bambaşka bir geçmişi ve dönüşümü var ve biz de bu dönüşümün bir parçasıyız. hayat hep 20'li yaşlarda veya 30'larda geçmeyecek.
    farkındalıktan bu kadar uzak olmaya gerek yok, daha yediğiniz içtiğinizin ne olduğunu göremezken, bir yıl sonra işinizde veya hayatınızda hangi konumda olacağınızı neden bu kadar kafaya takıyorsunuz ki.
    birisiyle yeni tanışırken niye kendinizi olduğunuzdan daha süper göstermeye çalışıyorsunuz ki. kendinizi yanlış tanıttıktan sonra nasıl o yanlış halinizde bir başkasıyla sağlam ilişkiler kurabilirsiniz. bu yalana nasıl inanıp sonra ağlayabiliyorsunuz.
    gerçekten içten ve samimi olduğunuz ölçüde doğru insanlara rastlayabilir ve yanlış olsa bile en azından yanlış kişiyi kaybedersiniz, doğru olana yer kalır.

    bütün sistem baştan sona bencillik üzerine kurulu ve sizin paylaşmaktan, değişmekten başka kurtuluşunuz yok. hem dostlukta, hem arkadaşlıkta hem aşkta hem işte.
    emek verdiğiniz işlerde, sizinle aynı konumda veya statüde olan insanlarla birlikte kalkınmayı, paylaşmayı, biraz bencillikten uzak olmayı deneyebilir, ortak yapılan işin gelişimini görebilirsiniz.
    dolar şu kadar olmuş, çomar buna oy vermiş demek yerine, kendi yaptığınız bencillikleri görmeyip, sizden biraz daha bencil olup ve o bencillik seviyesinde olan insanların inançlarına bağlı yaşam biçimlerini kötülemekle bu dönüşüm gerçekleşmiyor.
    çevrenizde değiştirmek istediğiniz her ne varsa hemen ve ilk önce kendinizden başlamalısınız. bunu bir din gibi, günlük ritüel yapar gibi güzel amaçlarınızı günlük kendinize hatırlatacak bir program uygulayıp işe başlayabilirsiniz.
    yaptığınız işi sizden daha iyi yapan birini, siz ve sizin gibilerin yüceltip bu akışın daha liyakatli olmasına göre şekil alabileceği bir sistemden bahsediyorum. zamanında ilkokulda her sabah andımızı okurduk.
    sokakta, kafelerde insanlara baktığımda gözleri kapalı telefonlarına bakan insanlar görüyorum. belki bunlar da güzel tecrübeler ama gerçek insan olmayı biraz tecrübe etmeye çalışsak, insanların düşünce kirliliklerine değil, gerçek olan, hakkı olan, emeği olan, aslında en kolay ve en zor olan şeyin sevgi ve sevmek olduğunu görmeye, bunun yaşadığımız en somut şey olduğuna, yani biz oluşumuzu görmeye başladığımız günleri sabırsızlıkla bekliyorum.
  • özet:
    kimseyi takmadan kendinizi dinleyin.
  • güzel özetlendi.