şükela:  tümü | bugün
  • 140 journos'un yakında blutv'de çıkacak yeni belgesel serisi. 6 bölüm olacakmış.

    https://twitter.com/…nos/status/1113069190452318209
  • memleketimden insan manzaralari sunan guzel bir 140journos belgesel serisi.
  • 3. bölümde freelance takılan bir çocuk adamın olduğu seri. adama çok güldüm. bir yandan mutlu bir hayatı bulmasına sevinirken, diğer yandan bazı aşırı çarpıtılmış düşünceleri olduğunu düşünüyorum. yaşlandığında inşallah şu an ki durumundan pişman olmazsın.
  • bugün izlemeye başladığım, 140 journos'a ait olan kısa seridir. ilk bölümü bitirdim ve şunu söylemeden geçemem :

    nasıl ki öğrenmenin yaşı yoksa, yeni hisler keşfetmenin de yaşı yok.
  • 6. bölüm bi garip olmuş. ilk defa bi 140journos belgeselini yarıda bırakıp kapattım. ilk 5 bölüm iyidi.
  • güzel iş.
  • demek ki yapılabiliyormuş. 2 bölüm izledim ve gayet başarılı buldum.
  • 6. bölümün beyin yorduğu belgesel.
  • harikaydı! keşke bir sezonla yetinmeseler de devamı gelse! malzemeleri o kadar çok ki gelecek sezonları çekmemeleri için hiçbir bahane göremiyorum, lütfen çeksinler!

    ben dizi konusunda dünyanın en müşkülpesent insanı olabilirim. vaktim pek kıymetlidir. ama blutv'de izlediğim, 140journos iş birliği ile çekilmiş bu mini belgesel dizisi, son zamanlarda en çok beğendiğim yerli yapım oldu. herkese tavsiye ederim!

    biraz kapitalizmin insanları getirdiği durum, biraz gerçekçilik ve biraz da sistemin çarkları arasında bir yerlere sıkışmışlık. dizinin konusu böyle özetlenebilir fakat şunun altını ısrarla çizmeliyim ki bu belgeselde anlatılanlar, sadece söz konusu altı adet insanın dertleri ile sınırlı değil; öyle veya böyle, hepimiz aynı dünya düzeninde yaşıyoruz ve burada aslında hepimizin sorunları anlatılıyor.

    --- spoiler ---

    3. bölümden başlayacağım içimi dökmeye çünkü benim kendimle en çok özdeşleştirdiğim oydu. o kişi, düşünsel bazda benim adeta erkek versiyonum xd her cümlesinin altına imzamı atabilirim. huzuru, bağımsızlığı, özgürlüğü, tek başına kafa dinlemeyi çok seven bir birey. onu o kadar iyi anlıyorum ki... tam benim kafadan! hayatını anlatan, mecbur kalmadıkça evden çıkmayan bu adama "çocuk-adam" diyen ekşiciler olmuş -gerçi ben de esasen çocukça bir ruh taşıdığımı yakın geçmişte anladım ama konumuz bu değil- oysa kendi rahatını düşünüp kimseciklere zarar vermeden alternatif bir yolla çalışıp üreterek yaşamak, çocukluktan ziyade yeni yöntemlere açık olmaktır. kendi de diyordu zaten, türk insanının şikayet edip durduğunu ama çözüm için harekete geçmediğini. geçene de böyle çocuk mocuk diyorsunuz, insanların cesaretlerini kırmayın bence. bu arada onun anlattıklarını, sözlük'te konusu açılınca bahsettiğim bazı durumlara çok yakın buldum. misal (bkz: evden çıkmak istememek/@girdaptaki)

    elbette sıkışmışlık'ı kaliteli yapan tek bölüm, 3.sü değil. hepsi birbirinden iyi. örneğin

    1. bölümdeki engelli kardeş, toplum tarafından sınırlandırılmayı iliklerine dek hiseeden bir sanatçı ve: "birkaç defa depresyona girmiş bir insan, eninde sonunda çıkacağını bilir ya... sıkışmışlığın içinde kalma süren arttıkça önceki tecrübelerinden referans alıp bunun da biteceğine olan inancın yok oluyor. nereye gidersen git, bunu yaşıyorsun" diyerek şahane bir tespitte bulunuyor. sonra hayatındaki önemli birkaç unsuru sıralayıp: "onların bana ihtiyacı yok, benim onlara çok ihtiyacım var" diyerek ağlaması yürek burktu. aslında her birimiz, kendi hayatlarımızda bu roldeyiz. "üzülme, yaşamın kuralı bu" diyesim geldi.

    2. bölümdeki hayvansever abinin, baktığı kediler/köpekler nedeniyle düşman edinmiş olması ise halkımıza dair üzüntü ve öfke veren bir durum. türkiye'de böyle bir gerçek var maalesef. kimseyi rahatsız etmeyen, kimseye sataşmayan, sakin mi sakin, uysal mı uysal hayvancıkları besliyor diye zavallının başına gelmeyen kalmamış. içim nasıl sızladı... küçükken benim pencerede beslediğim güvercinleri, çok kaka yapıyorlar diye, istemeyen vicdansız komşularım vardı :( onlar geldi aklıma. sinirlendim.

    4. bölümdeki tır şoförünün, belgeseldeki en gariban kahraman olduğunu düşünüyordum ki kendi ağzıyla: "garibanın çilesi ölünceye kadar" dedi. bu bir cümlesi bile dünyanın işleyişine dair her şeyi özetliyor. hakkını alamayışları, dolandırılışları ve çile dolu yaşamıyla devletin/medyanın görmezden gelip pek göstermediği türden bir hayatı anlatıyor. acı gerçekleri aktarıyor. çok üzücü...

    5. bölümü izlerken aklıma hep ekşi sözlük'teki öğretmen düşmanlığı geldi -öğretmen değilim- her meslekte iyiler ve kötüler varken burada sanki türkiye harikalar diyarıymış da tek sorun öğretmenlerdeymiş gibi davranılıyor. bu bölümde, son yıllarda artan öğretmen intiharlarına değinilmiş olmasını özellikle takdir ettim. atanamayan öğretmenler maddi manevi ne zorluklar çekiyor, nasıl hayal kırıklıklarıyla mücadele ediyor sorularının yanıtları gayet iyi yansıtılmış.

    6. bölümdeki dörde bölünmüş ekran ve farklı kişilerin aynı anda konuşması, benim gibi hem konsantrasyon sorunu olan hem de detaycı izleyiciler için pek hoş değil. cümleleri kaçırmamak için bazen geri sarmam gerekti. onun dışında teknik bazda olmasa da içerik bazında iyi bir bölüm. epilepsi hastalarının hayatlarının çok zor olduğunu, kulaktan dolma bilgilerle biliyordum ama onların kullandığı psikiyatrik ilaçların adlarını öğrenip bu talihsiz şahıslara: "sen delisin demek ki bunu kullandığına göre zaa xd xd" yapan terbiyesizlerin varlığından bu bölümle haberdar oldum. biraz araştırdım da beyin fonksiyonlarının düzelebilmesi için yeri geldi mi şizofrenlere verilen ilaçlar bile veriliyormuş sara hastalarına. kaldı ki şizofrenle bile dalga geçmeye kimsenin hakkı yok! bu bölümdeki hasta, gördüğü muameleler -hem dostça hem de düşmanca muameleler- nedeniyle çok ağır sorunlar yaşayan biri. ailesinin ona olan korumacı tavrı bile onun karakterinde yara açmış. sara hastalarının hayatlarını bu açıdan düşünen pek yoktur mesela. epileptiklere karşı bir tür farkındalık yaratır umarım.

    --- spoiler ---
  • 1 ve 3. bölümlerini izleyip inanılmaz beğendiğim bir yapım.

    özellikle 3. bölümdeki arkadaş hislerime tercüman olmuş. kesin burda yazardır bu arkadaş. yaz abi tanışalım, evden fazla uzaklaşmadan oturur sohbet ederiz bir yerde.:)