şükela:  tümü | bugün
  • "there will always be a part of me that is dirty and sloppy, but i like that, just like all the other parts of myself."

    nereye gidiyor acaba derken, beni bu repliği ile tutup kendine çeken bir film. yılın diğer filmleri ne olur şu an bilmiyorum ama, bir "mükemmel insanlar silsilesi" arasında yaşayıp hiç de mükemmel olmayan hatta yanından geçmeyen, aslında o "mükemmeller kasabası" sakinlerinden biri olmayı da hiç istemediğini içten içe bilen ama çevre, ah o lanet olası çevre yüzünden kendini off the track, bir nevi hatalı ürün hisseden herkesin izlemesini tavsiye ederim.
    izleyin ve görün. yaşıtlarının çoktan yapıp bitirdiği her şeyde biraz geç kalan, kendisi hala yüksek lisansla uğraşırken ve ardını zor toplarken, çevresindeki mükemmel örneklerin her biri her işlerini mükemmel bir şekilde yoluna koymuş, mükemmel başarılara imza atmış, mükemmel ilişkilere sahip olmuş, patır patır mükemmel evlilikler yapıp seneye de çatır çatır mükemmel çocuklar doğuracak olan biri olarak, aslında farkında olduğum çoğu şey, bu filmin sahnelerine ve repliklerine özenle gömülmüş ama haberim yokmuş.
    hayatım boyunca en çok özendiğim şey, gece 02:00'da yatıp sabaha karşı 5:00'te kalkıp ders çalışma yeteneği olan insanlardı örneğin, özenilecek onca şey varken. çünkü ben gamsız tembelin tekiydim ve pratik zeka ile işi yürütsem de zaman zaman cortladığım oluyordu. sevgilileri tarafından hiç kırılmayıp hep el üstünde tutulanlara özendiğimde oldu, çünkü ben kırıla döküle, şu eski zamanlarda yastığının altında hançerle uyuyan devlet adamları gibi olmuştum, aşk algım "seni olup olmadık şeylerden kıracak ve asla x ile y'nin aşkı gibi harika bir ilişki sahibi olmayacağınız bir cisim hızla yaklaşıyor komutan logar" gibi bir cümleden ibaret kalmıştı.
    bu film entrisi oldukça kişisel bir hal almak üzereyken, kısaca, halkın gözünde mükemmeller mükemmeldi, bense bir "zeki ama çalışmıyor fact", anlatılan başarı hikayelerine bir oda öteden maruz kalırken, celal tan ve ailesinin aşırı acıklı hikayesi'ni adeta tek kişilik üstün performansla oynuyordum ahahaha.
    film boyunca çoğu yerde gayet gözyaşlarımdan ekranı göremeyecek kadar ağladım ve eğer bu kaybeden duygusunu bir yerde ucundan tutup -tamamını olmasa bile- yere vurmamış olsaydım her şeyin gereksizce beter bir hal alacağını, aslında içinden çıkılabilir durumlar yüzünden neredeyse kendimi hasta edeceğimi bir kez daha gördüm.

    bu harika terapi seansımızdan sonra sırayı filme bırakmak istiyor ve azimle okuyan herkesin gözlerinden öpüyorum:

    --- spoiler ---

    jennifer lawrance yeni kuşakta en beğendiğim kadın oyuncu, bebeksi ya da şirin olmayan sert güzelliğini, abartısız oyunculuğunu seviyorum çok. filme gitmemde afişte yüzünü görmemin etkisi büyüktür. yine hiç şaşırtmamış ve harika oynamış.
    aile ortamı muazzam. dünyanın neresinde olursa olsun ailelerin başkasının mükemmel çocuklarını överken kendi çocuklarını da içten içe ne kadar sevdikleri ve endişeden zaman zaman çaresiz kaldıkları çok güzel yansıtılmış, öyle ki film süresince ailenin bir parçası oluyorsunuz, hepsini ayrı ayrı seviyorsunuz.
    durmadan kendini öven, kardeşi işini ve eşini kaybetmiş bla bla bla iken onun tam tersi olan mükemmel abi jake'a inanılmaz bir antisempati geliştirirken, aslında mükemmelliğin iyi bir kardeş, arkadaş vb. olmaya engel olmadığını, bu insanların da var oluş amacının, eksiklerinizi yüzünüze vurmak olmadığını da görüyorsunuz. o da öyle biri işte.
    pat öyle biri, tiffany öyle biri, tiffany'nin mükemmel bir anne ve eş olan ablası da öyle biri. aslında herkesin "öyle biri" olduğunu kabullenip "ben de böyleyim" diyebildikten sonra çoğu şey çok daha kolay.

    baba robert de niro ve tayfasının dans müsakabasının yapılacağı salona koştukları sahneler, kriz ve atak sahnelerinde anne babanın çaresizliği, her gelişinde "vah yine götürecekler" dediğim danny'nin dahil olduğu dans sahneleri ve pat ile tiffany'nin efsanevi dans performansı en harika sahnelerdi.
    yazan çok iyi yazmış, yöneten çok iyi yönetmiş, oynayan çok iyi oynamış. emeklerine sağlık.

    ek: lincoln'ün karşısında en iyi erkek şansı çok az ama, en iyi yardımcı kadın, en iyi yardımcı erkek, ve en iyi kadın oyuncu dallarında ödülü kapmasını temenni ederim.
    --- spoiler ---
  • hakkinda yazilan entrylerin cogunu okuduktan sonra yapilan yorumlarin ozetinin su sekilde gerceklestigini gordum.

    - ortalama bir romantik komediden cok farkli.
    - jennifer lawrence cok guzel, bradley cooper cok yakisikli.
    - basrol ve yan rollerdeki oyuncular harika oynamis.
    - kitaptaki tadi bulamadim, bazi olaylar cok havada kalmis.
    - karakterlerin ici tam doldurulamamis.
    - ilk 10 dakikasini izleyerek sonunu tahmin edebiliyoruz.

    film hakkinda yapilan bu genel yorumlara katilmakla beraber, filmde ustune basa basa kac kez yapilmasina ragmen bir kisinin bile yazmadigi olay var. bu da yonetmenin gozumuze sokarak yaptigi amerikan hayati elestirisi. surekli isini kaybeden insanlardan, bu nedenle psikolojisi bozulanlara, birbirinin yuzune gulen insanlarin arkadan soyledigi sozlere, morali cok bozuk olan birinin ipod alinca moralinin birden duzelmesine, insanlarin dunyada olan bitenden haber olmayip hayatlarini amerikan futbolunu izlemeye adamalarina, barda sarhos olan insanlarin sevgililerini unutup farkli bir kimlige burunmelerine, ciftlerin cogunun mutsuz evlilik yasamalari ya da bosanmalarina kadar en ince detaylara kadar amerikan insanin yasadigi hayat abartisiz ve eksiksiz gosterilmis. sirf bu durum bile filmin farkli oldugunu, sonu basindan tahmin edilse bile izlenebilirligini hic kaybetmemesini sagliyor.
  • garden state kokulu filmdir benim için.

    sinirlerim mi bozuk nedir.. resmen çirkinleşerek ağladım.

    öyle asil asil değil; baya yıldıztilbemsileşerek ağladım. hala kurumadı gözlerim. duygusallığa inanmıyorum ama bi ıslaklık var.

    şu an, ayaklı bilinçaltı gibiyim. çocukluğumdan girdim; bugünümden çıktım. taa diplerde canımı yakan ne varsa, jilet attım içime. zamanı gelmiş heralde.. onlar vanayı açtı. ben de durur muyum; bastım gözyaşını..

    --- spoiler ---

    baba-oğul konuşmasında, baba hislendi gözleri doldu ağladı ya; ben çeşmeleri açtım
    kız, yarışma günü, adamın karısını salonda görünce delirdi ya, o kız benmişim gibi kaderime yandım
    sonra adam, karısıynan konuşmasını bitirip sokağa koştu kızı kucakladı; öptü ya..
    --- spoiler ---

    ondan sonrasını hatırlamıyorum. resmen omuzlarım titreye titreye, manyak türk filmi kadınları gibi ağladım. ama çirkindim yani. sinematografik değil, tükmüklü mükmüklü filan ağladım böyle..
  • --- spoiler ---

    pat koşu yaparken, tiffany'in kenardan"hey!" diyerek fırlayıp, pat'in peşine takıldığı sahnedeki o muhteşem jennifer lawrence tatlılığı ve sempatikliği ile aklıma kazınmış film.
    --- spoiler ---
  • oscar'lik bir film olmadigi daha once 82 kere yazilmis oldugu icin bu noktayi es gecip kisaca ''ana fikri 'insana insan gerek' olan film'' diye tanimlamak istedigim yapit.

    --- spoiler ---

    filmde 'deli' diye yargilanan bazi insanlarin 'akilli' gecinenlere kiyasla bazen ne kadar akliselim sahibi olabildigini gormek guzeldi. pat'in veronica'nin kocasina ''garajda metal dinleyip orayi burayi parcalamakla evliligini duzeltemezsin'' demesi gibi.

    --- spoiler ---
  • borderline kişilik bozukluğu olan tiffany karakteri için izledim bu filmi. kendimde göremediğim hataları sorunları böyle filmlerde görerek bu hastalıktan kurtulabilirmişim gibi geliyor bazen. neyse, öncelikle bu karakter gerçekten ağır borderline bunu belirtmek lazım ve kadının oyunculuğu gerçekten süper.

    filmde gerçekten borderline kişilik bozukluğu olan birinin hissettiklerini hissedebilirsiniz. ben mesela birkaç örnek vereyim**

    pat ve tiffany ilk buluşmalarında kavga ederler. kavgayı başlatan tiffany'dir çünkü pat'in onu eleştirdiğini sanar daha doğrusu söylediği küçücük laftan dolayı ona sinirlenir, restorandaki masanın üstündekileri devirir ve bağırarak dışarı çıkar. tiffany peşinden gelen pat'e dışarıda nefret da kusar.

    ona korkak der
    onu suçlar
    ona içini açınca anında yargıladığını iddia eder
    bağırarak geçmez tabii siniri, hızını alamayan tiffany pat'in onu taciz ettiğini iddia eder
    çığlık ve gürültüleri duyan pat'den sorumlu polis keogh gelir ve pat'i suçlar
    polisin pat'e akıl hastanesine geri dönmek zorunda kalacağını söylemesiyle bayan borderline birden yumuşar
    içini çok yoğun bir acıma ve pişmanlık duygusu kaplar ve pat'i savunur

    işte bu birinci örnekti, aniden değişen ruh hallini cok iyi yansıtmışlar filmde.

    gelelim ikinci örneğe bu kısmı izlerken resmen gözümden yaş geldi.
    bu anlatılmaz izlenir.

    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7

    gördünüz. arkasına dönüp gidiyor ya o an aklından geçenleri o an hissettiklerini böyle sanki içimde hissediyorum, sanki yaşıyorum o anı.

    içinden "hayır!" diyor. "kendime yakıştırdığım bu mu?" diyor. "insanlar beni bu şekilde mi tanıyor? ölen kocamın iş arkadaşı bile bana seks teklifi ediyor resmen!" diyor.

    "evet kendimi az önce fahişe olarak tanıtmış olabilirim, öyle davranıyor olabilirim ama ben hala unutmadım ki tommy'yi! ben onu aslında hep çok sevdim, ben onsuz yapamadım ve ben ona eskisi gibi bağlı kalamadım, çünkü o birden öldü, birden gitti, beni bıraktı ve ben aslında bu kadar çok kişiyle cinsel ilişkiye girip sadece onu unutmak istedim. sadece başkalarının bana bu şekilde değer vermesini istedim. onun bana değer verdiği gibi başkaları da değer versin istedim ama aslında herkesle yatan biri değilim ben. öyle bir insan değilim çünkü içimde çok fazla karışık duygular var...
    her zaman içimdeki sesler de ben değilim...
    anlayın beni...
    kızmayın bana...
    yargılamayın beni...
    iyileştirin beni...
    hepiniz gidin çünkü anlamıyorsunuz...
    yalnız bırakın beni."

    bunları tiffany demiyor ama o karakter gerçekten yaşasa derdi kesin.

    öyle işte, çok saçma değil mi?
    bence saçma.
    ve iğrenç hissettiriyor.
    ve kendinizden tiksindiriyor.

    albüm de yaptım resimler için. filmi her seferinde açmasam da resimlere bakıp bakıp kendimden de tiffany karakterinden de daha çok nefret ediyorum.
  • kitabını okumadan izlediğim için beğendiğim delice bir aşkın filmi.

    aralarındaki onca yaş farkına rağmen jennifer lawrence ve bradley cooper ın kimyası çok tutmuş. tüm oyuncuların performansları mükemmeldi ama özellikle pat çok güzel canlandırılmış. daha önce sadece hunger games de izlediğim için sanırım ben jennifer lawrence'ın bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, bayıldım kendisine. bradley cooper'da sanırım takım elbisenin en yakıştığı adamlardan bir tanesi,diğer filmlerine göre çok kısa süre giydi ama olsun.

    --- spoiler ---
    totem olayının bu kadar ciddiye alınması beni çok eğlendirdi.
    dans sahneleri de çok güzeldi. özellikle yarışmadaki dans tekrar tekrar izlenesi olmuş.
    yarışma sonucu açıklanınca bizim tayfanın tepkisine kahkaha attım.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    senaryo yok, romantik komedi, oscar adaylığını haketmiyor falan.. bu yorumlar ve bakış açısı memleket kültürünün bir yasıması bence. amerika hayranı falan değilim, hatta yer yer militarist eğilimlier gösteren milliyetçi biriyim sanırım. neyse... disclaimerı kısa keselim: adaylığı anlayamazsın, çünkü amerika'da psikiyatri üzerine konuşmak, psikoloğa gitmek; hayattaki olayların sebep olduğu ruhsal düzensizilklere grip, astigmat, burkulma gibi yaklaşmaktan çok farklı değildir. ortalama bir türk vatandaşını çekip konuştuğunda adam en kral add, ocd semptomlarını taşısa, kadın manik depresif tandanslar gösterse dahi farkında bile olmuyor genlede. "tez canlıyım... ben bunlara gelelem abi" ya da "selahattin abi sinirli adam. ayşe teyze de çok titiz canım" diye karakterin bir parçası addediliyor. oysa ortalama bir amerika'lıdan "akşam add'im azdı", "ocd başlangıcı var" bende diye lafları kolayca duyabilirsiniz... faranjitim var grip oldum gibi.

    bu filme romantik komedi diyenler çok şanslı demiştim. evet... zira pat'in nikki saplantısının nasıl, çöp poşetiyle koşmaya kadar gittiğini anlamlandıramamıştır. tiffany mektubu nikki'ye vereceğim dediğinde heyecanlanıp, kafasında onlarca senaryo kurmaya başlayıp nasıl sardırdığını ve paniklediğini anlamamıştır. silahlara veda'yı anlık sinirle neden attığını ve gecenin o saatinde hayattaki en önemli şeymiş gibi kitabın sonuna takılmasının ne semptomu olduğunu da... fazla düşünmekten, yanlış kararlar alıp; arkadaşının evinin kapısında son anda "lan olmadı bu forma, keşke adam gibi giyinseydik" diye takılıp geri dönmeye kalkmasını da... tiffany'nin orospu diye kestirip atılan karakterinin altındaki hikaye, "kocam benimle sevişecek diye öldü... o zaman ben de herkese vereyim artık" diye mi anlaşılıyor bilmiyorum.

    pat'in nikki saplantısı, "karısı aldatmış, ama yazık adam hala seviyor"a mı indirgeniyor? nikki tiffany'den güzel falan değildir ve pat'i aldattığı tarih hocası da kelli felli bir adamdır. pat'i canlandıran bradley cooper abimiz yanında akhilleus gibi kalır. bu da tesadüf müdür? klişe midir? alakası yok.

    ya robert de niro'nun totem takıntısına ne demeli? kaçınız fener galatasaray maçında yer değiştiriyorsunuz gol yiyince? şu hayatta en gelemediğim "abi şurda izleyelim yeniyoruz" , "abi senile maça gelmem bi daha, uğursuzun" muhabbetlerine karşı tiffany'nin verdiği ayar kendi içinde tedavi tüyosu da vermektedir bu tarz takıntılara.

    ben mi deliler içinde kaldım bilmiyorum ama asansör'de koku saçan o fısfıs aletin kokusuna takıldığı için pili çıkaran iş arkadaşım var benim, daha yeni tanışıp beraber gittiğimiz maça, "abi bi daha seni çağırmam, ben şükrü saracoğlu'nda mağlubiyet yaşamadım" diyebilen arkadaşım var. her gece fırın kapalı mı diye kontrol etmeden uyuyamayan arkadaşım var. ellerini yıkamaktan, elleri yara olmuş arkadaşım var... tam 20 dk sadece el yıkayabiliyor adam. avukatlıkla uzaktan yakından alakası olmadan, sadece fenerbahçe'li olduğu için şike davasının 10 binlerce sayfalık tape'lerini okuyan ve inception'a taş çıkartacak karmaşıklıkta iç içe komplo senaryoları kurabilen arkadaşım var. braga'ya yenildik diye, kontrolü kaybedip tt arena'da kayamakam arabasına tekme atabilen arkadaşım var. bunların hepsi işinde gücünde mühendisler ve çok azı bunlardan rahatsız malesef.

    öyle bakınca da, bu film romantik komedi oluyor tabi; aslında en kötü işlediği kısım aşk hikayesi kısmıyken.

    --- spoiler ---
  • şahsen çok beğendiğim bir film olmuştur. bradley cooper'a da noluyorsa artık, hangover'ın deli dolu gencosu, çalınmış hayat the words ve de bu filmle birlikte bildiğin master oyuncu kıvamına erişti. saygılar bizden.

    bu arada filmde yan koltuklarda 4 kişilik kızlı erkekli 30larında bir grup vardı. ilk yarı boyunca ofladılar pufladılar telefonlarıyla oynadılar.
    ara olunca da, "-bu ne ya, kafa dağıtmaya geldik kafam şişti. habire konuşuyorlar takip edemiyorum. " nidaları eşliğinde salonu terk ettiler.
    bunlar şimdi film ödül falan alınca da dumurdan dumura koşarlar.

    neyse çok tatlı filmdir, sonlara doğru gözden yaş da getirtmeyi bilmiştir.
  • son 31 yılda tüm oyuncu kategorilerinde oscar'a aday gösterilen ilk film olmuştur. (bkz: reds)