şükela:  tümü | bugün
  • seyredilen filmden çok, salonun sokakla ilişkisine göre değişen hislerdir.

    avm'lerdeki salonlardan çıkanların dahil olduğu ruhsuz "dolaşım alanları", seyirciyi hisleriyle başbaşa bırakmadığı gibi hayal kırıklığı ve uyku sersemliğini andırır bir sıkıntı yaratıp gündelik vasatlığın ortasında hizaya çeker.

    halbuki o kırmızı puntolu exit tabelasının asılı olduğu kapının ardından bir kaç adımda sokağa ulaşan izleyicinin keyfi de hüznü de kolay kolay rencide edilemez.

    özellikle kadıköy ve beyoğlu'nun eski salonlarında film izlemiş kişiler bu farkı çok iyi bilir.

    aslında avm'lerdeki salonlara itibar etmeyenlerimizin öfkesi ve küskünlüğü, tam da bu farktan kaynaklanır.

    türü ne olursa olsun, film bittikten sonra sokakla buluşan izleyici üzerindeki hayali kostümü çıkarmadan dakikalarca yürüme fırsatına sahiptir. sokaklar ya da caddeler, ıssız ya da kalabalık fark etmez, sinema salonlarında seyredilmiş filmlerin finaline en fazla yakışan mekanlardır. yüze çarpan serinlik ya da sıcaklık ya da yağmur damlaları ya da kararmış havanın rengi, bir alemden bir başka aleme geçişi kolaylaştıran kent soylu zarif mürebbiyelerdir. temkinli yürünen yorgun kaldırımlar bile, geçici saf aylaklık hallerimize kendi çapında eşlik eder.

    yıllar önce emek sineması, beyoğlu sineması, rexx sineması, süreyya sineması, moda sineması, osmanbey site sineması ve üsküdar sunar sineması'nda bu muhteşem etkiyi çokça yaşamış biri olarak, neden birçoğumuzun artık sinema salonlarından uzaklaştığının cevabını bulmakta zorlanmıyorum.

    yine de yağmurlu bir pazar günü yazdığım şu entry'yi tavsiyeyle bitirmek isterim: bugün ya da bir gün, kapısı sokağa açılan bir sinema salonu bulun ve gidin. ve sadece size ait olan o tarifi güç ve benzersiz hislerin mahremine yolcu olun. bakın bakalım neler olacak?
  • otoparktaki arabaya doğru giderken filmdeki sahneleri aklınızdan geçmesi... eğer film aksiyon yoğunluklu bir film ise (bkz: james bond) ya da (bkz: mission impossible) eve giderken arabayı sürüşünüzün değişmesi ve kendi kendinize ben ne yapıyorum lan demeniz...
  • eski sinema salonlarında, yani kapısı sokağa açılan sinemalarda, izlediğim filmlerden sonra filmin kahramanından esinlenmiş bir ruh haline bürünürdüm. hele kahramanlık, vs. bir film ise içimde aşırı bir heves olurdu. sokakları büyük bir şevkle geçer içimdeki duyguyu bir türlü boşaltamazdım. şimdiyse bu duygu doğal olarak oluşmuyor. karanlık bir yerden karanlık bir ortama çıkınca insan kendini kahraman gibi hissedemiyor. kaza ile hissetse dahi lcwaikiki'deki kalabalık normal bir kişi olduğunu sana vakit kaybetmeden hissettiriyor.
  • güzel bi filmin ardından:

    böyle iyiydim ya, şimdi normal hayata geri mi döneceğim?
  • filmin sonu sürprizli ise benden sonraki seansa gireceklere bağırarak spoiler vermek. (bkz: ajan amerikalı çıktı)
    neden böyle bir ibnelik yapasım var onu bilmiyorum (bkz: zevk alınan ufak sapıklıklar)
  • “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”
    yusuf atılgan, aylak adam
  • (bkz: saat kaç)
  • hiç bir şey.
    niye sinema salonundan çıkarken bir şey hissedesiniz? amaç ne? işsizliğin sınırlarını ölçmek mi?
  • yusuf atılgan'ın sinemadan çıkmış insanla ilgili çok güzel bir ifadesi vardır. aklıma onu getirdi bu başlık. ki umut kaan nickli arkadaş belirtmiş. bir de ben yazayım, çok severim zira.

    “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”
    ? yusuf atılgan, aylak adam

    yazarın burada bahsettiği yaratığın yaşama süresi başlığı açan arkadaşın da belirttiği gibi çevreyle ilişkili olarak değişebiliyor. nihayetinde ölecek bu yaratık, hakikate ne kadar çabuk dönerse aslında o kadar iyi. çünkü öyle ya da böyle, hayatı oraya ait.
  • sinemia üyesiyken boktan bir filmden çıktığımda sadece zamanıma acıyordum. bir de buna para verenleri düşündükçe kendimce züğürt tesellisi moduna giriyordum*