şükela:  tümü | bugün
  • olasılığı bile korkutucu olan iddia.

    düşensenize bir dönem besi çiftliklerinde çeşitli hayvanlara klasik müzik dinletilerek koşullanma yoluyla verim arttırılmaya çalışılıyordu. örneğin bir tavuk çiftliğinde hayvanlara similasyon yapılmış oh keyifleri yerinde yiyip içip yumurtluyorlar zamanı geldiğinde kelleler gidiyor tabi.

    belki biz de besi çiftliğinde bir tavuk gibiyiz bizden daha üstün varlıklar için. belki asla haberimiz bile olmayacak bu durumdan.

    (bkz: ali babanın bir çiftliği var)

    edit: jrem 2 0 uyarmış; "klasik müzik ile verim artırılmaya çalışılmıyor. koşullanarak sağım işlemi otomatikleştiriliyor. kimden duydun bilmiyorum ama böyle bir şey yok. olay şu;
    sağım yapılırken ineklere bach çalınıyor (yada mozart neyse) uzun bir süre geçtikten sonra bach duyan inekler sağım makinesiyle pek rahat olmadıklarından ve stresten az süt vereceklerine korelatif %20 daha fazla verim alınıyor." teşekkürssss.
  • bilimadamları tarafından araştırılan bir konuymuş. hatta bu iddiayı destekleyebilecek bir şeyler de bulmuşlar sanırım.

    ilgili haberler:
    http://news.techeye.net/…-futuristic-supercomputers
    http://www.globalpost.com/…onn-germany-matrix-beane
    http://phys.org/…ts-method-universe-simulation.html

    edit: konuyla ilgili türkçe bir haber: http://www.technopat.net/…devasa-bir-simulasyon-mu/
  • simulasyon'u en basit bicimde: "bir gercekligin modellenmis hali" olarak tanimlarsak. ve her modelleme surecinde (amaclansin veya amaclanmasin) dogal olarak bazi kayiplar verilecegi / bazi soyutlamalar olacagi kabul edildiginde, teknik olarak, zaten bir simulasyon icerisinde oldugumuz sonucuna ulasmaktayiz. bu sonuc da mevcut tartismanin sonucunu veya surecini degil, varolusunu etkileyen bir oneme haiz. aciklamaya calisayim.

    kavram: antroposentrik

    elektromanyetik spektrumda görebildigimiz kisim

    ses dalgalarinda duyabildigimiz kisim

    bunlarin en guclu ve gercekligimize en yuksek derecede yon veren iki duyu oldugunu da belirtmek gerekiyor. tad alma ve koklama gibi ozellikle diger hayvanlar ile karsilastirildiginda aciz kalan duyularimizin tarayamadigi alani tahayyul etmemiz bile mumkun degil.

    onceki entrylerde gecen linklere bir baktim ve uzuldum. arthur c. clarke'a haksizlik edilmis. human-centric/determinist/ateist bir bakis acisi ile olasiliklar siralanmis da siralanmis ama bence en mumkun olasilik olan (evrim teorisi ile de en cok uyustuguna inandigim) 2001 space odyssey (ve rama, ve childhood's end vs kitaplarinda da defalarca isledigi) varolusumuzdan dolayi algilayamayacagimiz ust benlik kavramina deginilmemis.

    bizim simulasyon dedigimiz sey aslinda "tasarlanmis bir alt gerceklik" olmayabilir. insan'in kapasitesinin sinirlari yuzunden diger tum gercekliklerden "zorunlu" olarak kopmus durumdayiz, ve bu nedenle uzaylilar gelmiyor olabilir. ya da uzaylilar hep burda ve biz onlari farkedemiyor olabiliriz.

    sonsuz isik tayfinin ancak kucucuk bir segmentini gorebilen, varolustaki ses yuksekliklerinin kisitli kismini duyabilen, her saniye icimizden milyarlarcasi gecen nötrinolari hissedemeyen, hatta daha hissedemedigi hangi parcacik ve dalgalar oldugunu bile bilemeyen, hicbir sabit noktasi olmayan kainatta oturdugu sandalyede sabit olduguna inanan salak bir canlinin kainati, uzayliyi sadece kendi eksik alt gercekligine gore tanimlamaya calismasina guluyorum. hah hah hayt.

    gerceklik algimiz, sadece bir kac yuzyillik teknolojimizle yaptigimiz aletlere göre acinacak konumda. aletlerimizin, esas fiziksel gerceklige gore ne kadar acinacak konumda oldugunu ise bilemiyoruz. teknolojimiz ile ulastigimiz alan esas varolusun bir alt simulasyonu ve duyularimiz ile ulastigimiz alan onun da alt simulasyonu. kendimizi kandirmayalim. zaten fecahat durumdayiz.
  • inanması zor bir teori. bu teknolojiyi kasanların simülasyon temalarının bu denli sıkıcı olması akıl alır gibi değil. şu an eshottayım. bildiğin körüklü otobüs. yanımda tesbih çeken kasketli bir dede var. sık sık bahsettiğiniz ayakta kitap okuyan lümpen tip de burada. yoo dostum yoo simülasyon olamayacak kadar gerçek bunlar.
  • fikir yeni bir fikir degildir haliyle, bilgisayarlar neredeyse cikar cikmaz insanlarin aklina gelmis. bu fikri hemen hemen ilk one suren ve heyecanla savunanlar arasinda mathematicanin, ve wolfram alphanin kurucusu stephen wolfram var, konuyu derinlemesine merak edenler kendisinin a new kind of science kitabina bakabilir.

    su son makale ile ilgili de oncelikle farkedilmesi gereken ortada deneysel bir durum yok, hatta simulasyonla ilgili bir durum da yok. adamlar diyorlar ki eger uzay-zaman bir iplik gibi surekli degil de ipligin uzerine gecirilmis tespih taneleri gibi kesikli ise bunu ileride yapilacak deneylerle gorebiliriz. fakat son zamanlarda moda olan 'bilimsel makalemizi haber yapalim' egilimine uyup sahane bir satis noktasi yakalamislar, tebrik mi etsem kizsam mi bilemiyorum.

    madem daldan dala atliyorum, bir de iain m banks adli bilimkurgu yazarinin the algebraist kitabinda the truth dini vardi, dinin temel inanci evrenin simulasyon oldugu ama yeterince bilincli canli bu gercegi anlarsa simulasyonu yapanlarin olayi durduracagiydi, bir nevi hepimiz matrixe inanirsak matrix coker inanci.

    son olarak, evren bir simulasyon mudur sorusunun bilimsel oldugundan bile emin degilim, onu da soyleyeyim.
  • eğer evren bir simulatörse, mutlaka arada bir moderatör alımları yapılıyor olmalı. iyi fırsat yani, takip etmek lazım.
  • bu iddia akıllara "peki tanrı'yı kim yarattı?, x yarattıysa x'i kim yarattı" tarzında sonu gelmez sorular getiriyor ?

    evren simülasyonsa, o simulasyonu oluşturan sistem de bir simülasyon olamaz mı?
  • eğer bu argüman (veya teori her ne haltsa) gerçekse ve bizler üstün bir ırkın veya gelecekteki bizlerin yarattığı bir simülasyonun parçalarından biri isek ve bu simülasyonu yapan taşşaklı bir kurum veya bilimadamları ise çok fazla sıkıntı yok. ancak bir lise öğrencisinin bitirme tezindeki bir simülasyonun parçasıysak * * * sinirden kendimi sikerim. net.
  • hakkındaki yazıları okurken tüylerimi diken diken eden önerme.
    bu kadar etkilemesinin sebebi sanırım o kadar da imkansız gelmemesi.
    imkansız olmamasını diliyorum çünkü, inanmak istiyorum. bir anlam bulmak istiyorum. bir açıklama istiyorum. şu an belki de en kötü, en sıkıcı çağı yaşıyoruz çünkü. bir yandan hala hayata, dünyaya dair açıklanamayan, algılanamayan birçok şey varken, diğer yandan pek çok şeyi de açıklayabildiğimiz için antik dönemde yaşayan insanlar gibi güneş tutulmasının mucize, ışınlanmanın imkansız olmadığını biliyoruz çünkü. heyecanlanamıyoruz artık. diğer yandan dediğim gibi;ölüm, ölümden sonrası, telekinezi, hayatın anlamı, başlangıç noktası vs. vs. hala açıklanmadığı için tatmin de olamıyoruz.
    evren bir simülasyon mudur? eğer öyleyse başımızdakiler bunu bulmamamız için çoktan başka bir yere yönlendirirdi bence. yada onlar da sıkıldı, biraz eğlence için attılar bunu ortaya. gerçi zaman algısı onlar da da bizim gibi midir ki sıkılsınlar? bizim gibiyse de ömürleri, bir günleri vs. bizle aynı değildir ki.
    heh bu gece üzerinde kafamdan sayısız senaryo yazacak, hayal kuracak şey çıktı bana işte. katılmak isteyen olursa mesaj atsın, dünyanın gizemine kafa yoralım.