şükela:  tümü | bugün
  • david o russell'ın ne kadar güzel bir romantik komedi yönetmeni olduğunu bir kez daha gözler önüne seren bir film. her ne kadar yönetmen yaptığı iki tane drama soslu kahramanlık filmiyle adını duyursa da kendisinin temeli komedidir.
  • son 31 yılda tüm oyuncu kategorilerinde oscar'a aday gösterilen ilk film olmuştur. (bkz: reds)
  • million dollar baby'den sonra büyük beş olarak kabul edilen dalların hepsinde aday olan ilk film olmuştur. hem büyük beş'te hem de dört oyunculuk kategorisinin dördüne de aday olan oscar tarihi'nin nadir filmlerinden biri. diğer filmlerden olan a streetcar named desire'ın sonu hüsran olsa da bunun ki olmaz gibi geliyor hüsran derken 4 ödül kazanmışlar ama en iyi film'i kazanamamış. o kadar büyük bir favori değilken şimdi lincoln'den sonraki en büyük favori oldu gerçekten de bütün adaylıklarını ve kazanacağı tüm ödülleri hakediyor.
  • kazanır mı bilmem fakat tüm adaylıklarını sonuna kadar hak eden dört dörtlük bir film.

    başrol olmasından ötürü bradley cooper'ın oyunculuğu daha bi dikkat çekse de tüm kastın mükemmele yakın ve uyum içindeki oyunculuklarını da takdir etmek gerek ki akademi de etmiş zaten.

    başrollerin uyumuna da bayıldım.

    yazar ve yönetmene de saygı çünkü bu türden bu kadar adaylık çıkartacak bir iş var ortada.

    tabi içinde felsefeli diyaloglar ve şatafatlı sahneler barındıran ve "bi film izledim hayatım değişti" dedirtecek bir film değil. günümüz romantik komedi-dram filmi. övgü ve beğeniler filmin türünün sınırları içinde değerlendirilmeli.

    bence bu türde son zamanlarda çekilmişlerin en iyisi.

    8.2/10
  • bradley cooper'ın döktürdüğü film olmuş kesinlikle. jennifer lawrence ile ikisi ancak bu kadar iyi bir uyum yakalayabilirdi. filmde dram da var, mizah da var, aşk da var, dans da var ve hepsi de o kadar dozunda, o kadar güzel iç içe geçmiş ki sizi alıp götürüyor film. diyalogları özenli yazılmış, yan roller çok iyi seçilmiş. ah bir de sonu biraz özgün olsaydı (filmin gidişatına göre değişik bir final bekliyordum, ne yalan söyleyeyim) kusursuz olacaktı ama bu kadarı da son yıllardaki türdeşleri arasından sivrilmesine yetmiş. jennifer lawrence'ı böyle bir karakterde ve imajda görmek ise ayrıca çok hoştu , o da çok etkili bir performans ortaya koymuş. yardımcı rollerde ise robert de niro ve chris tucker'ı özellikle beğendim. sonuç olarak oldukça keyifli, kaliteli, yer yer de dokunaklı, izlemeye değer bir film olmuş silver linings playbook. 8/10
    edit: uyarlama olduğunu unutmuşum ama olsun. finali kitapla aynıysa değiştirilebilirdi, değilse de daha özgün olabilirdi.
  • aylardır beklediğim filmdir.

    öncelikle başrol oyuncuları ile ilgili birkaç kelamım var. jennifer lawrence'ı seneler önce burning plain'de izlemiş, çok etkilenmiştim. o günden bugüne izlemediğim hiçbir filmi yok. hatta evrilişine öylesine kaptırdım ki kendimi hunger games işkencesine bile katlandım. bu filmde rolüne yine süper bürünmüş ve bazı sahnelerde filmi değil kendisini izlemeyi tercih edebilirsiniz. bradley cooper için düşündüklerime gelirsek, kendisi bu film ile anne hathaway'in rachel getting married ile yaşadığı dönüşümü yaşayacak diye düşünüyorum. hayırlısı.

    filme geri dönecek olursam az biraz spoiler ile; kitap uyarlaması olmasının da etkisiyle muhteşem ayrıntılar yakalanmış.

    (bkz: west side story)
    (bkz: ernest hemingway)
    (bkz: lord of the flies)

    hoşuma gidenleri tek tek sıralamaya üşeniyorum şu an ama; pat'in baltimore'dan arkadaşının her ortaya çıktığı sahne (özellikle dans provasına gelip "black it up man" dediği an) ve yine pat ve tiffany'nin ilk akşam yemeklerinde, pat'in raisin bran yemeği seçmesi ve bunu regular date değil, arkadaşça bir yemek yediklerini ispat etmek amacıyla kullanması beni yakaladı.

    en kısa zamanda kitabını alıp okuyacağım zira filmi keşfedişim jennifer lawrence'a olan zaafımdan kaynaklıydı.
  • 2013 oscarlari icin kazanamayacagi pek cok odule aday olmus filmdir.

    en iyi film kategorisiin zero dark thirty ile beraber en zayif film.

    en iyi aktoru daniel day-lewis kesin alacak gibi gorunuyor.

    en iyi aktrist cok zorlu. jennifer lawrence'in jessica chastain ve emmanuelle riva'nin onune gecebilecegini sanmiyorum.

    en iyi yardimci erkek oyuncu'da de niro, philip seymour hoffman ve alan arkin'i nasil gecer. o da muamma.

    en iyi kurgu ve en iyi yardimci kadin oyuncu mumkun gorunuyor.

    en iyi yonetmende de haneke, and lee ve spielberg, david o. russell'in onunde.

    best adapted screenplay konusunda ise hicbir fikrim yok
  • sonu belli bir romantik komedi. tipik bir hollywood filmi. hoşça geçirilecek 2 saat.

    fazlası değil.

    --- spoiler ---

    filmle ilgili beni tek yanıltan klişe; film boyunca izleyenlere pat'in şizofren olduğunu düşündürtüp, finalde ters köşeye yatırmasıydı.

    --- spoiler ---
  • adından da anlaşılabileceği gibi şayet feel-good movie diye bir kategori varsa rahatlıkla içine girebilecek film. izlerken çok keyifli vakit geçirdim klişesini hak eden bir film de değil ama. bu filmi bir hollywood klişesi olmaktan öteye taşıyan ve oscar adaylığını açıklayan şeylere gelecek olursak:

    öncellikle filmin görüntü yönetmenliğine bayıldığımı söyleyebilirim, bu yüzden hiç üşenmedim ve araştırmamı yaptım. karşıma masanobu takayanagi diye bir isim çıktı. kendisi the grey ve babel gibi filmlerde de çalışmış bir sinematograf olarak oldukça başarılı bir iş çıkarmış filmde.

    oyunculuklara zaten diyecek söz yok. bradley cooper ve jennifer lawrence alışkın olmadığımız rollere bürünmüş olarak karşımıza çıkmışlar ve ikisi de bu işin altından fazlasıyla kalkmış gibi. yine de en iyi aktör ve aktris ödüllerini toplayacaklarına ihtimal vermiyorum. özellikle kabul edelim bradley'nin daniel day-lewis karşısında şansı az bir de söz konusu abraham lincoln rolünde bir daniel day olunca...

    robert de niro'nun oyunculuğu çok şöyle böyle demeye gerek yok sanırım. adam zaten aşmış ama bu filmde ocd sahibi bir baba rolünde ayrı bir sevimli kendisi. ayrıca belirtmeden edemeyeceğim, tüm film boyunca bahisçisi randy ve de niro'nun fila sponsorluğunda naylon eşofmanlarla (ve tabii ki altın zincirlerle) boy göstermesi, böyle emekli olduktan sonra restoran işine girmiş italyan mafya babası izlenimi verdi. ya da ben de niro'yu bu imajdan bağımsız düşünemiyorum.

    filmin akademi ödüllerinde little miss sunshine ile aynı kaderi paylaşacağına inancım var. little miss sunshine'ın aksine en iyi senaryoyu alamaz muhtemelen ama en iyi yardımcı kadın/erkek oyuncu dallarında, en azından birinde, bir ödül alacağına inanıyorum.

    filme dair güzel bir ayrıntı da müziklerdi sanırım. özellikle girl from the north country'nin çaldığı sekans beni baya etkiledi.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    sonuna gelirsek; mutlu son olsa bile öyle ezik adam taş gibi kızı kaptı gibi bir hollywood klişesi yoktu ortada. ben son noktaya kadar bir aksilik çıkacağını düşünsem de bradley'nin hemingway'in kitabını çok depresif bulup, mutlu bitmediği için camdan dışarı fırlatarak isyan etmesi ve mutlu sonlara dair isteğini dile getirmesi ve filmin adında geçen silver lining kalıbı zaten filmin sonuna dair işaret vermiş. mesele "işaretleri okumakmış". zira sorunlu insanların hikayesi sadece biraz daha hafif bir tonla işlenmiş bu filmde. ama işlenmiş ve karakterlerin hepsi sorunlu bir noktada. bu yüzden böyle her şey normale döndü diyemeyiz ama sanırım bütün karakterler kendiyle barıştı bir noktada. bu mutluluksa mutlu sonla bitti film, evet. ayrıca filmin klişe romantik komedilerden olmama gayretini bradley'nin eşi ile yaptığı son konuşmada görebiliriz mesela. filmin yönetmeni david o. russell'a göre bu sahnedeki diyalogun duyulmaması bilinçli bir hareketmiş, klişe bir veda konuşması ortaya çıkmasın diye o şekilde yapılmış yani.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
  • "umut ışığım"ın afişini hürriyet gazetesinin pazar günkü ilavesinin ilk sayfasında gördüğümde, üzerinden henüz bir hafta dahi geçmemişken hakkında sözlükte entry yazacağım aklımın kıyısına dahi gelmemişti. ankara'daydım, ve bu gazetenin ailemle ancak iki ayda bir yapabildiğim pazar kahvaltısını süslemekten başka bir işlevinin olmaması gerekiyordu. dahası, filmin, (kalite göstergesi olarak benim için pek fazla anlam ifade etmese de) en kayda değer oscar ödüllerinin tamamında adaylık kazanacak kadar sükse yaratacağını da beklemezdim. ömür gedik hanımefendinin yetkin bir sinema eleştirmeni diye önümüze koyulduğu boktan bir film ekinin şişirdiği bir çeşit sıradan romantik-komedi olarak belleğimin bir köşesinde yer ederdi belki; eğer siz değerli ekşi sözlük yazarları olmasaydı. ufak bir yanlış anlaşılmayı hemen düzeltiyorum: silver linings playbook'un, solfreym'de sürekli rast gelmeme rağmen bir kez olsun merak edip okumadığım, isminin güzel bir tınısı olan esrarengiz filmler listemin [bu listenin tepesinde das leben der anderen bulunuyor, neyse ki geçen gün odamı düzeltirken dvd'sine denk geldim, nasıl geldiğine dair bir fikrim yok, konu da bu değildi zaten neyse] bir öğesi olmaktan kurtaran şey, film hakkında yaptığınız değerli yorumlar değil, kafa dağıtmak maksadıyla gitmeyi düşündüğümüz vizyondaki diğer filmleri yerin dibine sokmanız. her ne kadar bu yanlış yöntemlerle doğru bir sonuca ulaşsak da, yani keyif aldığımız birkaç saat geçirsek de sanırım bu takıntılı davranışımdan sıyrılmam gerekiyor. killing them softly diye bir şey varmış, tam da o an gidilmek istenilen türden bir film olduğunu düşünüyorum, sözlüğe giriyorum ve ülkenin en önemli sosyologlarının, saygın kuramcılarının yapımcılara bir ana avrat sövmediğinin kaldığına şahit oluyorum. jack reacher var diyor kanyon'un sinema sayfası; aksiyonlu, tomkrüyz'lü bir eser, herhalde budur diyorum, sözlüğe giriyorum, aman tanrım, sinema sanatından soğuyorum adeta, bir mastürbasyondan bahsediliyor, katie holmes mu bu arada kaynayan diye merak ediyorum (ağabeye magnolia'daki akıllara kazınan performansından ötürü saygım sonsuz). velhasılı kimin özdilek sinemasında üç liraya film izlediğinden tut, kimleri olası amerikan toplumu tartışmalarında ciddiye almamam gerektiğine kadar birçok şey öğreniyoruz, ve eytere bea diyerek bunu izlemeye karar veriyoruz. benim silvırlayningspıleybuk hakkında anlatacağım en güzel hikaye budur; yine de o esnada içtiğim biraların da etkisini göz önünde bulundurarak filmin hoşuma gittiğini belirtiyor, kumanda takıntılı röbert de niro'ya, başroldeki delikanlı ile hanım kızımıza teşekkürü bir borç biliyor, ve sözlükte bu hususta kullanılan en yaygın algoritmayla altyazı'nın son sayısını okumaya kaldığım yerden devam ediyorum: 7,5 * *

    edit: yazacaktım, unutmuşum; bret easton ellis'in filme methiyeler düzdüğünü okudum entryler arasında; ki teyit ettim hakikaten öyle. kendisinin twitter'de sinema hakkında yazdıklarını şaşkınlıklar içinde okuyan birisi olarak seyirden önce bu durumla karşılaşmış olsaydım, kesinlikle filmden uzak dururdum.