şükela:  tümü | bugün
  • jepgambardella nickli sinematurk sitesi üyesi ( ismi tamer) kişinin tarık akan sayfası altında yazdığı anıdır.
    hoş ve sıcak bir anlatımla yazılmış.
    http://www.sinematurk.com/kisi/2289-tarik-akan/
    yorumlar kısmında okunabilir.
  • güzel bir anı. buraya koyayım sitede bulmak zor olabilir.

    "cep telefonu yeni yeni yaygınlaşmaya başlamıştı daha. kadıköy'de kadıköy-kadıköy sinemasının önündeyim tam. hangi filme girecektim hatırlamıyorum, aslında hiç önemi de yok. birden telefonum çalmaya başladı. 0212'li bir numara arıyor beni. o zamanlar telefonun çalması demek, inanılmaz bir hava veriyordu insana. kasıla kasıla açtım telefonu. karşıdaki ses hemen konuya girdi. "merhaba ben tarık akan, tamer'le mi görüşüyorum?" tarık, görüşüyorum, tamer, merhaba... bütün cümle beynimde karman çorman olmuştu... o an nasıl heyecanlandığımı anlatamam... ilk şoku atlatınca, "he ismail söyle." dedim. çünkü hafif peltek peltek konuşması aynı ismail'in sesiydi. askerdeyken tanışmıştık ismail ile... ansiklopedi gibi bir çocuktu. türk sineması üstüne inanılmaz bilgi, birikimi vardı. bu kadar bilgi,birikim sahibi bir insanın ilkokul mezunu olması beni çok şaşırtmıştı. yan yana geldiğimiz her vakit türk filmlerinden sahneleri replik replik birbirimize anlatır dururduk. aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni, muhsin bey, sürü, acı dünya, yol, arkadaşım filmleri bizim favorilerimizdi. ismail öyle bir zevkle anlatırdı ki bu filmleri ben utanırdım. çünkü, bu filmleri çok severdim ama ismail bu filmleri öyle bir canlandırır ve öyle bir irdelerdi ki hepsine bakışım değişmişti resmen. "tarık akan, şener şen ile birlikte bu ülkedeki en büyük aktördür." derdi. acı dünya ve arkadaşım filmlerini noktası virgülüne, replikleriyle öyle bir anlatırdı ki sanki filmleri dinlemiyor, seyrediyor gibi olurdum. "tarık akan, osmaniye'ye film çevirmeye gelmez ki, sırf bu yüzden istanbul'a onunla fotoğraf çekilmeye geleceğim." derdi. osmaniye dışına sadece askerlik için çıkmış birisi olarak çok zor bir hayaldi onunkisi.

    0212 birden dank etti bende. bu ismail olamazdı. telefonun diğer ucundaki ses kahkaha attı ve "tarık akan ben." dedi tekrar. ben hala birisi beni işletiyor diye düşünürken, o kişinin tarık akan olabilme ihtimalini bile çok sevmiş ve "buyrun tarık bey." demiştim. "sende çok geniş bir film koleksiyonu varmış, ben bir film arıyorum, su da yanar filmi sende bulunur mu?" diye sordu. ben şaşkınlıkla "iyi de bu sizin filminiz değil mi?" diyebildim sadece. burada bir parantez açmak istiyorum. su da yanar filmini ilk defa askerde ismail'den duymuştum. yasaklı bir film olduğunu söyleyip dururdu. günlerce öyle bir filmi yok diye diretmiştim hep. "olsa ben bilmez miyim?!" diye de onu küçümseyip dururdum. askerden geldikten sonra, bir ankara ziyaretimde küçükesat'ta kapanan bir videocuda daktiloyla yazılmış bir betamax video kasetinin üstünde "tarık akan - su da yanar" yazısını gördüm. videocu o filmin bandrollü olarak çıkmadığını, el altından bandrolsüz olarak kiraladıklarını anlattı. ismail bir defa daha beni utandırmıştı...

    "evet, benim filmim." dedi telefondaki gizemli ses ve devam etti. o filmi bir yönetmen arkadaşına verdiğinden, daha sonra filmin kaybolduğundan bahsetti. "o film bende var." dediğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. telefondaki sesin heyecanla "cidden mi?" demesinden "lan, bu gerçekten tarık akan galiba!" hissi oluşmuştu artık. filmi vhs kasete çekebileceğimi söyleyerek bir hafta sonrası için sözleştik. ama ben hemen ertesi güne filmi hazır etmiştim bile. bana bakırköy'de taş mektep diye bir okul adı verdi. bakırköy'de oturan bir yönetmen arkadaşımın yanına gittim ertesi gün hemen. tabii bu olaylardan ona hiç bahsetmeden, nasıl işletmişler salağı, konumuna düşmeyeyim diye ağzını yoklamaya başladım. "ya tarık akan'ın okulu varmış burada?" falan diye ufaktan ufaktan didikliyorum ben. sonra bir baktım ki bütün bulgular doğruyu gösteriyor, ona başımdan geçenleri anlattım. o bile heyecanlanmıştı. geçmek bilmeyen bir haftadan sonra okula çıkıp geldim. kapıdaki güvenliğe ismimi söyledim. niye geldiğimi bile açıklamadan "tarık bey isminizi vermişti, sizi bekliyor." dedi...o dedi de ben o dakikadan sonra yoktum resmen!! odasına hangi ara gittik, nereden geldik hiç bilmiyorum...tarık akan karşımdaydı...türkiye'nin değil, dünyanın sayılı aktörlerinden birisi kanlı canlı karşımda benim elimi sıkıyordu.

    sesi. sesini ilk duyduğumda çok garipsediğimi hatırlıyorum. kafama yerleşmiş bıyıklı, o tok sesli tarık akan'dan eser yoktu. peltek peltek incecik bir sesle konuşan, bıyıkları olmayan, bembeyaz saçlı bir tarık akan karşımdaydı. bir saate yakın muhabbet ettik. telefonumu, ortak tanıdığımız olan filmci erdoğan abi, su da yanar mevzusu geçince "olsa olsa tamer'de olabilir." diyerek vermiş. su da yanar filminin benim için hikayesini, ismail'in saflığını, türk sinemasını, hatta onun filmlerindeki unutulmaz sahneleri konuştuk. daha doğrusu ben konuştum, o da nezaketen beni dinledi, sanki o filmlerde oynayan kendisi değilmiş gibi. bu tarık akan'ı da çok sevmiştim. fotoğrafı olmadığı için imzalı resim alamamıştım ismail için. ama yanımda getirdiğim video kasetlerin kaplarını adıma imzalamış vermişti. ve tabii ki "isa, musa, meryem" filminin kapağını ismail için imzaladı. okuldan çıkıp eve gidene kadar bu inanılmaz olayı düşünüp durdum. bir gün telefon çalacak, ben tarık akan diyecek, kendi filmini senden isteyecek, ve sen o filmi ona götüreceksin. şaka gibiydi resmen. ama hayatın şakası yoktu. tarık akan'ın kendi adına imzaladığı video kaseti afişi eline ulaştıktan bir ay sonra ismail ve abisi, yeni aldıkları araba ile trafik kazası yaparak hayatlarını kaybetti. hayatımda gördüğüm en saf, en iyi, türk sineması üstüne en kültürlü insanlardan birisi olan ismail'in vefatını bugün bir defa daha hatırladım. sabah tarık akan'ın ölüm haberini, cem yılmaz'ın aşk hayatını tartışan ruhsuz magazincilerden saniyelik de olsa duyunca, şaka olması için çok dua ettim. gazetelere baktım korkuyla. daha haber düşmemişti bile. hadi inşallah yoktur öyle bir şey derken, teker teker haberlere düşmeye başladı ne yazık ki. hayatımda ilk defa ölen bir oyuncunun arkasından gözyaşlarımı tutamadım, bir yandan da ismail için sevindim. o çok sevdiği tarık akan'ı cennette görecek sonunda....

    böyle böyle güzel insanlar gidiyor, abuk subuk bir yerde insanlık vasfı olmayan bir takım yaratıklarla yaşıyoruz. yakında kimse kalmayacak o güzel zamanlardan. mekanın cennet olsun tarık akan...

    tamer
    "

    debedit:
    arkadaşlar bu yazıyı sevgili swst'nin açtığı başlık sayesinde gördüm ben de. bu debe onun aslında. benimkisi sadece copy paste. teşekkürlerinizi bana değil ona iletin.

    edit 2: imla vs.
  • beni bile duygulandırmıştır lan. zira aynı isimde bi çocuk vardı askerlik yaptığım yerde. yalnız o gariban ismail filmle değil müzikle ilgiliydi. beş parası da yoktu ha. terhis olduğunda evine gidecek parası bile yoktu.

    ağzıyla çok güzel elektro bağlama çalardı. her sabah askerler başına üşüşür lan şu eftalya'yı bi daha söyle ismail derlerdi. ismail hem ağzıyla elektro bağlama çalar hem de şarkıyı söylerdi. ismailler ölmesin lan. hep mi garibanlar, hep mi kaybedenler bu ismailler.

    ulan beni bile ağlattınız.
  • ne şanslı adammış. yaşadığı anıyı o kadar güzel cümlelerle anlatmış ki, aralara da fikirlerini ekleyerek...
    o anları yaşadım resmen. sonuna doğru bir anda ağlamaya başladım, tutamadım kendimi. ofiste yanımdakiler "ne oldu dedi", önce "belim ağrıyor ya ondan" dedim, sonra dayanamadım yazıyı okuttum. su an monitor basında ben ve 3 koca adam elimizde peçetelerle burun çeke çeke ekrana bakıyoruz.
  • yazmayın olm böyle şeyler,
    koca koca adamları ağlatmayın ofislerde.
    boktan bir dünyanın daha da boktan bir ülkesinde,
    boğazımıza kadar battığımız şu günlerde,
    şu güzel insanları anlatıp da,
    bir an için bile olsa umut vermeyin artık.
    yeter...
  • yalnız onca türk filmi izleyen, sinema yazıları yazan tamer keşke türkçe dilbilgisi kurallarına da aynı derecede hakim olsa. gereksiz virgüller, yanlış kullanılan ki'ler, "tarık akan' nın" şeklindeki akla ziyan ekler, yazıyı okurken zorlandım resmen, derdim o. yoksa böyle tatlı bir anıya rağmen "entel duyarı kasmak" falan değil ki aslında... neyse

    etkileyici bir anıymış, teşekkürler tamer
  • çözülme sekansında ismail'in ölmesiyle gözümde inandırıcılığını yitiren anı. üzgünüm.