şükela:  tümü | bugün
  • bundan ayrı olarak bazıları da bilinen tüm fizik kanunlarını bir araya getirip 768000 çekirdekli 1 petabyte ramli bir süperbilgisayar'da evrenin simülasyonunu oluşturmaya çalışıyormuş: http://www.gizmodo.com.au/…uses-an-entire-universe/

    haberin altına yapılan bir yorum ise yarmıştır:

    "question is........

    can it run crysis at full spec?"
  • kesinlikle microsoft lisanslı bir yazılımdır yoksa bu kadar çok hata olamazdı.
  • epeydir uzerinde dusunuyorum ve cevabi buldum: rosebud adamin annesine ve cocukluguna duydugu ozlemi sembolize ediyor.

    neyse gelelim bu konuya; simulation argument diye aratinca cikan ilk on sayfayi tum html tagleriyle beraber hatmettiginizi varsayiyorum (sinavda hepsi cikacak): bir simulasyonda oldugumuza yuzde doksan kani olmus durumdayim.

    bonn universitesinde yapilmis olan deneyin sonuclari, simulasyonlarda olmasi beklenen ust enerji sinirlarina isaret eder sekilde cikmasaydi dahi simulasyon isini gercekci goruyor olurdum, zira onemli bir cikmazi cevaplamis oluyor: niye uzaylilar tarafindan ziyaret edilmiyoruz.

    yani evren cok buyuk ve zeki canlilarin ortaya cikmasi gerekir, drakes equation hadisesi. bu zeki uygarliklar bizden sadece 100 bin yil once benzer bir evrime baslamis olsalar, simdiye kurzweilin deyimiyle singularity uygarliklari olurlardi, e o zaman neredeler?

    bunun baska cevaplari da var tabii (algilanmamayi tercih ediyorlar, dusuk uygarliklari iplemiyorlar, vs) ama en guzeli onlarin bizi zaten bir simulasyonda yaratmis olmalari ihtimali.

    bu seviyedeki bir uygarlik icin hesap isleri cok basit olacaktir; simulation argument tezinin yazarinin hesabina gore gezegen buyuklugundeki bir super-bilgisayarin islem gucu (simdinin dandik nanoteknoloji sinirlarini baz alirsak dahi) tum insanlik tarihinin mental simulasyonunu saniyenin milyonda birinde bitirebilecek. bu korkunc bir kapasite. kaldi ki bir singularity uygarligi icin bu islem gucu bir abakuse denk geliyor olabilir. bu uygarligin herhangi bir bilincli uyesinin, her saniye bizimki gibi milyarlarca evreni simule edebilecek kapasitesi olabilir.

    bu kadar buyuk sayilar dusunuldugu zaman, bizim su anki bilincimizin sansina simule edilmemis bir evrende yasaniyor olmasi astronomik derecede dusuk bir ihtimal. yani bir kere bilincin simule edilebilecegini kabul ederseniz -ki etmek icin asiri dindarlik disinda hicbir engel yok- , drake's equation dusunuldugunde neredeyse kesin simulasyonuz denilebilir.

    hatta bizim de yakin zamanda (birkac on yil ya da birkac yuzyil, kozmik olcekte goz acip kapayincaya kadar) bilinc simulasyonlari veya evren simulasyonlari yapabilecegimiz dusunulurse, biz de pekala simule edilmis uygarliklarin simulasyonlari olabiliriz. bu hiyerarsi milyarlarca dereceye kadar inebilir, sonucta singularity uygarliginin hesap gucu sonsuza yakin. ve biz bu isin dogasini hic bilemeyebiliriz; ne kadar ilerlesek de ilerleyelim, platonun magarasindan, ic ice gecmis sayisiz matruska magarasindan cikamayacagiz.

    daha da acayip bir dusunce, bu simulasyonda yalniz olma ihtimalimiz. yani mesela bir evren simulasyonuna tikilmis 7 milyar insan bilinci degiliz de, tek bizim bilincimizin simulasyonuyuz, kalan hersey bilincimizin yaratimi. mesela benim bu yazimin arkasinda bir bilinc olup olmadigini bilemezsiniz (bkz: descartes). olabilecek en feci yanlizlik bu. ugruna evrenin yaratilmis oldugu tek insan hz muhammed olmayabilir yani, ho ho ho.

    "olumden" sonra yasam da mumkun elbette. bilincimiz baska simulasyonlara transfer edilebilir veya sil bastan kodumuz baska evrenlerde yeni bilincler edinebilir (bkz: reenkarnasyon).

    daha acayipi (surekli acayiplesiyor efendim, durduramiyoruz) hic yasamiyor olusumuz. bu sefer abarttim biraz ama bakiniz: paralel evrenler. belki simulasyon her kuantum olasiligini hesaplayip her "kirilma" aninda ayri evrenler yaratiyor (bir milisaniyede sonsuz evren versiyonu olur, bu kadar da exponential bir hesap artisini gezegen degil, galaksi seviyesindeki super-bilgisayarlar dahi kaldiramayabilir gerci) dolayisiyla bizler dahil her maddenin devamliligi olmadigindan * her kirilma aninda olup tekrar yaratiliyoruz. ben artik bu cumleye baslayan ben degilim, o zaman yasayan ne? (bu soruyu sormak icin gerci bir simulasyonda olmamiza gerek yok)

    belki de simulasyon icinde simulasyon yarattigimiz zaman, kaos teorisi dogrultusunda ustumuzdeki uygarligin hesap gucunu asmis olacak simulasyon ve buna izin vermemek icin fisimizi cekecekler. "virtual machine suspended" tusuna basilacak.

    peki simulasyonun amaci ne olabilir? surekli bir ancestor-simulation'dan bahsediliyor, yani singularity uygarligi gecmisini (bizleri) simule ediyor. oysa o hesap gucune sahip birileri, dedigimiz gibi tum evrenleri simule edebileceginden bizler onceden dizayn edilmis degil, bu iterasyonda ortaya cikmis bilincleriz. belki yan simulasyonda hic yokuz, belki milyarlarcasinda hic olmadik, baskalari oldu veya hic bilinc gelismedi. belki bu acidan bakildiginda, yine umdugumuz kadar ozeliz. onca simulasyon icindeki en heyecanlisi bizimkisi, uzerimizde bahisler oynuyorlar, daha once neden merak edebildigini merak eden bilinclerin organik bicimde yeserdigi baska simulasyon olmamisti, yaraticilarimiz merakla izliyor ve eglencenin sezon sonuna kadar surebilmesi icin dua ediyorlar: sakin intihar edip eglenceyi erkenden bitirmeyin.
  • herkes hayal ürünüyse o eski adana valisi'nin kılığı nedir? öyle hayal ürünü olmaz. kabul etmiyorum.
  • bu iddiayı destekleyen bulguların biri de evrenin sanki optimize edilmişçesine, erişilebilecek en yüksek hız(bkz: ışık hızı), en küçük uzunluk(bkz: planck uzunluğu), en düşük sıcaklık(bkz: 0 kelvin), en yüksek sıcaklık(bkz: planck sıcaklığı) gibi sınırlara sahip olmasıdır.
  • bazı insanların bug olduğunu gösterir, böylece hayattaki bu götleklere bir açıklama gelmiş, gerizekalılıklar anlam kazanmış olur.
  • çoktan beri bir şeyler karalamak istiyordum bu konu hakkında, başlayalım bakalım ne çıkacak. (ancak bunu yaparken işin kozmolojik argüman ya da teolojik/ontolojik ve hatta algısal/psikolojik tarafına girmeyeceğim.)

    bilindiği üzere evrende bazı fiziksel kısıtlamalar ve evrensel sabitler bulunuyor:

    kısıtlamalar (bu miktarların altına inmek -veyahut da üstüne çıkmak- teorik olarak imkansız olarak görünmekte):

    ulaşılabilecek maksimum hız olan ışık hızı (c=299,792,458 m/s), minimum sıcaklık olan mutlak sıfır (=-273.15 °c=0 °k), minimum uzunluk olan planck uzunluğu (=1.616 × 10^-35 m), maksimum sıcaklık olan planck sıcaklığı* (=1.41 × 10^32 k), minimum zaman aralığı olan planck zamanı* (=5.39 × 10^-43 s), maksimum yoğunluk olan planck yoğunluğu (=5,1 × 10^96 kg/m³), ...

    *kuantum mekaniğinin geçerli ve tanımlı olduğu limitlere göre.

    evrensel sabitler (evrenin her yanında aynı olduğu düşünülen):

    kütleçekim katsayısı (g=6.67 × 10^-11 m³/kg×s²), planck sabiti (=6.62 × 10^-34 j·s), protonun kütlesi (=1.67 × 10^-27 kg), elektronun kütlesi (=9.109 × 10^-31 kg), avogadro sayısı (=6.022 × 10^23 1/mol), evrensel gaz sabiti (r=8.314 j/k×mol), ...

    bunlara ek olarak kozmolojik prensip gereği, evrenin "makroskopik ölçüler" (~250 milyon ışık yılı) dahilinde istatistiksel olarak homojenik ve izotropik olduğu düşünülmekte, yani yeterince büyük bir ölçekten gözlem yapıldığında -gözlemciden, gözlemin yapılmakta olduğu yerden ve gözlemin yapıldığı doğrultudan bağımsız olarak- hemen hemen aynı "şey"lerin gözlemleneceği öne sürülmekte. ayrıca bütün elektronların diğer elektronlarla tamamen aynı özelliklerde (kütle, yük, spin vs.) olduğu bilinmektedir (aynı şekilde bütün protonların diğer bütün protonlarla, bütün nötronların diğer bütün nötronlarla aynı olması vs.). aksi takdirde bütün atomik parçacıkların farklı davranıyor olması kaçınılmaz olacak ve bilinen bütün fizik yasaları geçersiz olacaktı.

    diğer taraftan ise, einstein'ın genel görelilik teorisinde (her cisim uzay-zamanı ağırlığı ölçüsünde büker) öngördüğü üzere, yüksek yoğunluklarından dolayı uzay-zaman kumaşını (space-time fabric) deforme edip yırtarak evrende "kaçaklara" yol açan bazı tekilliklerin (kara deliklerin) olduğunu bilmekteyiz. öte yandan dışarıya hiçbir şeyin -hatta ışığın bile- çıkmasına izin vermeyen cisimler olan kara deliklerin bile, belirli bir yoğunluk ve sıcaklık altında hawking radyasyonu adı verilen bir ışınım sayesinde kütle kaybettikleri bilinmekte.

    yine aynı şekilde ilk bakışta einstein'in özel görelilik teorisiyle (bütün referans noktalarına göre ışığın hızı sabittir ve hiçbir şey ışıktan hızlı hareket edemez) çelişkili görünecek şekilde, (uzay-zamanın ışık hızından daha hızlı genişlemesinden ötürü -evet ışık hızından daha hızlı bir genişlemeden söz ediliyor-) big-bang'den beri 13.8 milyar yıl geçmiş olmasına rağmen, gözlemlenebilir evrenin çapının 93 milyar ışık yılı olduğu hesaplanmaktadır.

    son olarak da fine structure constant (=ince yapı sabiti) adı verilen, bir takım evrensel sabitlerin birbirlerine oranı olan birimsiz bir sabitten bahsetmek istiyorum. bu sabitin şu andaki değeri yaklaşık olarak 1/137.6'ya eşit. bu sabitin zaman ve mekana göre küçük miktarlarda da olsa değiştiği gözlemlenmiştir. bu, bize evrensel sabitlerin de değişime tabi olduğu bilgisini vermektedir.

    tüm bu bilgiler (evrensel sabitler/parametreler, kısıtlamalar, evrenin büyük ölçekte homojen ve izotropik olması, bütün elektronların diğer elektronlarla aynı olması, sistem/kütle/enerji kaçakları [karadelikler], kaçakların da bir şekilde onarılabilmesi/müdahale edilebiliyor olması [hawking radyasyonu], evrenin genişlemesinin ışık hızından büyük olması gibi anomaliler, evrensel sabitlerin de mekan ve zamana göre farklılık gösterebiliyor olması [fine structure constant]) ışığında, evrenin bir şekilde simülasyon olabileceği fikri çok da alakasız ve manasız gelmiyor bana açıkçası. evren, big-bang ve sonrasında bir şekilde -belirli parametreler dahilinde- simüle edilmiş olabilir ve belki de -gerektiğinde- evrene dışarıdan müdahalede (algoritma düzeltmeleri) bulunuluyordur. bilemiyorum. ancak, eğer böyle bir şey gerçekten varsa, umarım bu argümanın doğruluğunun insanlar tarafından keşfedildiği güne yetişebilirim.

    not: halihazırda kuramsal cisim olmaktan öteye gitmedikleri için (uzay-zamanda kaçış sağlayan kestirme yollar olarak düşünülen) kurt deliği* ya da (karadeliklerin tam tersi, içine herhangi bir şekilde girmenin mümkün olmadığı, ancak dışarıya kütle/enerji püskürten cisimler olan) beyaz deliklerden ve de sadece teoriden müteşekkil olan, (aynı zamanda birden çok evrenin var olduğunu söyleyen) paralel evrenler kuramı/çoklu evren modelini ve de (10'dan fazla boyut olduğunu ileri süren) sicim teorisini dahil etmedim.

    söz gelimi, sicim teorisini işin içine katarsak, teorinin denklemlerinde bilgisayar kodu (simülasyon argümanını destekleyecek şekilde) bulduğunu iddia eden teorik fizikçiler bulunmakta:

    http://theawakenment.com/…ion/#sthash.xzbxax2i.dpbs

    not 2: felsefe yapmayacağım demiştim ama bunu yazmadan edemezdim. platon'un mağara alegorisi'nden bir analoji yaparsak, bir gün bilge kişiler (teorik fizikçiler, bilim adamları, filozoflar) zincirlerinden kurtulup gerçekten de bir simülasyon içinde yaşadığımızı keşfederlerse ve bunu bizlere anlatırlarsa, hangi taraf kimin daha "deli" olduğunu düşünürdü acaba? biz (sıradan insanlar) bu bilge kişileri çatlak ve uçuk kişiler olarak mı görürdük yoksa bilge kişiler bizleri olan bitenin farkında olmayan deli insanlar olarak mı görürdü? biz de onlar gibi mağaranın (evrenin) dışına çıkar mıydık, yoksa kendi mağaramızda yaşamaya devam etmek ister miydik? onlar mağaranın dışında yaşayıp daha fazla "şey" öğrenmek isterler miydi yoksa yanımıza dönüp bizle beraber olmaya devam ederler miydi? emin değilim.
  • nick bostrom'un 2003 tarihli, 'are you living in a computer simulation' adli makalesine dayanan arguman. sadece bostrom degil, elon musk, neil degrasse tyson, max tegmark gibi bilim insanlari tarafindan da ilgi goren bir arguman ayni zamanda. en son nasa'da calisan bilim insani rich terrile de 'uzaylilar tarafindan simule edilmis bir hologramda yasiyoruz' diyerek tartismaya katildi halihazirda.

    once herseyin basladigi o makale uzerinden gideyim. ama ondan evvel robert nozick'in 1974 yilinda yayinlanan anarchy state and utopia isimli bir kitabi var ve o kitapta bahsi gecen 'experience machine' ya da 'pleasure machine' denen bir dusunce deneyi var. ondan bahsetmek istiyorum. nozick soyle der: size arkadas, un, para, iyi gorunus, basari ve sizi mutlu edecek baska ne varsa verecek bir makineye bilerek ve isteyerek baglanma sansi sunuldugunu dusunun. makineye baglandiginizda gecmisinize dair butun anilariniz silinecek ve hayatinizin geri kalanini makineye bagli olarak gecireceksiniz. kabul eder miydiniz?

    nozick kabul etmeyecegimizi iddia eder. gunumuzde insanlarin hafizalarini sildirip tekrar tekrar ayni kisiye asik oldugu, yavan romantik filmlerin bu kadar sevildigi goz onune alinirsa, nozick umutsuz bir optimist olmali.

    nick bostrom'a donersek, makalesinde sunu iddia eder:

    - insan turunun, bir insan-sonrasi safhaya ulasmadan once tamamen yok olmasi muhtemeldir.
    - herhangi bir insan sonrasi uygarligin gecmisine iliskin onemli sayida simulasyon devreye sokmasi pek olasi degildir.
    - biz zaten muhtemelen bir bilgisayar simulasyonu icerisinde yasiyoruz.

    nick bostrom makalesi boyunca yuruttugu mantik aksiyomlari uzerinden, halihazirda bir simulasyon icinde yasadigimiz sonucuna ulasir. konuya iliskin olarak okudugum makalelerden derlediklerime gore nacizane dusuncem su; simulasyon argumani icin uc olasilik var:

    - dunya uzerinde yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlarin simule ettigi bir evren. insan simulasyonu.
    - dunya uzerinde yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlar tarafindan yaratilan robotlarin simule ettigi bir evren. robot simulasyonu.
    - dunya disinda yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis uzaylilarin simule ettigi bir evren. uzayli simulasyonu.

    elbette simulasyon argumanina siddetle karsi cikanlar da var. her partide eglenceyi bozan biri cikar zaten. karsit argumanlari da su:

    - teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlar kendi irklarini bir simulasyona hapsetmez.

    evet, edebilir.teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis bir gelecekte simulasyona dayali bir eglence sektoru bile olabilir. insanlar para karsiligi mars'a gitmek yerine, para karsiligi herhangi bir simulasyona istedigi an baglanabilir ve istedigi an cikabilir. ote yandan bizler, habersiz bir bicimde hapsoldugumuz bu simulasyonda, araba altinda can veren bir kisi, deprem enkazinda ezilen binlerce kisi, savas meydaninda katledilen milyonlarca kisi olarak bu simulasyonlarda oyuna heyecan getiren figuranlar olabiliriz.

    ancak su iddia edilebilir. simulasyon yaratacak kadar ilerlemis bir uygarlik, bir kesimin eglencesi icin bir baska kesimi somurebilir mi? ileri duzeyde bir uygarligin, ahlaki bakimdan da es zamanli olarak ileri duzeye ulastigini var sayarsak eger, somurmez. eger somuruyorsa, bizi bir baska alternatif bekliyor demektir. simulasyon icinde yer alan, bir kesimin eglencesi icin somurulen diger kesim biyolojik insanlar olmayabilir. sadece birer yazilimdir. artik kliselesmis simulasyon filmlerinden ornek vermek istemiyorum ancak insanlarin biyolojik bedenlerinin bir pil olarak kullanildigi simulasyon dusuncesini kaniksiyoruz hep. eger sadece birer yazilim isek, biz bugun pc'den herhangi bir program kaldirirken nasil vicdan azabi cekmiyorsak, simulasyondan binlerce yazilim deprem, tsunami, sel vasitasiyla kaldirildiginda da birileri vicdan azabi cekmiyordur dogal olarak.

    - teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlarin urettigi robotlar asla bilinc sahibi olamaz.

    evet, olabilir. tum veriler esit oldugunda, moore yasasi uzerinden yapilan matematiksel cikarimlar, 2075 yilinda insanlarin urettigi robotlarin bilinc sahibi olacagini var sayiyor. aksini iddia edenler var pek tabi. 2016 yilinin teknolojisini baz alarak, 2075 yilinda robotlarin bilinc sahibi olamayacagini dusunuyorlar. 1910 yilinin teknolojisini baz alarak, 1969 yilinda aya gidemeyecegimizi dusunenler de vardi gecmiste.

    biz su an 2016 yilini yasarken, gercek zaman 2075 yili olabilir. ve hatta 2075 yilinin bu aralik ayinda bilinc sahibi robotlar kontrolu ele gecirmis olabilir. eger 2016 yilinda gecen bir simulasyon icindeysek, 2075 yilinda insan simulasyonundan robot simulasyonuna gectigimizi nereden bilecegiz? veyahut su an insan ve robot simulasyonlari icice gecmis de olabilir. su an robotlarin simule ettigi bir evrende insanlar robot uretiyor olabilir (nitekim uretiyoruz). yakin gelecekte insanlarin urettigi bilinc sahibi robotlar bir evren simule ederse eger, robotlarin simule ettigi bir evrende robotlarin simule ettigi bir ic evren olacaktir. ki bu katmanli evren olasiligi sonsuza yakin olabilir.

    burada hemen bir yan pazantez acayim; gecmisten gunumuze kadar gelen tum ezoterik metinler, evrenin yaratilisini kozmik bilincin oz farkindaligi olarak yorumlar. yani baslangicta bilinc kendi kendini farketmis ve sonra bu bilinc potensiyelini gorebilmek adina yaratilisi baslatmistir. bunu, bilincinin farkina varan bir yapay zeka olarak da okuyabilirsiniz. hatta bu baglamda, ezoterik metinlerin temel felsefesi olan reenkarnasyon ile simulasyon birbirine cok benzer. hem maddi dunya hem de simulasyon insan icin bir hapishanedir. dunya gercekmis gibi gorunmesine ragmen gercek olmayan bir yanilsamadir. reenkarnasyonda oldukten sonra ruh ozune doner. hafizasi silinir, yeniden maddi dunyaya gonderilir. simulasyonda oldukten sonra bilinc kaynaga doner. format atilir, yeniden oyuna gonderilir.

    - dunya disinda yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis uzaylilar bir simulasyon yaratamaz. cunku uzayli diye bir sey yok!

    evet, yaratabilir. eger bir uzayli simulasyonu icindeysek ve (kotu) uzaylilar asla uyanmamamizi istiyorlarsa, bizi 'uzayli diye bir sey yok' dedirtecek bicimde programlamis olabilirler. hatta en basindan beri dunya hic var olmamis olabilir. dunya; bir bilgisayar oyununu tasarlarken yaratilmis, tek bir sanatcinin hayalgucune dayanan bir 'concept art' calismasidir belki, kimbilir. ta 1949 yilinda claude shannon, the mathematical theory of communication eserinde soyle bir laf etmistir: 'kopekler insanlar icin neyse, insanlarin da robotlar icin ayni sey olacagi bir gelecek tahayyul etmekte hicbir gucluk cekmiyorum'. eger robotlar yerine uzaylilar kelimesini koyarsaniz, anlam bozulmaz.

    uzaylilar icin, zamanin baslangicindan itibaren insan denen tur bir tur evcil hayvan, dunya denen gezegen de bir tur hayvanat bahcesi olabilir. spesifik bir ornek vermek gerekirse, insan tarafindan yaratilan uzay temali bilgisayar oyunlarina bakmak kafi. o oyun icinde yer alan x irkina ait karakterler, z gezegeni uzerinde yasiyorlar. agliyorlar, guluyorlar, savasiyorlar, asik oluyorlar, cocuk yapiyorlar, oluyorlar. oysa gercekte ne x irki var ne de z gezegeni. insan irki ortalama bir teknoloji ile boyle bir simulasyon yaratabiliyorsa eger, uzayli irki ileri bir teknoloji ile daha ustun bir simulasyon coktan yaratmis olabilir.

    peki bir bilgisayar oyunu icinde oldugunuzu nasil farkedersiniz? tekrarlanan sablonlar vasitasiyla. bir tek boynuzlu atla her etkilesime gectiginizde size ayni gorevleri vermesi gibi. ejderhaya bin, magaraya git, devi oldur, ejderhaya bin, tek boynuzlu ata don. bunun is vereninizle her etkilesime gectiginizde size ayni gorevleri vermesinden ne farki var? sabah uyan, ise git, yemek ye, eve gel, gece uyu. elbette gozumuzun onunde tekrarlanan sablonu farkettigimizde, yani bir simulasyon icinde oldugumuzu anladigimiz an oyundan cikarilabilir, 'restore point' denen noktaya geri alinip, o aydinlanmayi hic yasamamiscasina oyuna geri donebiliriz.

    zaten tum insan, robot ve uzayli simulasyonlarinin temel noktasi bu; asla ama asla bir simulasyon icinde oldugumuzu ogrenemeyecegiz. birincisi; simulasyon icinde oldugumuza dair delilleri bize simulasyonun kendisi sunacak. ikincisi; deliller konusunda simulasyonun kendisi tarafindan yapilan bilincli bir manipulasyon yoksa eger, yani sistemde buldugumuz bir hatadan dolayi aydinlanirsak, her an aydinlanma oncesi hayatimiza geri dondurulebiliriz.

    max tegmark'in simulasyon argumanina iliskin soyle bir ifadesi mevcut: 'eger ben bir bilgisayar oyununda (kisitli da olsa bir zekaya sahip olmama izin verilmis) bir karakter olsaydim, eninde sonunda o oyunun matematik tabanli oldugunu farkederdim'. nitekim evrene baktigimizda deniz kabugundan, galaksilere kadar baskin olan matematiksel bir duzen mevcut. aynen bir simulasyonda olmasi gerektigi gibi. cunku bir simulasyon matematik tabanli kodlama sistemi ile mumkun olabilir. tegmark devaminda soyle der: 'eger bir bilgisayar oyununda karakter isek, bari ilginc bir karakter olalim ki, bizi oyunda tutmaya devam etsinler'. ip ustunde akrobasi yapip, seyircisini eglendirmeye calisan bir sirk cambazindan ne farkimiz var oyleyse? olup giden insanlar yani simulasyondan cikarilan insanlar yeterince ilginc degildi demek cok acimasizca degil mi?

    simulasyon argumanina iliskin olarak robin hanson'in bir makalesini okumustum. bugun bir simulasyon icinde yasiyorsak eger, bu simulasyonu gerceklestirenler; bizden uremis, teknolojik bakimindan kapasitesi bizden cok daha ustun olan gelecek nesil olacaktir suphesiz. ornegin o gelecek nesil, bizim kurtulamadigimiz ve hayatimiz boyunca sayisiz aci yasadigimiz bu simulasyona dahil olup zengin, unlu, guzel, mutlu insanlari oynuyor olabilir. daha beteri tanriyi da oynuyor olabilir.

    bazi zengin, unlu, guzel ve mutlu insanlarin, hatta adi kotuluk kavramiyla ozdeslesmis bazi ailelerin neden bu kadar yoz, ahlaksiz, vurdumduymaz ve bencil olduklarina belki anlam verebiliriz bu acidan. bu bir oyun ise, iyi ve kotu olmanin manasi yok cunku oyunun sonunda cennet ve cehennem yok. simulasyon icindeki insanlarin uyanmamasi bu yuzden onemli elbette. eger kisi simulasyon icinde yasadigini farkederse, oyunu kurallarina gore oynamaz. mesela en basitinden pandalari kurtarmakla ugrasmaz cunku gercekte panda yok. ('aslinda kasik yok' klisesinden israrla kactim ama buraya kadarmis). ote yandan simulasyon icinde uyanmaniz diger insanlari da tehlikeye atabilir. eger onlari da uyandirirsaniz, simulasyon icinde yasadigini farkeden insanlar yuzunden kimse oynamaz, artik o oyun bir simulasyon olmaktan cikar ve kapatilabilir. erasmus'un dedigi gibi cehalet mutluluktur.

    belki su an gercek zaman 3417. ama biz 2016 yilinda yasadigimizi dusunuyoruz. 352 ya da 1311 ya da 1853 vb. yillarina ait sayisiz simulasyon da olabilir pek tabi, birbirinden habersiz. sonucta tarihi simulasyon yaratmak eglenceli oldugu kadar ogretici de. ornegin 2011 yilinda bilgisayar oyunlarina ilgisi olan (asagi yukari) herkes the elder scrolls v skyrim oynayarak, karanlik caglarda yasamis bir viking olmanin nasil bir deneyim oldugunu tecrube etti. simulasyon vasitasiyla daha once hic yasanmamis, ejderhalarin hukum surdugu fantastik bir tarih de yaratabilirsiniz. ya da daha once yasanmis insanlik tarihini tekrar tekrar simule de edebilirsiniz.

    zaman makinesi pratikte mumkun olsa, herkesin bizzat taniklik etmek isteyecegi tarihi bir olay vardir buyuk ihtimal. mesela tarihte insanlar isa'yi carmiha gerdi. simulasyonda da ayni sekilde insanlar isa'yi carmiha gerer miydi? zaman makinesi paradokslari tarihin akisina mudahale etmemizi engelliyor. oysa simulasyonda tarihin akisina mudahale etmek mumkun. tarihte isa esek uzerine binip kudus'e gitti ve carmiha gerildi. simuaslasyonda isa yalinayak kahire'ye gitse belki hayatta kalacakti. deneyelim, gorelim misali.

    ozetlemek gerekirse, simulasyon argumani insan irkinin yillardan beri cozemedigi paradokslari cozmekte gayet basarili. mesela fermi paradoksu, kotuluk problemi, paranormal vakalar, buyukbaba paradoksu, kuantum belirsizligi. bu baglamda ustunde iki kere dusunmekte fayda var. son soz michael crichton'un 1973 tarihli westworld'unde yer alan bir yapay zekadan gelsin: simulasyonda hicbir sey ters gidemez.. gidemez... gidem....
  • su 3 onermeden en azından birinin (aslında mantıksal olarak sadece biri dogru olabilir gibi) dogru oldugunu varsayarak su anda bir simulasyonda yasıyor olmamızın buyuk bir olasılık oldugunu soyleyen argüman.
    1-) evrende bizim gelisme duzeyimizdeki bir turun tamamen yokolmadan once teknolojide ust duzeylere* ulasma olasılıgı cok kucuktur.
    2-) teknolojik olarak ust duzeylere ulasmıs turlerden neredeyse hicbiri bizim zihin yapımızı simule etmekle ilgilenmemektedir.
    3-) neredeyse kesinlikle bir simulasyon icinde yasıyoruz.
    http://www.simulation-argument.com/simulation.html ve http://www.simulation-argument.com/matrix.html adreslerinden daha ayrıntılı bilgi alınabilir.
    bu onermeyi multiverse teorisi* ile birlestirip de simulasyonda yasıyor olmamız olasılıgını guclendiren baska bir dusunce de vardır. evrenin su an cok bio-friendly olmasının,yasamın ortaya cıkması icin gereken seylerin cok hassas ayarlanmıs,yani cubukla durtulmus gibi olması durumunu tanrı kelimesini kullanmadan acıklamaya calısan bazı bilimciler, eger cok* sayıda evren varsa -hepsi kendi kanunlarıyla- bunların sartların uygun oldugu bir kısmında yasamın ortaya cıkıp da evrenlerinin ne kadar bio-friendly oldugu konusunda supheye dusmesinin oldukca makul oldugunu dusunuyorlar. iste bu noktada "ya eger yasam simulasyonu yapabilecek teknoloji ve istekteki yasam formları oncelikle belirtilmis kanunlarla bir simulasyon degil de bizim su an yaptıgımız gibi cok sayıda simulasyon (yani simulasyonda yasayanlar icin cok sayıda evren) yapmıslarsa..." diyen bir grup insan cıkmıstır.
    bokunu cıkarmanın geregi yok,ama eger simulasyonda yasayan,daha dogrusu simule edilen canlılar da kendi simulasyonlarını gelistirirlerse 13th floor misali birsey olur,hos olur.
  • south park'ın bir bölümünü akla getirmiş, akademik çevrelerce araştırılan bir konuymuş.
    dizide de dünyanın uzaylılar için üretilmiş bir televizyon programı olduğu ve reytingleri düşen bu programın kaldırılması, dünyanın patlatılıp yok edilmesi söz konusuydu. *