şükela:  tümü | bugün
  • bana göre çok rahatsız edici bir durum.

    ülkemizin gerçekleştirdiği büyük kalkınma hamlesinin bayrağı haline gelmiş olan alışveriş merkezlerinin her yandan fışkırmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. her açılan alışveriş merkezine bir sinema açılması zorunlu olmadığı halde, hepsinde bir tane var. böyle olunca sinema sayısında bir patlama oluyor ve boş kalan alışveriş merkezleriyle birlikte onlar da batmaya mahkum oluyorlar. bu konuda şöyle bir şey de vardı (bkz: batık alışveriş merkezleri). ama konu bu değil. yani tam olarak değil.

    bu alışveriş merkezi patlamasının aynı zamanda şehrin merkezindeki eski sinemaların piyasa koşulları içerisinde yerini koruyamamasına ve batmasına da neden olduğunu düşünüyorum. buna bir de sinema endüstrisinde son zamanlarda görülen tekelleşme eğilimleri eklenince eski sinema salonlarına yapacak fazla bir şey kalmıyor. sessiz bir şekilde batacakları günü bekliyorlar. bu konuda da can dündar'ın şöyle bir yazısı vardı.

    http://gundem.milliyet.com.tr/…/1426461/default.htm

    sonuç olarak ankara için konuşursak, şehir merkezindeki batı sineması'nın, ankapol'ün, kavaklıdere sineması'nın, on sinemaları'nın kapandığı* bir ortamda sinemaya gitmenin önkoşulu avm'ye gitmek olmuştur. artık öyle kızılay'da, bahçeli'de, tunalı'da gezerken kafana göre sinemaya gitmek eskisi kadar kolay değildir.

    buradan avm'lere düşman olduğum sonucuna varılmasını istemem. benim derdim avm'ye gitmek istemeyenlerin de sinemaya gidebilmesi.
  • eve projeksiyon alınarak çözülebilir belki. sık sık sinemaya gidiliyorsa fena olmayabilir hem. gerçi dolar bu denli yuksekken iyi bir projeksiyon alınamaz sanırım. 3-4 bin liraya 55" 4k ve android tv yüklü sony tv'ler var belki projeksiyon yerine onlardan bir tane almak daha iyi olur.

    edit: neyse zaten hayatımda sinemaya 3-5 kere ya gitmisimdir yada gitmemisimdir, ben sinemadan anlamam bilmem, bu halimle niye öneride bulunuyorsam zaten. ama 55" tv projesi mantıklı bak, benim masaüstünu bağladın mı güzel olur. kablosuz maus ve klavye de aldın mı tadından yinmez. gerçi benim monitör zaten televizyon gibi ya neyse amaan ne boş konuştum.
  • karşıt süreç örneği için (bkz: beyoğlu sineması kartı).

    temelde, dünyanın ekonomik yapısı itibariyle sineması endüstrileşememiş, ekonomisi de genel olarak ithalata (avm bağlamında, yabancı markaların yerli halka ve yabancı turistlere satışına) dayalı, üçüncü dünya ülkesi tâbir edilen ülkelerde sıkça gördüğümüz durum. bu ülkelerde sinema, alışveriş denilen ticari eylemin yan sektörü olarak faaliyet gösterir. sinema izlemek, eğlenceye indirgenmiş bir durumdur. blockbuster, popülist komedi filan izlenir. bu realite ile ilk kez on sene önceki filipinler deneyimimde karşılaştım. orası, genelde batılı turistlerin çok ucuza krallar gibi tatil yaptığı ve her yeri avm'lerle dolu bir ülke. 2007'de henüz türkiye'de her köşe başında avm yoktu. "avm" kısaltması dile yeni giriyordu. en rahat koltuk gibi durumlardan ziyade bilinmeyen yönetmen gibi lüksler vardı. o zaman da koltuklardan şikayet ediyorduk açıkçası. zaman ilerledi. tiyatro, dans vb. her tür gösteri, bir takım konserler ve sinema, avm'lerin yan sanayi olarak faaliyet göstermeye başladı. bence halk da, sanatçılar da sürece hızlı adapte oldu. bu sürecin, avm'ler (olur da yıkılırsa) yıkılana kadar, geri dönüşü olacağını sanmam. çünkü, mühim olan klimalı yerde tüketim, formüle göre üretilmiş filmler izlemek, sinemanın - zaman zaman kafa karıştıran - dönüştürücü etkisi ile temas etmeden, alışveriş yapmak, gül gibi, mis gibi yaşayıp gitmek. ve her çağın ayrı bir karakteri var. "ah o hakiki sabun kokan sinemalar" kafasına girmeye gerek yok ama kesinlikle devir değişti. orijinal deneyimleri (filmleri) övmekten ziyade, standart bir "tüketici" yaratan, bu standardı baz alarak ona eğlence sunan, insan hayatının ta kendisini ekonomik kullanan bir devre evrilinmiş oldu (şu aralar hala öyle). gözlemlerime göre "kendi kendini besleyebilen, doğu-batı sentezi ülke" söyleminden, "3. dünyalaşan ülke" realitesine geçiş yapmış olduk. belki de, bir zamanlar bana kültür şoku yaşatan, "bizim ülkemizde avm'ye gitmek hobi olamaz" diye düşündüren bir takım gündelik laflar... mesela, "hobilerim, film izlemek, avm'ye gitmek" gibi laflar, türkiye'nin de gündelik gerçekliğinin parçası oldu. sonuçta herkes bir gün kaçınılmaz bir biçimde dinazorlaşacak. sanırım bu süreç, 90 öncesi doğanlarda, sinemaların avm etkinliği olması bağlamında şimdiden başladı.

    edit: ithalatla ihracatı hala karıştırma hedelojisi.

    edit 2: bu bilinçakışı, bir nevi "yazayım da rahatlayayım" ekolünden teoriyi düzeltmek ve zenginleştirmek için, a.b.d. gibi, sineması endüstrileşmiş ülkelerde, endüstri dışı filmlerin ve mesela avrupa ya da iran sinemasının nasıl, nerelerde gösterime girdiğine bakmak gerekiyor. kendisi de eskimiş bir kategori olan "3. dünya ülkesi" kategorisine girmeyen ülkelerdeki arthouse gösterim alanları ya da köklü broadway sinema salonları filan düşünülmeli. tabii, türkiye'de de bu tür yerler hala var.
  • ülkedeki en görmezden gelinen sorunlardan bir tanesi. aramaya inanıp bu başlığı buldum ve sadece dört entry girilmiş. bu avm sineması meselesi yüzünden ülkenin sinema keyfi kocaman bir cinemaximum mafyasının elinin altında heba oldu.
  • avm artık yaşam tarzı olduğu için kaçınılmaz koşuldur.
    halbuki insanlar az sayıda kalan cadde sinemalarını tercih etmeyi de düşünüp uygulasa bu önkoşul da gerçekleşmez,böylece bi avuç kalan cadde sinemalarını da torunlarımıza bırakabiliriz.
  • (bkz: büyük resim)
  • kaliteli iş yapılmıyor olsa biraz daha yererdim belki ama insan cadde sinemalarını (bkz: kılıçoğlu sineması) klasik, kültür kokan sinemaları özlemiyor değil.