şükela:  tümü | bugün
  • yazılar: filmatik . . .
  • hakan albayrak'ın; "...dünya bir devrim bekliyor ve bu filmlerle devrim yapılmaz." diyerek iran sineması ve türk sinemasına eleştiriler getirdiği yazısıdır.

    yazı burda:
    ______________

    mutlu son

    hakan albayrak

    fakir çocuk, spor ayakkabısı istiyormuş. bir gün bir yarışma düzenlenmiş. birinciye tatil, ikinciye spor ayakkabısı, üçüncüye bilmem ne verilecekmiş. bizimki yarışmaya katılmış ve ne yazık ki birinci olmuş. spor ayakkabısını kaptırmış. son kare: çocuğun gözünden bir damla yaş düşüp suya karışır. nehir suyu mu, ırmak suyu mu, çay suyu mu, yağmur birikintisi suyu mu, kuyu suyu mu, hatırlamıyorum şimdi. zaten filmi seyretmedim. arkadaşlar anlatmışlardı hayran hayran. iranlı yönetmen mecid mecidi’nin filmiymiş.

    mecid mecidi, sadık battal’ın arkadaşıdır. ben de sadık battal’ın arkadaşıyım. sadık battal bizi doğu konferansı istanbul buluşması’nda mecid mecidi ile tanıştırdı. güzel bir adam. düzgün bir adam. ama benim beklediğim adam değil. (benim beklediğim adam gitti. ürdün’ün başkenti amman’da havaya uçurdular. zerkavi veya cia-mossad havaya uçurdu. elveda mustafa akkad. bize “çağrı”yı bıraktın, “ çöl aslanı ”nı bıraktın, allah subhanehu ve teala senden razı olsun, taksiratını affeylesin. adeta risalet’e tanık olduk sayende, bedr’in aslanlarına karıştık, mekke’nin fethini yeniden yaşadık. ve çöl aslanı ömer muhtar’ın komutasında emperyalistlere kök söktürdük, ömer muhtar asılırken zılgıt çektik, şehadeti kutladık.

    ne demişti sana lübnan hizbullahı genel sekreteri hasan nasrallah? “ömer muhtar’ın asıldığı final sahnesinde yas havası yok bayram havası var. doğru olan budur. allah sizden razı olsun. oğlum şehit olduğu zaman ben de taziyeleri reddetmiş, tebrikleri kabul etmiştim.” senin filmlerin bize islâmi bir coşku verdi üstad. iyimserliğimizi besledi, azmimizi kamçıladı. hikmetli bir fetih ruhu aşıladı bize.

    iranlı sinemacı kardeşlerimiz cannes film festivali’nde filan ödül almaya kilitlendikleri için batılıların pek hoşlandığı yoksul, bilge, mütevazı doğulu hikâyeleri –bir ayakkabı, bir bisiklet veya kanalizasyona düşen bir madeni para etrafında dönüp duran zararsız hikâyeler- anlatırken, biz de mayıs sıkıntısından patlıyoruz, karpuz kabuğundan gemiler yapıyoruz.

    yanlış anlaşılmasın; “mayıs sıkıntısı” mükemmel bir film, “karpuz kabuğu’ndan gemiler yapmak” da öyle. ikisini de seyrettim. ikisini de sevdim. lakin dünya bir devrim bekliyor ve bu filmlerle devrim yapılmaz. “sürü”yle, “yol”la, “duvar”la filan da devrim yapılamazdı, nitekim yapılamadı. bu filmlerde devrimci bir potansiyel olsaydı, türkiye’yi ayağa kaldırabilecek filmler olsaydı bu filmler, batı’da ödül mödül alamazlardı zaten. yılmaz güney belki devrimciydi veya devrimci olduğuna inanıyordu, ama filmleri kesinlikle karamsarlığa, kötümserliğe, yılgınlığa veya en iyi ihtimalle arabesk bir isyankârlığa hizmet ediyordu. kütürdetmiyordu yani. “aşk ve şevk ile, ileri!” dedirtmiyordu. diri bir umut aşılamıyordu. işık saçmıyordu. kıvılcımlar çaktırmıyordu.

    the imam”ın afişini gördüğümde çarpıldım; ’işte enerjik bir kahraman, işte başı dik bir idealist, işte tozu dumana katacak ve bizi coşturacak ve bize özgüven aşılayacak bomba gibi bir film” dedim; meğer bu da bir eziklik hikâyesiymiş.

    merhum aliya izzetbegoviç, savaştan sonra çekilen kimliksiz entel-dantel filmlerinden gına getirmiş olmalı ki, “şöyle epik bir film yapsak; savaşı ve zaferimizi lâyıkıyla anlatsak” deyip dururmuş. yeni nesil bosnalı yönetmenler tıpkı iranlı meslektaşları gibi cannes veya berlin film festivali’nde pek muteber olan ’küçük hikâyeler’in dışına bir türlü çıkamadıkları için, izzetbegoviç, hırvatistan’da yaşayan emekli bir partizan filmleri yönetmeniyle görüşülmesini istemiş. üstad tam benim kafadaydı, cenâb-ı allah ganî ganî rahmet eylesin.

    dünyayı yöneten gâvur, “yüzüklerin efendisi”ni çekiyor, “iskender”i çekiyor, “truva”yı çekiyor, yeni işgallerin psikolojik zeminini hazırlıyor, kendi kamuoyunu kıvamda tutuyor; biz, mazlum halklar, özgüvenlerini kaybetmiş halklar, muazzam potansiyellerinin farkında olmayan halklar, bu potansiyeli harekete geçirecek bir işaret bekleyen halklar, büyük kahramanlık hikâyelerine en çok ihtiyacı olan halklar, bir ayakkabı veya bir karpuz kabuğu ile oyalanıyoruz.

    böyle filmler de olsun, tamam. laf olsun diye söylemiyorum, gerçekten olsun. olmalı zaten. inceliktir, estetiktir, yakışır bize. yakışır medeniyetimize. ama ölüyoruz be kardeşim. köşeye sıkıştırıldık, sindirildik, ezim ezim eziliyoruz. şöyle bir silkinelim, kendimize gelelim. rahat bir nefes alalım şöyle. kendimizi net bir şekilde –en ufak bir soru işareti bile olmayacak şekilde- iyi hissedelim. iyi kahramanlarımız olsun, bu kahramanların mutlu sonları olsun, beyazperdenin veya televizyon ekranının başından mutlu ve mümkünse coşkulu bir şekilde kalkalım.

    kahramanlık ayıp mı kardeşim? mutlu son ayıp mı? nerede bunlar?

    buruk tebessüm filan istemiyorum; adam gibi gülelim, güzelleşelim!

    (08.05.2006)

    kaynak: http://www.milligazete.com.tr/…=writersnews&id=6057
  • sinemasaldırlar.
    ___________

    güçlü kanatlar, keskin gözler, güzel kalpler.

    hayatlar...

    hayat parçaları...

    insanlar...

    bizden hikayelerin evrensel harmanı ....

    yerel olanı makro planda anlatmayı başarmak....

    insanların değişebileceğini, insanın gelişime
    ve öğrenmeye herzaman açık olduğunu anlatmak......

    daha güzel bir dünya için sinema yapmak…

    .
  • memet baydur'un iletişim yayınları'ndan 2004'te çıkmış kitabı.

    memet baydur, tiyatro ile olduğu kadar sinema ile de yakından ilgilenmiş. hatta o kadar ilgilenmiş ki, bu konuda dersler bile vermiş, hocalık etmiş.

    bu kitap da zaten ders notu niteliğinde. bildiğin sinema tarihi dersi.

    sinemanın doğuşu ve geçmişten bugüne nasıl bir yön izleyerek geldiğini, öyle teknik bilgiler değil de herkesin anlayabileceği yalınlıkta anlatan şahane eğitici bir kitap bence.

    ilk filmlerden başlıyor kitap. tarihin ilk filmlerinden. sinema perdesinde sadece dalgaların kıyıya vuruşu, trenin istasyona yanaşması gibi çok kısa görüntüler oynatılmış ilkin. insanlar için bu görüntülerin hareketli olması bile yetmiş ilgi çekmeye.

    işte te oradan, şimdinin bilgisayar efektli görsel harikalıklar içeren filmlerine. nereden nereye hocam.

    yönetmenleri ve filmleri de tek tek ele alarak kronolojik bir kısa tarihini yazmış sinemanın memet baydur bu kitapta. ders kitabı gibi resmen.

    http://birazkitap.blogspot.com/…inema-yazilari.html