şükela:  tümü | bugün soru sor
  • olasılığı bile korkutucu olan iddia.

    düşensenize bir dönem besi çiftliklerinde çeşitli hayvanlara klasik müzik dinletilerek koşullanma yoluyla verim arttırılmaya çalışılıyordu. örneğin bir tavuk çiftliğinde hayvanlara similasyon yapılmış oh keyifleri yerinde yiyip içip yumurtluyorlar zamanı geldiğinde kelleler gidiyor tabi.

    belki biz de besi çiftliğinde bir tavuk gibiyiz bizden daha üstün varlıklar için. belki asla haberimiz bile olmayacak bu durumdan.

    (bkz: ali babanın bir çiftliği var)

    edit: jrem 2 0 uyarmış; "klasik müzik ile verim artırılmaya çalışılmıyor. koşullanarak sağım işlemi otomatikleştiriliyor. kimden duydun bilmiyorum ama böyle bir şey yok. olay şu;
    sağım yapılırken ineklere bach çalınıyor (yada mozart neyse) uzun bir süre geçtikten sonra bach duyan inekler sağım makinesiyle pek rahat olmadıklarından ve stresten az süt vereceklerine korelatif %20 daha fazla verim alınıyor." teşekkürssss.
  • bilindiği gibi günümüzde, simülasyon ve sanal gerçeklik olayı çok gelişti. varolan oyunlar ve çeşitli eğitim programları neredeyse sanal dünyayı bize gerçekmiş gibi sunmaktalar. bazı örnekler:

    (bkz: fantastic contraption)
    virtual space station
    pima country

    şimdi, bugünün teknolojisi ile bile bu kadar gerçekçi simülasyonlar yapılabiliyorsa, gelecekte aynı matrix gibi bir evren tasarlayabilir insanoğlu. evet işte simülasyon teorisi burada devreye giriyor. oxford üniversitesinden, nick bostrom, burada şunu iddaa ediyor. "eğer insanoğlunun gelecekte evreni simüle eden bir program yazabileceğine inanıyorsanız, yaşadığımız evreninde pekala bir simülasyon olduğuna inanmak durumundasınız."

    yaşadığımız evrendeki fiziksel kanunları öne sürenlere ise, ünlü fizikçi paul davies, "eğer yaşadığımız evren simülasyon ise, tüm fizik yasaları da simüle edilmiştir" diye cevap vermektedir. evrenin sonsuzluk kavramının da sadece simülasyon ile gerçekleştirebileceğini anlatır.

    peki, eğer gerçekten bir simülasyonda yaşıyorsak, bunu nasıl bilebiliriz sorusuna gelince, ünlü bilim kurgu yazarı david brin, evreni tasarlayan programcının insanları kontrol edebileceği bir arka kapı olabileceğini tahmin ediyor.

    gerçek mi değil mi bilinmez ama, herşeyi göz önüne alınca kesinlikle olamaz diyemiyorum. belki de sadece birer yazılımdan ibaretiz, hepsi bu.

    link : http://www.space.com/…4-is-our-universe-a-fake.html

    (bkz: simülasyon argümanı)
  • bilimadamları tarafından araştırılan bir konuymuş. hatta bu iddiayı destekleyebilecek bir şeyler de bulmuşlar sanırım.

    ilgili haberler:
    http://news.techeye.net/…-futuristic-supercomputers
    http://www.globalpost.com/…onn-germany-matrix-beane
    http://phys.org/…ts-method-universe-simulation.html

    edit: konuyla ilgili türkçe bir haber: http://www.technopat.net/…devasa-bir-simulasyon-mu/
  • simulasyon'u en basit bicimde: "bir gercekligin modellenmis hali" olarak tanimlarsak. ve her modelleme surecinde (amaclansin veya amaclanmasin) dogal olarak bazi kayiplar verilecegi / bazi soyutlamalar olacagi kabul edildiginde, teknik olarak, zaten bir simulasyon icerisinde oldugumuz sonucuna ulasmaktayiz. bu sonuc da mevcut tartismanin sonucunu veya surecini degil, varolusunu etkileyen bir oneme haiz. aciklamaya calisayim.

    kavram: antroposentrik

    elektromanyetik spektrumda görebildigimiz kisim

    ses dalgalarinda duyabildigimiz kisim

    bunlarin en guclu ve gercekligimize en yuksek derecede yon veren iki duyu oldugunu da belirtmek gerekiyor. tad alma ve koklama gibi ozellikle diger hayvanlar ile karsilastirildiginda aciz kalan duyularimizin tarayamadigi alani tahayyul etmemiz bile mumkun degil.

    onceki entrylerde gecen linklere bir baktim ve uzuldum. arthur c. clarke'a haksizlik edilmis. human-centric/determinist/ateist bir bakis acisi ile olasiliklar siralanmis da siralanmis ama bence en mumkun olasilik olan (evrim teorisi ile de en cok uyustuguna inandigim) 2001 space odyssey (ve rama, ve childhood's end vs kitaplarinda da defalarca isledigi) varolusumuzdan dolayi algilayamayacagimiz ust benlik kavramina deginilmemis.

    bizim simulasyon dedigimiz sey aslinda "tasarlanmis bir alt gerceklik" olmayabilir. insan'in kapasitesinin sinirlari yuzunden diger tum gercekliklerden "zorunlu" olarak kopmus durumdayiz, ve bu nedenle uzaylilar gelmiyor olabilir. ya da uzaylilar hep burda ve biz onlari farkedemiyor olabiliriz.

    sonsuz isik tayfinin ancak kucucuk bir segmentini gorebilen, varolustaki ses yuksekliklerinin kisitli kismini duyabilen, her saniye icimizden milyarlarcasi gecen nötrinolari hissedemeyen, hatta daha hissedemedigi hangi parcacik ve dalgalar oldugunu bile bilemeyen, hicbir sabit noktasi olmayan kainatta oturdugu sandalyede sabit olduguna inanan salak bir canlinin kainati, uzayliyi sadece kendi eksik alt gercekligine gore tanimlamaya calismasina guluyorum. hah hah hayt.

    gerceklik algimiz, sadece bir kac yuzyillik teknolojimizle yaptigimiz aletlere göre acinacak konumda. aletlerimizin, esas fiziksel gerceklige gore ne kadar acinacak konumda oldugunu ise bilemiyoruz. teknolojimiz ile ulastigimiz alan esas varolusun bir alt simulasyonu ve duyularimiz ile ulastigimiz alan onun da alt simulasyonu. kendimizi kandirmayalim. zaten fecahat durumdayiz.
  • inanması zor bir teori. bu teknolojiyi kasanların simülasyon temalarının bu denli sıkıcı olması akıl alır gibi değil. şu an eshottayım. bildiğin körüklü otobüs. yanımda tesbih çeken kasketli bir dede var. sık sık bahsettiğiniz ayakta kitap okuyan lümpen tip de burada. yoo dostum yoo simülasyon olamayacak kadar gerçek bunlar.
  • fikir yeni bir fikir degildir haliyle, bilgisayarlar neredeyse cikar cikmaz insanlarin aklina gelmis. bu fikri hemen hemen ilk one suren ve heyecanla savunanlar arasinda mathematicanin, ve wolfram alphanin kurucusu stephen wolfram var, konuyu derinlemesine merak edenler kendisinin a new kind of science kitabina bakabilir.

    su son makale ile ilgili de oncelikle farkedilmesi gereken ortada deneysel bir durum yok, hatta simulasyonla ilgili bir durum da yok. adamlar diyorlar ki eger uzay-zaman bir iplik gibi surekli degil de ipligin uzerine gecirilmis tespih taneleri gibi kesikli ise bunu ileride yapilacak deneylerle gorebiliriz. fakat son zamanlarda moda olan 'bilimsel makalemizi haber yapalim' egilimine uyup sahane bir satis noktasi yakalamislar, tebrik mi etsem kizsam mi bilemiyorum.

    madem daldan dala atliyorum, bir de iain m banks adli bilimkurgu yazarinin the algebraist kitabinda the truth dini vardi, dinin temel inanci evrenin simulasyon oldugu ama yeterince bilincli canli bu gercegi anlarsa simulasyonu yapanlarin olayi durduracagiydi, bir nevi hepimiz matrixe inanirsak matrix coker inanci.

    son olarak, evren bir simulasyon mudur sorusunun bilimsel oldugundan bile emin degilim, onu da soyleyeyim.
  • eğer evren bir simulatörse, mutlaka arada bir moderatör alımları yapılıyor olmalı. iyi fırsat yani, takip etmek lazım.
  • simülasyon argümanını içselleştirip çok ciddi mantık hatasına düşen ateistler türemeye başladı.

    tanrı'nın varlığının ihtimali ile simülasyon argümaninin doğruluğu ihtimali mantığa göre aynı değildir. tanrı'nın varlığının ihtimali insanoğlunun evrende karşılaştığı sorunlarla ya da cevaplayamadığı sorularla artar. bilinç, nedenini bilmediği bir vakanın vuku bulma sebebini üst bir bilince mâl etme içgüdüsüne sahiptir ki, tanrı'nın olabilitesi hiçbir zaman azalmamıştır bu sayede. insan bilinci, bu nedensel evrende cevapladığı her sorunun ardında bir başka soruyla karşılaşmakta. bu durum bilimin ilerleyiş sistematiğidir. yerde gördüğünüz bir taşı kaldırıyorsunuz ve altından bir başka taş çıkıyor, onu da kaldırıyorsunuz, bir başkası...

    1900'lerin başında temel bilim(matematik, fizik, biyoloji) bilimadamları arasında tanrı'nın varlığına inanma istatistiği tutuluyor ve sonuç yüzde 40 civarı çıkıyor, aynı anket 2000'lerin başında yapıldığında sonuç üç aşağı beş yukarı aynı çıkıyor. modern felsefenin de günümüzde geldiği son nokta, tanrı'nın varlığı ve yokluğu kanıtlanamazdır. ateistler için üzülerek şunu net söyleyebilirim ki, ne bilim ne de felsefe (felsefe bir bilimdir? matematik bir icat mıdır yoksa keşif midir?* babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?) tanrı'nın olabilitesini yok edememiştir.

    örneğin fizikte kozmologların cevaplayamadığı sorulara binaen çoklu evren modelinin ortaya atılması gibi. şu anki fizik bilgimizle açıklayamadığımız bazı durumların nedeni olarak evren dışı sebeplere kaçabiliyoruz. tahmin yaparak hipotez ortaya atıyoruz ve bu hipotezin doğruluğunu test etmeye başlıyoruz. kimi zaman higgs bozununda olduğu gibi yıllar sonra doğruluğu kanıtlayabiliyoruz kimi zaman evrenin koca bir karadelik içinde olması hipotezi gibi balon çıkabiliyor.

    simülasyon argümanı ise bize başlangıç hakkında bir ipucu vermiyor. bilinicimizden daha üst bir bilincin içinde olduğumuz ihtimali sadece. ya da varlığımızın bir başka üst varlıktan kaynakladığı. fakat bir üst ya da onun da üstü bilincin varlığının başlangıcının cevabı yok. john conway'in game of life'ında olduğu gibi ilk noktaların yerini siz belirliyorsunuz, oynun kurallarını belirliyorsunuz ve çark dönmeye başlıyor. bu öyle bir çark ki, inanılmaz kompleks sonuçlar ortaya çıkıyor. evrimde doğal seleksiyonun ürettiği dinamizm ve çeşitlilikte olduğu gibi. game of life'ı bilmiyorsanız şuradan izleyebilirsiniz: game of life. oynun kuralları şunlar: etrafında bir kare olan ya da hiç kare olmayan kareler yalnızlıktan yok olur. aynı şekilde çevresinde 3 ve 3'ten fazla kare olan kareler popülasyon fazlalığından yok olur ve son kural, etrafında 3 tane canlı kare olan ölü kareler canlanır. bu adresten siz de oynayabilirsiniz. istediğiniz yerlerde kareleri belirleyin ve startı verin, sonuç ise mükemmel. öylesine karmaşık sonuçlar ortaya çıkıyor ki, oynun kurallarının bu kadar basit olması büyüleci oluyor. aynı şekilde fraktal geometride olduğu gibi çok basit bir eşitliğin iterasyonlarının sonsuz derinlikte ve karmaşıklıkta sonuçlar ortaya çıkarması gibi.

    işte yaşadığımız simülasyon bu şekilde oluşmuş olabilir. ya da çoklu evren modelinde canlılığa izin veren ihtimal bizim evrende ortaya çıkmış olabilir. fakat bu ihtimaller çoklu evrenin ya da üst simülasyonun başlangıcının nasıl ve neden olduğunu açıklamaya yetmiyor. game of life'da olduğu gibi oynun kurallarını koyan bir tanrı olması ve sonra noktaları istediği yere koyup startı vermiş olması ihtimalini hiç yok edemiyor. her şeyden öte, neden varlıklık var ve nasıl var sorularının cevabı yok ortada. bu soruların cevabı olmadığı sürece tanrı'nın varlığına inanmak hiçbir zaman mantıksız olmayacak. tek bir ötelemeyle sorunuza geçici cevap vermiş olmanız, simülasyonda olduğu gibi, bir sonraki adımda karşılaşacağınız soru ve sorunları yok edebilme kapasitesinde değil.
  • bu iddia akıllara "peki tanrı'yı kim yarattı?, x yarattıysa x'i kim yarattı" tarzında sonu gelmez sorular getiriyor ?

    evren simülasyonsa, o simulasyonu oluşturan sistem de bir simülasyon olamaz mı?
  • eğer bu argüman (veya teori her ne haltsa) gerçekse ve bizler üstün bir ırkın veya gelecekteki bizlerin yarattığı bir simülasyonun parçalarından biri isek ve bu simülasyonu yapan taşşaklı bir kurum veya bilimadamları ise çok fazla sıkıntı yok. ancak bir lise öğrencisinin bitirme tezindeki bir simülasyonun parçasıysak * * * sinirden kendimi sikerim. net.