şükela:  tümü | bugün soru sor
  • üniversitelerin sinemayla ilgili bölümlerinde okumak anlamında kullanılan günlük hayat pratik türkçesi eseri. örnek vermek gerekirse `anadolu üniversitesi iletişim bilimleri fakültesi sinema televizyon bölümü`nde okuyan bi insana "sinema okuyo bu, büyüyünce film çekicek, dizi çekicek" denilebilir, suratına da söylenir, gerekirse arkasından da konuşulur.

    (bkz: uktişko)
  • müthiş bir olaydır,sinema hakkında akademik bilgilerin alınmasına dayalı bir durumdur..hayatımda yapmak isteyip de yapamadığım tek şeydir aynı zamanda..türkiye'de dokuz eylül üniversitesi,mimar sinan üniversitesi,anadolu üniversitesi gibi üniversiteler sinema konusunda iyilerdendir..yurt dışında ise columbia universitynin kalitesi tartışılmamaktadır*
  • bunu türkiye'deki herhangi bir sinema bölümünde yapmaktansa boğaziçi'nin psikoloji, felsefe veya sosyoloji bölümlerinden hangisine ilginiz varsa birine girmeye kasmak ve sonra farklı bölümlerde açılan film derslerini almak en mantıklısıdır. bunun sonucunda bir film sertifikası da vermektedir boğaziçi. bu film sertifikasını almak için de herhangi bir ek yük almanıza gerek kalmayacaktır, bu bölümlerdeki serbest seçmeliler size rahatlıkla yetecektir. eğer derseniz ki "ben film yapmak istiyorum," mithat alam film merkezi size bilgi ve teknik olarak film yapmak için istediğiniz olanağı sağlayacaktır. bi tek size para bulmuyordu eskiden şimdi yapım şirketi de kurdu içinden birkaçı.
    (bkz: tatil kitabı)

    ayrıca atacağınız bu adım daha sonra ben yurt dışında film üzerine doktora yapacağım diye tutturduğunuz vakit işinize yarayacaktır. bunun sebebi film doktorası yapmak için bu alanlarda bilgi sahibi olmanın önem arz etmesi, keza sinema alanında çalışan birçok hoca sosyoloji bölümlerindedir yurt dışında, ve bölümünüzden referans alacağınız hocaların daha taşaklı insanlar olmasıdır.
  • kolay bişey , ev arkadaşımdan biliyorum . şöyle ki; ben ertesi günkü omurgasız hayvanlar sınavıma saatlerce çalışıp , beynim latince ile dolduğunda bir ara verip sinema tv okuyan arkadaşın yanına gittiğimde kendisi o an film izlemekteydi. tabi ben de şaşırdım , sonuçta final haftasındayız , e o da öyle bi tek ben değil. bende dedim sen niye ders çalışmıyorsun sınavın yok mu gelen cevap " e vaaar işte bu benim sınavım " , " ne senin sınavın " , " işte bu film , sınavda bundan soru çıkacak , şimdi izlicem sınavda eleştiricem " tabi ben bu cevabı aldıktan sonra anladım ki ben çok yanlış bi bölümde okuyormuşum . kendime işkence ediyormuşum . halbuki sinema okumak varmış , yata yata geçmek varmış . tamam onunda zorlukları vardırda kimse gelipte biyoloji okumaktan daha zordur demesin . ben de zaten arkadaşımdan cevabımı aldıktan sonra 300 sayfalık yarısından çoğu latince olan kitabıma gömülmek için odama döndüm.
    (bkz: ama bu haksızlık)
  • hayallerin peşinden koşmaktır.
  • 6 yıllık başarısız bir öğrenci olarak, bölüme yeni başlayan arkadaşlara birkaç tavsiyemdir:

    - biliyorum, hepiniz sanatçı olmak istiyorsunuz. büyük işler yapmak istiyorsunuz. halihazırda bunu başaranları görüyorsunuz, fakat işler öyle olmayacak. bunu başarmak, iple araba çekerek 2000 m rakımlı bir tepeye çıkarmak gibi bir şey. şanslıysanız yoldan birileri geçip size bir yere kadar yardım edecektir. ancak sınıf arkadaşlarınız ve belki de siz bunun saçma bir uğraş olduğunu düşünüp vazgeçeceksiniz.

    - okulda sizi fallik obje, eril obje, freudian bakış gibi zırvalıklarla zehirleyecekler. bunları bilin ancak kendinizi bunlara çok fazla kaptırmayın. illa felsefi veya psikolojik konulara girmek isterseniz ilerleyen kısımlarda bunu nasıl kotarabileceğiniz hakkında kendimce bir kaç tavsiye verebilirim.

    -sinemanın seyirci için yapıldığını asla ve asla unutmayın. ve seyirciyi asla çok zeki ve çok kurnaz görmeyin. örneğin, geniş planda adamın elinde tuttuğu parayı fark etmeyeceklerdir. ve bu para film için önemli bir değer taşıyorsa küfür yiyebilirsiniz.

    - bana sorarsanız yönetmenlik, filmi yönetmek değil, seyirciyi kontrol etmektir. işte pelikülün koptuğu nokta da burası. onlara nerede ağlaması, nerede gülmesi; nerede kafasının karışması, nerede olayı çözmesi gerektiğini siz söyleyeceksiniz ve bunu başarabildiğiniz ölçüde iyi bir yönetmen olacaksınız.

    - sinema bir eğlence aracıdır. kendi hayat görüşünüzü felsefi olarak aktarmak isterseniz gidip kitap yazın. sinemayı kullanacaksanız bunun eğlenceli bir yolunu bulmalısınız. eğlendirmekten kastım hoş tutmak değil, filmin içine çekebilmek, deneyimi yaşatabilmek.

    - içinde bulunduğunuz kültürden utanmayın, görmezden gelmeyin. google street view'de gezip brodway'de köşedeki taco'cu miguel'in mortgage kredisini ödemek için meksika'daki acı biber tarlalarında çalışan kızını amerikaya getirmekten vazgeçmesi, sanıyorum ki aşinası olduğunuz bir konu değil. siz farkında olmasanız da içinde yaşadığınız toplum hakkında çok derin farkındalıklarınız var. bunları kullanın, diğer türlüsü yapay ve sahte bir görüntü çizebilir..

    -şimdi gelelim derin felsefi bir hikayeyi (bana göre) nasıl anlatacağınıza.
    öncelikle robert mckee'nin öykü kitabını okumakla işe başlayabilirsiniz. bu kitabı okuduktan sonra artık üniversiteden öğrenecek bir şeyim olmadığına karar verdim. bu abimiz kısaca diyor ki, her ne anlatırsan anlat, seyirciyi sıkma, ilgisini koparma. bunu başarmak için de aralara " beat " koy.

    nedir peki bu "beat" ?

    belirli aralıklarla kahramanın karşılaştığı zorluk veya vb. olaylar. mesela behzat ç, ercüment çözeri elegeçirmek için bağlantısı olduğunu düşündüğü bir adamı sorgular. seyirci kıçını kanepenin ucuna kadar kaydırıp herifin ağızından çıkacak kelimeleri bekler. işte bu an, beat'dir.
    sonra ercü adamı öldürür falan fistan.

    işte bu "aha! nolcak şimdi?" içgüdüsü filminizi imdb 7+ yapabilir.
    ve bu beat film boyunca kademeli olarak artarak gitmelidir. bunu yapmak kolay bir iş değildir. bir filmde ortalama 30 kadar bulunur.

    altmetin, metafor vb. bunları yerinde ve güzel kullanmak 50 levellik seyircinin takdirini kazanmak için önemlidir. ancak dediğim gibi, seyirciyi çok da zeki olarak görmemelisiniz. ancak gerizekalı da değildir.. metaforunuz fark edilmese bile filmi izleyen yine bu filmden keyif almalı.
    (benim için en güzel örneği:" mommy " filmin sonuna kadar olayları birleştiremedik, sadece gerildik. sonrasında ampül çaktı tabi.)

    senaryo yazarken yaratıcılık sürecinde karşılaştığım en büyük zorluklardan birisi de tabii ki " yaratıcılık " idi. gerçi hala öyle ancak kendimce birkaç farkındalık geliştirdim ve bunları da sizinle paylaşayım.

    bir hikayede kendi matematiğiniz ve kendi kurallarınızı oluşturursanız, hikayenin devamını o kadar rahat getirebilirsiniz. mesela alnına reklam alan bir bakkal düşünün. bu, kendi kuralınız ve bunun üzerine bir çok fizik yasası inşa edebilirsiniz. burada yarattığınız dünya kapitalizmin bokunun çıktığı bir dünya, ve artık dinamiklerinizi buna bağlı daha rahat oluşturabilirsiniz. belki misafirleriniz eve girmeden önce kapının arkasındaki ekrandan bir reklam izlemek zorunda kalıyor olabilir. -altmetin ekleyelim hemen : ziyarete giderken eli kolu boş gitmemek için bir şeyler almış ve o aldığı şey, kapı arkasında sürekli izlediği reklamdaki ürün. - gördüğünüz gibi kendi matematiğiniz işin ucunu olabildiğince açıyor.

    son olarak :

    not tutarak film izleyin,
    filmi belirli yerlerde durdurup kadrajı inceleyin ve notlarınıza ekleyin,
    bol bol çizgi roman okuyun.

    benim eyyorlamam bu kadar. ancak asıl mesele ilker hoca'nın da söylediği gibi para'dır.

    ve yukarıda yazan her şey koca bir yalandır, inanmayınız..
    serüveninizde başarılar..