şükela:  tümü | bugün
  • bu filmin ilginç bir havası var. yani aslında öylesine çekilmiş, hafif, saçma sapan bir filmmiş gibi ama öyle değil. çok duygulu bir film bu aslında. tek hataları, çok şeyi az zamanda anlatmaya çalışmak olmuş. yani oradan oraya zıplamalara falan gerek yoktu bence, daha yalın bi anlatım olabilirdi. neyse, ben şunu diyecektim, bu film aslında güzel bir konser arasında parça parça gösteriliyormuş gibime gelmiştir her zaman. filmde çalan şarkılar o kadar yerinde ve güzel ki, insanın filmin soundtrack albümünü falan alası geliyor.

    --- spoiler ---

    en etkileyici kısım elbette, türk sinemasındaki en etkileyici sahnelerden biri olduğunu da düşündüğüm, mert karakterinin annesiyle yanyana ayna karşısında oturarak gerçekleştirdikleri diyalog.

    kanser hastası olan anne, saçlarını taramaktadır, kemoterapinin de etkisiyle tarakta epey bir saç birikir, artık saçları dökülmektedir, üzülür. onu uzaktan izleyen oğlu ise ona moral vermek için gelip ayna karşısında annesinin yanına oturur. "çok yoruldun sen, tatile gidelim, alırsın mayonu, istersen bikini giyersin...daha dur bak nerelere götürücem seni." şeklinde sözler söyler. o an içinde bulunduğu duruma çok tezat gelmiş olacak ki "mayolu, bikinili bir tatil" hayaliyle gülümseyen annesi "ben seni bırakıp nasıl giderim?" diyerek birdenbire ağlamaya başlar, ana-oğul o aynanın karşısında yanyana oturdukları o pufun üzerinde birbirlerine sarılarak ağlarlar.

    derken badem'den sen ağlama isimli şarkı yükselir...

    ***********
    kara gözlerinden bir damla yaş düşünce,
    hüzün, keder yüreğime yaslanır.

    sen ağlama, bir damla gözyaşın yeter.
    sen üzülme gülüm, gamzende güllerin biter.

    yollarıma taş koysalar döneceğim,
    gözlerinden yaşlarını sileceğim.
    ***********

    şarkının sözleri ve anlamı o kadar güzeldir ki o sahnede ağlamamak -şarkıya tezat olsa da- mümkün değildir. hüngür şakır gidersiniz. :(

    --- spoiler ---

    filmle ilgili diğer nokta ismail hacıoğlu elbette. bu çocuğu oldum olası yetenekli bulmuşumdur. bir kusuru varsa o da çok çocuksu ve bebeksurat olmasıdır. onun dışında, her türlü heyecanı, duyguyu çok iyi yansıtıp oynayabildiğini düşünüyorum. başka filmlerden de hastasıyım zaten kendisinin. (bkz: #19778712)

    kısacası "sınav" benim için, sen ağlama şarkısının çaldığı sahneleriyle çok değerli, aynı zamanda eğlenceli ve içli bir film.
  • turkiye'nin en underrated filmi oldugunu dusunuyorum. halbuki cok yakin yabanci muadili olan 3 idiots basligina 700'e yakin entry girilmis, insanlarin yana yikila o filmi arayip, onu seyretmesi, sadece ondan konusmasi biraz ic acitici oluyor. internette dogru durust bu filmin link'i bile yok misal, cok yazik. muthis oyuncu kadrosuyla, ince islenmis senaryosuyla, gorselligiyle, gondermeleriyle, guldurmesiyle, aglatmasiyla, muzikleriyle... son yillarin tartismasiz en iyi turk filmlerinden biriydi. yillardir seyreder dururum hic bikmadan ilk gunku gibi.

    lutfen siz de seyredin, seyrettirin.
  • "beklentilerin üstünde bir yapım ,harika olmuş" tarzı yorumlar üzerine gittim,doğal olarak benim beklentilerim de yükseldi ama buna rağmen yükselen beklentilerimin de üstünde bir film izledim.öncelikle saçma sapan,gerçek dışı liseli dialogları değil gerçekçi dialoglar vardı filmde.koltuğumda kahkaha atmama sebep olacak espriler vardı ,ustelik belden aşağı da değildi(ki bence bu çok ama çok önemli bir özellik) *.liseli öğrenciler gerçekten liseli gibiydi* ve oyunculukları* gayet iyiydi.

    --- spoiler ---
    filmden çıktıktan sonra erkek kardeşimin ilk yorumu:
    -ya talihsiz seruvenler dizisi bile bundan daha talihliydi.
    evet tüm çocukların o veya bu şekilde hayatı bu sınava bağlıydı, çok kötü bir kazıkla ve trajediyle sonuçlandı.(o kızcağızın sınavda ağlaması * ,mert'in koşarak annesine gitmesi beni çok üzdü).keşke biraz daha iyimser bir son olsaydı,daha gülümseyerek ayrılsaydık.hoş, bu çocukların şansının yaver gitmiş olması hayatı öss sınavından dolayı kaymış bir sürü öğrenci olması gerçeğini değiştirmezdi,bu şekilde össnin nasıl çarpık bir sistem olduğunu daha çok vurgulamış oldu bu film.
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    ayrıca geçen yılın sorularını önceden çözen bir tek çocuk olması* ,onun da dürüstlük damarının tutup çalınan sorulara bakmaması güzel bir detay olmuş.
    --- spoiler ---

    biraz magazinel olacak belki ama; doğulu gencin kedinden yaşca büyük olan hocasına olan aşkını bilen yağmurun* doğulu çocuğa "ahaha oğlum kendi yaşındaki kızlara asılsana lan" demesi ve üstüne ismail hacıoğlunun gülmesi* beni gülümsetti.
  • -nasıl yani, birşeyler öğrenmeleri için belli bir yerde toplanmaları ve bir başkasının onlara anlatması mı gerekiyor?
    -evet.
    -anlam veremiyorum, neden kendi kendilerine öğrenmiyorlar ve zorla bu yerlere gönderiliyorlar?
    -aslında tam olarak zorla sayılmaz. bu mekanlara "okul" adını vermişler. genç bireyler okula zorunlu olarak gidiyor ama bunların büyük çoğunluğu kendi istekleriyle "üniversite" adını verdikleri meslek edinme yerlerine gitmeye çalışıyor.
    -iyi de neden oturup kendi kendilerine öğrenmiyorlar?
    -sanırım yeterince kaynakları yok bunun için. garip bir şekilde birbirlerinden öğrenmeye alışmışlar.
    -anlayamadığım bir şey daha var. "sınav" dedikleri nedir?
    -önce okula giden bir bireyin ne kadar öğrenebildiğini ölçmek için geliştirdikleri bir uygulama sanmıştım. fakat biraz daha derinlemesine araştırınca asıl nedenin başka olduğunu anladım. insanların çoğu, bu sınavlardan başarısız olup okuldan atılma korkusu olmazsa, çalışıp öğrenmiyor!
    -nasıl????!!!!! yani birisi onları deneyecek, sınayacak diye mi öğreniyorlar? işte bu çok saçma!
    -evet, inanması güç ama öyle. genel olarak yeni şeyler öğrenmek yerine uyumayı, ya da televizyon adını verdikleri resimler gösteren bir kutuya bakmayı tercih ediyorlar. en akıllıları bile tembelleşmeye çok yatkın ve kendilerini çalışmaya zorlayacak yaptırımlara ihtiyaç duyuyorlar.
    -yıldızlar adına... işte bu gerçekten inanması güç bir şey.
    -bitmedi, dahası var. düşün ki, bunlardan bazıları, hayatlarının yarı yoluna geldikleri halde, okula gitmeye devam etmeyi seçiyorlar. sanırım buna da "doktora" adını vermişler. bir çeşit uzman oluyor bunlar. önemli olan, bu aşamada, bu kişiler artık gerçekten kendi istekleriyle okul dedikleri öğrenme yerlerine gidiyorlar, yani bunların amaçlarının öğrenmek olduğuna ilişkin bir şüphe duymak aslında saçma olur. zaten istemeseler başka bir iş yaparlardı değil mi?
    -evet mantıklı duyuluyor.
    -ama sıkı dur. insanların doktora yapanları bile sınavlara girmek zorunda!
    -baygınlık geçirmek üzereyim zörg. yeter artık daha fazla anlatma.
    -bunu duyduğumda ben de büyük şok geçirmiştim. insanlar gerçekten çok acayip. aslında şu anda vardıkları teknolojik aşama düşünülürse, en azından doktora dedikleri şey için hala eski çağlardan beri kullandıkları öğrenme yöntemlerini kullanıyor olmaları çok... gülünç... tamam insanlar çok kalabalık ama doktora gibi bir şeyi yapmak isteyen oldukça az insan var. (ki bunlara çoğunlukla bizdeki bozukbeyin gözüyle bakanlar da yok değil.)
    -yaratıcılığı ve verimliliği bu kadar düşüren, böyle berbat bir sisteme rağmen geldikleri teknolojik ve kültürel düzey beni çok etkiledi doğrusu.
    -çok ilginç bir nokta da, kendilerini üzen ve sıkan şeylerin onlara ilham dedikleri bir şeyden verdiğini, bu şekilde hayatlarını garip bir dengede tuttuklarını iddia edenler var aralarında. sanırım o ilhamları hiçbir işlevi olmayan ama çok sevdikleri "sanat" denilen şeyi yapmak için kullanıyorlar. ama yine sıkı dur!
    -ne?
    -"sanat" yapmayı öğrenmek için bile okulları var! ahahahhaeheh.
    -hehehaheheaheh... zörgcüm, sen beni yiyosun gibi geliyor artık.
    -yer miyim canım kardeşim ben seni, güzel ziyurg'um benim.
    -canımsın, neyse boşver bu manyakları şimdi. jüpiter'de gaz kayağı sözün vardı bana. ne dersin, ışınlasın mı bizi sıkati?
    -ışınla bizi sıkati!!! hahahahhaha.
    -nıahehhehahehahe.

    (işbu entry yazılırken şu adresteki öyküden (http://www.terrybisson.com/meat.html) ve hayat boyu girilen sınavlardan ilham alınmıştır)
  • aylar öncesinden teaserları yayınlanmaya başladığında "amaan, gençlik filmi işte.sınavın geyiğini yapıp milleti güldürürecekler.bi bok değişmeyecek." diye düşündüğüm bu filmi gün itibariyle izlemiş bulunuyorum ve tüm samimiyetimle itiraf ediyorum : afedersiniz ama bok yemişim o düşüncelerimle ben.

    güzel bir giriş yaptım.ahan da devam ediyorum.evet, bok yemişim.ön yargılı olmanın zararını bir kez daha görmüş oldum ve bu film cidden beni ters köşeye yatırdı.işlediği konu hepimizin bildiği gibi öss stresi ve bu konuyu öyle anektodlarla ele alıyor ki bir yerinde durup "öeh bu da olmazdı yani saçma olmuş" diyemiyorsunuz çünkü olabilir ve oluyordur da yurdumun bir yerlerinde.velilerin ruh halleri çok gerçekçi,aile içinde "sınava hazırlanan çocuğa karşı tutum" çok yerinde resmedilmiş.film boyunca insanın aklında "sen onu bir de bana sor" düşüncesi dönüp duruyor.tamam,çok gereksiz ayrıntılar var ve bazı yerlerde "eeh slogan yeter bu kadar, hadi aksiyona girin" diyorsunuz ama düşünün: filmi izleyen hangi sınav gazisi diyebilir ki "ben bu sözleri duymadım, ben böyle sloganlar atmadım."? şimdi diyeceksiniz film bize bildiklerimizi yaşadıklarımızı anlatıyorsa ne anlamı var.var anlamı arkadaşım.bazı şeyleri bazı insanlara göstermek için bu da bir yol ve iyi kullanılırsa çok etkili olabilecek bir yol.böyle bir film çok uzun zaman önce yapılmalıydı aslen ama şimdi yapıldı.sınava giren herkes için çok geç yapıldı ama daha girmeyenleri düşünürsek onlar için erken.bir şeyler değişsin,değişmesin...

    burda durup gerçekçi olacağım ve filmi izleyen anne babaların çoğunun "evet biz bu çocuğa fazla yükleniyoruz.rahat bırakalım kendi karar versin" demeyeceğinden emin olduğumu söyleyeceğim.ki söyleseler bile bunda ne kadar samimi olacaklar? anne baba tüm içtenliğiyle bu sözleri sarfetse bile karşılarındaki "yarış atılaştırılmış" genç buna ne kadar inanacak? içinden "sktirin ordan.sınavda bi sçiym de görürüm sizi" demeyecek mi?

    filme geri dönecek olursak, bütünüyle şu "hayatın 180 dakikaya sığdırılması" olayını işliyor ve ne kadar uğraşsakta hayatlarımızı sığdıramayacağımızı yüzümüze vuruyor.sınava hazırlanırken dünya üzerinize geliyor sanıyorsunuz ama herkes kendi derdinde(bkz: okul müdürü).sınavdayken dışarda dünya duruyor sanıyorsunuz ama durmuyor ve bunu acı bir sonla farkediyor kahramanlarımız.tahmin edilebilir bir son ama normal bir filmin sonu gibi gelmiyor insana çünkü bizimle ilgili bir film bu. bu sınava bizler de girdik, bizler de böyle gaza geldik soru çalma planları yaptık ve sonunda afedersiniz ske ske girdik o sınava hep birlikte.

    çok uzattım entryi bitiriyorum.bu filmi bir "film" olarak incelersiniz, eleştirirsiniz, beğenirsiniz, beğenmezsiniz yeri gelir bir "cuma akşamı eğlencesi" olarak görürsünüz o ayrı bir konu. bence asıl olan bu filmin bize "unutmamamız gereken bir dönemi" hatırlatmayı, hem de iliklerimize kadar hatırlatmayı başarması.her şeyden bezdiğimiz, kimimizin yaşamaktan vazgeçtiği bir dönem o dönem ve malesef o dönemi atlatan çoğunluk (ben dahil) bir yıl sonra, kendi yaşadıklarını unutmuş gibi "ehe ehe çalış kazan hacı hepimiz girdik o sınava." geyiklerine giriyoruz.ortaokulda bir hocamın söylediği "beğenmiyorsan oku büyük adam ol sen değiştir sistemi" lafını unutuyorum kolayca ve küçüklerime "sınavda başarılı olma" konusunda ahkam kesmeye başlıyorum."öss'ye ya da herhangi bir sınava hayatının bir-iki yılını veren insan türkiye birincisi de olsa(birinci falan olmadım) başarılı olmuş mudur ki?" sorusunu kendime sorma zahmetine bile girmiyorum.ileride "büyük adam" olunca bu filmin dvdsi umarım arşivimde olur ve izledikçe o dönemi hatırlarım.yine tüylerim diken diken olur mu bilmem ama en azından unutmamış olurum, hayatın "gelip geçici, zamanla atlatılan" bir dönemi olmadığını...
  • filmde sırasıyla çalan şarkılar ;

    ogün sanlısoy : sınav ( koşu başladı )
    gece yolcuları : ( ba beyli )
    duman : yanıbaşımdasın
    badem : sen ağlama
    manga - göksel : dursun zaman
    nil karaibrahimgil: rüzgar
    ozan çolakoğlu: üç virgül ondört
    nil karaibrahimgil: yaş 18
    özlem tekin : a) şık
    nil karaibrahimgil: havuz problemi
    özlem tekin : gezegen x
    bektaş ve sırtlan : hayat okulu
    ozan çolakoğlu: anne lütfen
    ozan çolakoğlu: operasyon tamam
  • komedi filmi olmayan...

    --- spoiler ---
    kardeşim gülmek için, biraz kafa dağıtmak için girdim ben bu filme...niye anneyi hastalandırıyorsunuz, niye alttan alttan sen ağlama çalıyorsunuz, niye ha niye?

    teessüf ederim, hüzün çöktü sayenizde çıkışta...

    ismail hacıoğlunu hiç sevmezdim ama oyunculuğuna 9/10 verdim bu filmle. (1 puanı da gıcıklığına kırdım).
    --- spoiler ---
  • türkiye sınırları içinde çekilmiş okul, sınav temalı filmler arasında açık ara en iyisidir.
  • bu filmin müzikleri de harikaydı. gerçekten baştan sona özenli bir işti. zamanın ruhunu, gençlerin halini harika yansıtıyordu.
  • --- spoiler ---
    film iyiydi kötüydü tamamen geçtim mert in annesiyle olan diyaloğu beynime kazınmış filmdir. evet hafif yaşilçam öğeleri barındırıyordu ama annenin çalışan oğula yiyecek bir şeyler getirmesinden tut da mert in annesine sarılıp ettiği sözler, annenin yüzündeki o gülücük filmin en güzel tarafıydı bence. bir de anenin o çökmüş, nice yıllar geçirmiş yüz ifadesi de çok başarılıydı.
    --- spoiler ---