şükela:  tümü | bugün
  • nick bostrom'un 2003 tarihli, 'are you living in a computer simulation' adli makalesine dayanan arguman. sadece bostrom degil, elon musk, neil degrasse tyson, max tegmark gibi bilim insanlari tarafindan da ilgi goren bir arguman ayni zamanda. en son nasa'da calisan bilim insani rich terrile de 'uzaylilar tarafindan simule edilmis bir hologramda yasiyoruz' diyerek tartismaya katildi halihazirda.

    once herseyin basladigi o makale uzerinden gideyim. ama ondan evvel robert nozick'in 1974 yilinda yayinlanan anarchy state and utopia isimli bir kitabi var ve o kitapta bahsi gecen 'experience machine' ya da 'pleasure machine' denen bir dusunce deneyi var. ondan bahsetmek istiyorum. nozick soyle der: size arkadas, un, para, iyi gorunus, basari ve sizi mutlu edecek baska ne varsa verecek bir makineye bilerek ve isteyerek baglanma sansi sunuldugunu dusunun. makineye baglandiginizda gecmisinize dair butun anilariniz silinecek ve hayatinizin geri kalanini makineye bagli olarak gecireceksiniz. kabul eder miydiniz?

    nozick kabul etmeyecegimizi iddia eder. gunumuzde insanlarin hafizalarini sildirip tekrar tekrar ayni kisiye asik oldugu, yavan romantik filmlerin bu kadar sevildigi goz onune alinirsa, nozick umutsuz bir optimist olmali.

    nick bostrom'a donersek, makalesinde sunu iddia eder:

    - insan turunun, bir insan-sonrasi safhaya ulasmadan once tamamen yok olmasi muhtemeldir.
    - herhangi bir insan sonrasi uygarligin gecmisine iliskin onemli sayida simulasyon devreye sokmasi pek olasi degildir.
    - biz zaten muhtemelen bir bilgisayar simulasyonu icerisinde yasiyoruz.

    nick bostrom makalesi boyunca yuruttugu mantik aksiyomlari uzerinden, halihazirda bir simulasyon icinde yasadigimiz sonucuna ulasir. konuya iliskin olarak okudugum makalelerden derlediklerime gore nacizane dusuncem su; simulasyon argumani icin uc olasilik var:

    - dunya uzerinde yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlarin simule ettigi bir evren. insan simulasyonu.
    - dunya uzerinde yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlar tarafindan yaratilan robotlarin simule ettigi bir evren. robot simulasyonu.
    - dunya disinda yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis uzaylilarin simule ettigi bir evren. uzayli simulasyonu.

    elbette simulasyon argumanina siddetle karsi cikanlar da var. her partide eglenceyi bozan biri cikar zaten. karsit argumanlari da su:

    - teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlar kendi irklarini bir simulasyona hapsetmez.

    evet, edebilir.teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis bir gelecekte simulasyona dayali bir eglence sektoru bile olabilir. insanlar para karsiligi mars'a gitmek yerine, para karsiligi herhangi bir simulasyona istedigi an baglanabilir ve istedigi an cikabilir. ote yandan bizler, habersiz bir bicimde hapsoldugumuz bu simulasyonda, araba altinda can veren bir kisi, deprem enkazinda ezilen binlerce kisi, savas meydaninda katledilen milyonlarca kisi olarak bu simulasyonlarda oyuna heyecan getiren figuranlar olabiliriz.

    ancak su iddia edilebilir. simulasyon yaratacak kadar ilerlemis bir uygarlik, bir kesimin eglencesi icin bir baska kesimi somurebilir mi? ileri duzeyde bir uygarligin, ahlaki bakimdan da es zamanli olarak ileri duzeye ulastigini var sayarsak eger, somurmez. eger somuruyorsa, bizi bir baska alternatif bekliyor demektir. simulasyon icinde yer alan, bir kesimin eglencesi icin somurulen diger kesim biyolojik insanlar olmayabilir. sadece birer yazilimdir. artik kliselesmis simulasyon filmlerinden ornek vermek istemiyorum ancak insanlarin biyolojik bedenlerinin bir pil olarak kullanildigi simulasyon dusuncesini kaniksiyoruz hep. eger sadece birer yazilim isek, biz bugun pc'den herhangi bir program kaldirirken nasil vicdan azabi cekmiyorsak, simulasyondan binlerce yazilim deprem, tsunami, sel vasitasiyla kaldirildiginda da birileri vicdan azabi cekmiyordur dogal olarak.

    - teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis insanlarin urettigi robotlar asla bilinc sahibi olamaz.

    evet, olabilir. tum veriler esit oldugunda, moore yasasi uzerinden yapilan matematiksel cikarimlar, 2075 yilinda insanlarin urettigi robotlarin bilinc sahibi olacagini var sayiyor. aksini iddia edenler var pek tabi. 2016 yilinin teknolojisini baz alarak, 2075 yilinda robotlarin bilinc sahibi olamayacagini dusunuyorlar. 1910 yilinin teknolojisini baz alarak, 1969 yilinda aya gidemeyecegimizi dusunenler de vardi gecmiste.

    biz su an 2016 yilini yasarken, gercek zaman 2075 yili olabilir. ve hatta 2075 yilinin bu aralik ayinda bilinc sahibi robotlar kontrolu ele gecirmis olabilir. eger 2016 yilinda gecen bir simulasyon icindeysek, 2075 yilinda insan simulasyonundan robot simulasyonuna gectigimizi nereden bilecegiz? veyahut su an insan ve robot simulasyonlari icice gecmis de olabilir. su an robotlarin simule ettigi bir evrende insanlar robot uretiyor olabilir (nitekim uretiyoruz). yakin gelecekte insanlarin urettigi bilinc sahibi robotlar bir evren simule ederse eger, robotlarin simule ettigi bir evrende robotlarin simule ettigi bir ic evren olacaktir. ki bu katmanli evren olasiligi sonsuza yakin olabilir.

    burada hemen bir yan pazantez acayim; gecmisten gunumuze kadar gelen tum ezoterik metinler, evrenin yaratilisini kozmik bilincin oz farkindaligi olarak yorumlar. yani baslangicta bilinc kendi kendini farketmis ve sonra bu bilinc potensiyelini gorebilmek adina yaratilisi baslatmistir. bunu, bilincinin farkina varan bir yapay zeka olarak da okuyabilirsiniz. hatta bu baglamda, ezoterik metinlerin temel felsefesi olan reenkarnasyon ile simulasyon birbirine cok benzer. hem maddi dunya hem de simulasyon insan icin bir hapishanedir. dunya gercekmis gibi gorunmesine ragmen gercek olmayan bir yanilsamadir. reenkarnasyonda oldukten sonra ruh ozune doner. hafizasi silinir, yeniden maddi dunyaya gonderilir. simulasyonda oldukten sonra bilinc kaynaga doner. format atilir, yeniden oyuna gonderilir.

    - dunya disinda yasayan, teknolojik bakimdan ileri duzeye ulasmis uzaylilar bir simulasyon yaratamaz. cunku uzayli diye bir sey yok!

    evet, yaratabilir. eger bir uzayli simulasyonu icindeysek ve (kotu) uzaylilar asla uyanmamamizi istiyorlarsa, bizi 'uzayli diye bir sey yok' dedirtecek bicimde programlamis olabilirler. hatta en basindan beri dunya hic var olmamis olabilir. dunya; bir bilgisayar oyununu tasarlarken yaratilmis, tek bir sanatcinin hayalgucune dayanan bir 'concept art' calismasidir belki, kimbilir. ta 1949 yilinda claude shannon, the mathematical theory of communication eserinde soyle bir laf etmistir: 'kopekler insanlar icin neyse, insanlarin da robotlar icin ayni sey olacagi bir gelecek tahayyul etmekte hicbir gucluk cekmiyorum'. eger robotlar yerine uzaylilar kelimesini koyarsaniz, anlam bozulmaz.

    uzaylilar icin, zamanin baslangicindan itibaren insan denen tur bir tur evcil hayvan, dunya denen gezegen de bir tur hayvanat bahcesi olabilir. spesifik bir ornek vermek gerekirse, insan tarafindan yaratilan uzay temali bilgisayar oyunlarina bakmak kafi. o oyun icinde yer alan x irkina ait karakterler, z gezegeni uzerinde yasiyorlar. agliyorlar, guluyorlar, savasiyorlar, asik oluyorlar, cocuk yapiyorlar, oluyorlar. oysa gercekte ne x irki var ne de z gezegeni. insan irki ortalama bir teknoloji ile boyle bir simulasyon yaratabiliyorsa eger, uzayli irki ileri bir teknoloji ile daha ustun bir simulasyon coktan yaratmis olabilir.

    peki bir bilgisayar oyunu icinde oldugunuzu nasil farkedersiniz? tekrarlanan sablonlar vasitasiyla. bir tek boynuzlu atla her etkilesime gectiginizde size ayni gorevleri vermesi gibi. ejderhaya bin, magaraya git, devi oldur, ejderhaya bin, tek boynuzlu ata don. bunun is vereninizle her etkilesime gectiginizde size ayni gorevleri vermesinden ne farki var? sabah uyan, ise git, yemek ye, eve gel, gece uyu. elbette gozumuzun onunde tekrarlanan sablonu farkettigimizde, yani bir simulasyon icinde oldugumuzu anladigimiz an oyundan cikarilabilir, 'restore point' denen noktaya geri alinip, o aydinlanmayi hic yasamamiscasina oyuna geri donebiliriz.

    zaten tum insan, robot ve uzayli simulasyonlarinin temel noktasi bu; asla ama asla bir simulasyon icinde oldugumuzu ogrenemeyecegiz. birincisi; simulasyon icinde oldugumuza dair delilleri bize simulasyonun kendisi sunacak. ikincisi; deliller konusunda simulasyonun kendisi tarafindan yapilan bilincli bir manipulasyon yoksa eger, yani sistemde buldugumuz bir hatadan dolayi aydinlanirsak, her an aydinlanma oncesi hayatimiza geri dondurulebiliriz.

    max tegmark'in simulasyon argumanina iliskin soyle bir ifadesi mevcut: 'eger ben bir bilgisayar oyununda (kisitli da olsa bir zekaya sahip olmama izin verilmis) bir karakter olsaydim, eninde sonunda o oyunun matematik tabanli oldugunu farkederdim'. nitekim evrene baktigimizda deniz kabugundan, galaksilere kadar baskin olan matematiksel bir duzen mevcut. aynen bir simulasyonda olmasi gerektigi gibi. cunku bir simulasyon matematik tabanli kodlama sistemi ile mumkun olabilir. tegmark devaminda soyle der: 'eger bir bilgisayar oyununda karakter isek, bari ilginc bir karakter olalim ki, bizi oyunda tutmaya devam etsinler'. ip ustunde akrobasi yapip, seyircisini eglendirmeye calisan bir sirk cambazindan ne farkimiz var oyleyse? olup giden insanlar yani simulasyondan cikarilan insanlar yeterince ilginc degildi demek cok acimasizca degil mi?

    simulasyon argumanina iliskin olarak robin hanson'in bir makalesini okumustum. bugun bir simulasyon icinde yasiyorsak eger, bu simulasyonu gerceklestirenler; bizden uremis, teknolojik bakimindan kapasitesi bizden cok daha ustun olan gelecek nesil olacaktir suphesiz. ornegin o gelecek nesil, bizim kurtulamadigimiz ve hayatimiz boyunca sayisiz aci yasadigimiz bu simulasyona dahil olup zengin, unlu, guzel, mutlu insanlari oynuyor olabilir. daha beteri tanriyi da oynuyor olabilir.

    bazi zengin, unlu, guzel ve mutlu insanlarin, hatta adi kotuluk kavramiyla ozdeslesmis bazi ailelerin neden bu kadar yoz, ahlaksiz, vurdumduymaz ve bencil olduklarina belki anlam verebiliriz bu acidan. bu bir oyun ise, iyi ve kotu olmanin manasi yok cunku oyunun sonunda cennet ve cehennem yok. simulasyon icindeki insanlarin uyanmamasi bu yuzden onemli elbette. eger kisi simulasyon icinde yasadigini farkederse, oyunu kurallarina gore oynamaz. mesela en basitinden pandalari kurtarmakla ugrasmaz cunku gercekte panda yok. ('aslinda kasik yok' klisesinden israrla kactim ama buraya kadarmis). ote yandan simulasyon icinde uyanmaniz diger insanlari da tehlikeye atabilir. eger onlari da uyandirirsaniz, simulasyon icinde yasadigini farkeden insanlar yuzunden kimse oynamaz, artik o oyun bir simulasyon olmaktan cikar ve kapatilabilir. erasmus'un dedigi gibi cehalet mutluluktur.

    belki su an gercek zaman 3417. ama biz 2016 yilinda yasadigimizi dusunuyoruz. 352 ya da 1311 ya da 1853 vb. yillarina ait sayisiz simulasyon da olabilir pek tabi, birbirinden habersiz. sonucta tarihi simulasyon yaratmak eglenceli oldugu kadar ogretici de. ornegin 2011 yilinda bilgisayar oyunlarina ilgisi olan (asagi yukari) herkes the elder scrolls v skyrim oynayarak, karanlik caglarda yasamis bir viking olmanin nasil bir deneyim oldugunu tecrube etti. simulasyon vasitasiyla daha once hic yasanmamis, ejderhalarin hukum surdugu fantastik bir tarih de yaratabilirsiniz. ya da daha once yasanmis insanlik tarihini tekrar tekrar simule de edebilirsiniz.

    zaman makinesi pratikte mumkun olsa, herkesin bizzat taniklik etmek isteyecegi tarihi bir olay vardir buyuk ihtimal. mesela tarihte insanlar isa'yi carmiha gerdi. simulasyonda da ayni sekilde insanlar isa'yi carmiha gerer miydi? zaman makinesi paradokslari tarihin akisina mudahale etmemizi engelliyor. oysa simulasyonda tarihin akisina mudahale etmek mumkun. tarihte isa esek uzerine binip kudus'e gitti ve carmiha gerildi. simuaslasyonda isa yalinayak kahire'ye gitse belki hayatta kalacakti. deneyelim, gorelim misali.

    ozetlemek gerekirse, simulasyon argumani insan irkinin yillardan beri cozemedigi paradokslari cozmekte gayet basarili. mesela fermi paradoksu, kotuluk problemi, paranormal vakalar, buyukbaba paradoksu, kuantum belirsizligi. bu baglamda ustunde iki kere dusunmekte fayda var. son soz michael crichton'un 1973 tarihli westworld'unde yer alan bir yapay zekadan gelsin: simulasyonda hicbir sey ters gidemez.. gidemez... gidem....
  • bilimadamları tarafından araştırılan bir konuymuş. hatta bu iddiayı destekleyebilecek bir şeyler de bulmuşlar sanırım.

    ilgili haberler:
    http://news.techeye.net/…-futuristic-supercomputers
    http://www.globalpost.com/…onn-germany-matrix-beane
    http://phys.org/…ts-method-universe-simulation.html

    edit: konuyla ilgili türkçe bir haber: http://www.technopat.net/…devasa-bir-simulasyon-mu/
  • simulasyon'u en basit bicimde: "bir gercekligin modellenmis hali" olarak tanimlarsak. ve her modelleme surecinde (amaclansin veya amaclanmasin) dogal olarak bazi kayiplar verilecegi / bazi soyutlamalar olacagi kabul edildiginde, teknik olarak, zaten bir simulasyon icerisinde oldugumuz sonucuna ulasmaktayiz. bu sonuc da mevcut tartismanin sonucunu veya surecini degil, varolusunu etkileyen bir oneme haiz. aciklamaya calisayim.

    kavram: antroposentrik

    elektromanyetik spektrumda görebildigimiz kisim

    ses dalgalarinda duyabildigimiz kisim

    bunlarin en guclu ve gercekligimize en yuksek derecede yon veren iki duyu oldugunu da belirtmek gerekiyor. tad alma ve koklama gibi ozellikle diger hayvanlar ile karsilastirildiginda aciz kalan duyularimizin tarayamadigi alani tahayyul etmemiz bile mumkun degil.

    onceki entrylerde gecen linklere bir baktim ve uzuldum. arthur c. clarke'a haksizlik edilmis. human-centric/determinist/ateist bir bakis acisi ile olasiliklar siralanmis da siralanmis ama bence en mumkun olasilik olan (evrim teorisi ile de en cok uyustuguna inandigim) 2001 space odyssey (ve rama, ve childhood's end vs kitaplarinda da defalarca isledigi) varolusumuzdan dolayi algilayamayacagimiz ust benlik kavramina deginilmemis.

    bizim simulasyon dedigimiz sey aslinda "tasarlanmis bir alt gerceklik" olmayabilir. insan'in kapasitesinin sinirlari yuzunden diger tum gercekliklerden "zorunlu" olarak kopmus durumdayiz, ve bu nedenle uzaylilar gelmiyor olabilir. ya da uzaylilar hep burda ve biz onlari farkedemiyor olabiliriz.

    sonsuz isik tayfinin ancak kucucuk bir segmentini gorebilen, varolustaki ses yuksekliklerinin kisitli kismini duyabilen, her saniye icimizden milyarlarcasi gecen nötrinolari hissedemeyen, hatta daha hissedemedigi hangi parcacik ve dalgalar oldugunu bile bilemeyen, hicbir sabit noktasi olmayan kainatta oturdugu sandalyede sabit olduguna inanan salak bir canlinin kainati, uzayliyi sadece kendi eksik alt gercekligine gore tanimlamaya calismasina guluyorum. hah hah hayt.

    gerceklik algimiz, sadece bir kac yuzyillik teknolojimizle yaptigimiz aletlere göre acinacak konumda. aletlerimizin, esas fiziksel gerceklige gore ne kadar acinacak konumda oldugunu ise bilemiyoruz. teknolojimiz ile ulastigimiz alan esas varolusun bir alt simulasyonu ve duyularimiz ile ulastigimiz alan onun da alt simulasyonu. kendimizi kandirmayalim. zaten fecahat durumdayiz.
  • inanması zor bir teori. bu teknolojiyi kasanların simülasyon temalarının bu denli sıkıcı olması akıl alır gibi değil. şu an eshottayım. bildiğin körüklü otobüs. yanımda tesbih çeken kasketli bir dede var. sık sık bahsettiğiniz ayakta kitap okuyan lümpen tip de burada. yoo dostum yoo simülasyon olamayacak kadar gerçek bunlar.
  • fikir yeni bir fikir degildir haliyle, bilgisayarlar neredeyse cikar cikmaz insanlarin aklina gelmis. bu fikri hemen hemen ilk one suren ve heyecanla savunanlar arasinda mathematicanin, ve wolfram alphanin kurucusu stephen wolfram var, konuyu derinlemesine merak edenler kendisinin a new kind of science kitabina bakabilir.

    su son makale ile ilgili de oncelikle farkedilmesi gereken ortada deneysel bir durum yok, hatta simulasyonla ilgili bir durum da yok. adamlar diyorlar ki eger uzay-zaman bir iplik gibi surekli degil de ipligin uzerine gecirilmis tespih taneleri gibi kesikli ise bunu ileride yapilacak deneylerle gorebiliriz. fakat son zamanlarda moda olan 'bilimsel makalemizi haber yapalim' egilimine uyup sahane bir satis noktasi yakalamislar, tebrik mi etsem kizsam mi bilemiyorum.

    madem daldan dala atliyorum, bir de iain m banks adli bilimkurgu yazarinin the algebraist kitabinda the truth dini vardi, dinin temel inanci evrenin simulasyon oldugu ama yeterince bilincli canli bu gercegi anlarsa simulasyonu yapanlarin olayi durduracagiydi, bir nevi hepimiz matrixe inanirsak matrix coker inanci.

    son olarak, evren bir simulasyon mudur sorusunun bilimsel oldugundan bile emin degilim, onu da soyleyeyim.
  • simülasyon argümanını içselleştirip çok ciddi mantık hatasına düşen ateistler türemeye başladı.

    tanrı'nın varlığının ihtimali ile simülasyon argümaninin doğruluğu ihtimali mantığa göre aynı değildir. tanrı'nın varlığının ihtimali insanoğlunun evrende karşılaştığı sorunlarla ya da cevaplayamadığı sorularla artar. bilinç, nedenini bilmediği bir vakanın vuku bulma sebebini üst bir bilince mâl etme içgüdüsüne sahiptir ki, tanrı'nın olabilitesi hiçbir zaman azalmamıştır bu sayede. insan bilinci, bu nedensel evrende cevapladığı her sorunun ardında bir başka soruyla karşılaşmakta. bu durum bilimin ilerleyiş sistematiğidir. yerde gördüğünüz bir taşı kaldırıyorsunuz ve altından bir başka taş çıkıyor, onu da kaldırıyorsunuz, bir başkası...

    1900'lerin başında temel bilim(matematik, fizik, biyoloji) bilimadamları arasında tanrı'nın varlığına inanma istatistiği tutuluyor ve sonuç yüzde 40 civarı çıkıyor, aynı anket 2000'lerin başında yapıldığında sonuç üç aşağı beş yukarı aynı çıkıyor. modern felsefenin de günümüzde geldiği son nokta, tanrı'nın varlığı ve yokluğu kanıtlanamazdır. ateistler için üzülerek şunu net söyleyebilirim ki, ne bilim ne de felsefe (felsefe bir bilimdir? matematik bir icat mıdır yoksa keşif midir?* babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?) tanrı'nın olabilitesini yok edememiştir.

    örneğin fizikte kozmologların cevaplayamadığı sorulara binaen çoklu evren modelinin ortaya atılması gibi. şu anki fizik bilgimizle açıklayamadığımız bazı durumların nedeni olarak evren dışı sebeplere kaçabiliyoruz. tahmin yaparak hipotez ortaya atıyoruz ve bu hipotezin doğruluğunu test etmeye başlıyoruz. kimi zaman higgs bozununda olduğu gibi yıllar sonra doğruluğu kanıtlayabiliyoruz kimi zaman evrenin koca bir karadelik içinde olması hipotezi gibi balon çıkabiliyor.

    simülasyon argümanı ise bize başlangıç hakkında bir ipucu vermiyor. bilinicimizden daha üst bir bilincin içinde olduğumuz ihtimali sadece. ya da varlığımızın bir başka üst varlıktan kaynakladığı. fakat bir üst ya da onun da üstü bilincin varlığının başlangıcının cevabı yok. john conway'in game of life'ında olduğu gibi ilk noktaların yerini siz belirliyorsunuz, oynun kurallarını belirliyorsunuz ve çark dönmeye başlıyor. bu öyle bir çark ki, inanılmaz kompleks sonuçlar ortaya çıkıyor. evrimde doğal seleksiyonun ürettiği dinamizm ve çeşitlilikte olduğu gibi. game of life'ı bilmiyorsanız şuradan izleyebilirsiniz: game of life. oynun kuralları şunlar: etrafında bir kare olan ya da hiç kare olmayan kareler yalnızlıktan yok olur. aynı şekilde çevresinde 3 ve 3'ten fazla kare olan kareler popülasyon fazlalığından yok olur ve son kural, etrafında 3 tane canlı kare olan ölü kareler canlanır. bu adresten siz de oynayabilirsiniz. istediğiniz yerlerde kareleri belirleyin ve startı verin, sonuç ise mükemmel. öylesine karmaşık sonuçlar ortaya çıkıyor ki, oynun kurallarının bu kadar basit olması büyüleci oluyor. aynı şekilde fraktal geometride olduğu gibi çok basit bir eşitliğin iterasyonlarının sonsuz derinlikte ve karmaşıklıkta sonuçlar ortaya çıkarması gibi.

    işte yaşadığımız simülasyon bu şekilde oluşmuş olabilir. ya da çoklu evren modelinde canlılığa izin veren ihtimal bizim evrende ortaya çıkmış olabilir. fakat bu ihtimaller çoklu evrenin ya da üst simülasyonun başlangıcının nasıl ve neden olduğunu açıklamaya yetmiyor. game of life'da olduğu gibi oynun kurallarını koyan bir tanrı olması ve sonra noktaları istediği yere koyup startı vermiş olması ihtimalini hiç yok edemiyor. her şeyden öte, neden varlıklık var ve nasıl var sorularının cevabı yok ortada. bu soruların cevabı olmadığı sürece tanrı'nın varlığına inanmak hiçbir zaman mantıksız olmayacak. tek bir ötelemeyle sorunuza geçici cevap vermiş olmanız, simülasyonda olduğu gibi, bir sonraki adımda karşılaşacağınız soru ve sorunları yok edebilme kapasitesinde değil.
  • bu iddia akıllara "peki tanrı'yı kim yarattı?, x yarattıysa x'i kim yarattı" tarzında sonu gelmez sorular getiriyor ?

    evren simülasyonsa, o simulasyonu oluşturan sistem de bir simülasyon olamaz mı?
  • eğer bu argüman (veya teori her ne haltsa) gerçekse ve bizler üstün bir ırkın veya gelecekteki bizlerin yarattığı bir simülasyonun parçalarından biri isek ve bu simülasyonu yapan taşşaklı bir kurum veya bilimadamları ise çok fazla sıkıntı yok. ancak bir lise öğrencisinin bitirme tezindeki bir simülasyonun parçasıysak * * * sinirden kendimi sikerim. net.
  • hakkındaki yazıları okurken tüylerimi diken diken eden önerme.
    bu kadar etkilemesinin sebebi sanırım o kadar da imkansız gelmemesi.
    imkansız olmamasını diliyorum çünkü, inanmak istiyorum. bir anlam bulmak istiyorum. bir açıklama istiyorum. şu an belki de en kötü, en sıkıcı çağı yaşıyoruz çünkü. bir yandan hala hayata, dünyaya dair açıklanamayan, algılanamayan birçok şey varken, diğer yandan pek çok şeyi de açıklayabildiğimiz için antik dönemde yaşayan insanlar gibi güneş tutulmasının mucize, ışınlanmanın imkansız olmadığını biliyoruz çünkü. heyecanlanamıyoruz artık. diğer yandan dediğim gibi;ölüm, ölümden sonrası, telekinezi, hayatın anlamı, başlangıç noktası vs. vs. hala açıklanmadığı için tatmin de olamıyoruz.
    evren bir simülasyon mudur? eğer öyleyse başımızdakiler bunu bulmamamız için çoktan başka bir yere yönlendirirdi bence. yada onlar da sıkıldı, biraz eğlence için attılar bunu ortaya. gerçi zaman algısı onlar da da bizim gibi midir ki sıkılsınlar? bizim gibiyse de ömürleri, bir günleri vs. bizle aynı değildir ki.
    heh bu gece üzerinde kafamdan sayısız senaryo yazacak, hayal kuracak şey çıktı bana işte. katılmak isteyen olursa mesaj atsın, dünyanın gizemine kafa yoralım.