şükela:  tümü | bugün
  • avustralya'ya perth den girişin ne kadar zor olduğunu göstermiş tv şovu/programıdır. sydney vs. bilahare daha kolay.
  • türkiye'de kesinlikle olmayandır.

    örneğin, tv'de çıkan her terör içerikli haber, aynı zamanda bir sınır ihlali haberidir.
  • aslında sağlanması yeni tekolojiler sayesinde eskisi kadar zor olmayan şey.

    samsung sgr a1 ve benzeri insansız silah kuleleri ile bütün kara sınırlarımızı donatmamız 3-5 savaş uçağından bile daha az maliyetli. bi düşünün derim.

    hatta savaş uçağından bile taviz vermenize gerek yok, başkanlık sarayınızı iki blok eksik inşa ettirseniz yeter...
  • az evvel davutoğlu'nun "sınır güvenliği için her türlü ihtimale hazırır" başlıklı bir haberini gördüm de birden gülme geldi. askerliğimin suriye'de sınır karakoluna çıktığını öğrendiğim günden beri, hatta acemi birliğinde bize verdikleri sözde hudut eğitiminden sonra söylediğim tek şey, "böyle kritik bir sorumluluk tecrübesiz bir askere nasıl yüklenir aklım almıyor" idi. üstelik ben bunu 30'una yaklaşmış belli bir olgunluğa erişmiş biri olarak söylüyorum. kaldı ki eline tüfekle 4 tane dolu şarjör verilip teröristin, kaçakçının, mültecinin önüne atılan 20 yaşındaki gençlerden bahsetmiyorum bile. aslında sınır güvenliğimizi ve o çocukların hayatını tehlikeye atan da bu sistem. trakya sınırı değil ki bu. hemen dibinde envai çeşit terör örgütünün savaştığı dünyanın en boktan, en tehlikeli coğrafyasından bahsediyoruz. buna rağmen sen üniversiteden yeni mezun olmuş 3 aylık asteğmenlik eğitimi almış asker kökeni olmayan, komutanlık vasfı bulunmayan adamı karakol komutanı * yapıp, 20 yaşındaki erlerin eline de tüfeği verip bu sınırı koruyama çalışıyorsun.

    ben size anlatayım bu vatanın nasıl korunduğunu da o zaman sınır güvenliği konusunda her ihtimale hazırlıklı mısınız değil misiniz öğrenin. şu an ışid'ın pyd'nin en çok aktif olduğu bölgede bir sınır karakolunda kuleci olarak yaptım askerlik görevimi ve her şeyi bizzat gözlerimle de görüp tecrübe ettim. şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, sınır güvenliğimiz sıfır. evet çok net söylüyorum bunu. karakolda 40 asker var ve yeterli asker olmadığı için nöbetler aralıksız 12 saat tutuluyor. (tabi böyle kritik bir bölgede yeterli asker yokken batıda yüzbinlerce askerin fuzuli işlerle yata yata askerlik yapması da ayrı bir muamma. sanırım bu da karakolların kapasitelerinin yetersiz olmasından ve yıllardır bu altyapının geliştirilmemesi yüzünden bu şekilde. zaten askeriyenin en büyük eksilerinden biri de bu değişikliklerin çok zor yapılıyor olması. hatta yapılmıyor olması) hal böyleyken böyle kritik bir görev üzerine yıkılan 20 yaşındaki tecrübesiz asker de ona göre tutuyor nöbetini.

    karakol komutanı yaptığın asteğmen elinde telefonla bütün gün oyun oynayıp askerin ihtiyaçlarıyla ilgilenmiyorken, 12 saat yağmurun, çamurun, karın içinde donarak nöbet tutmaya çalışan asker de "ben mi kurtaracağım bu vatanı" diyerek hem kendi hayatını, hem de sınırı güvenliğini tehlikeye atıyor. özellikle kaçaklıların yaptığı para teklifleri de işin içine girince bu çocukları ele geçirmek çok kolay oluyor. parayı geçtim sınıra kadın getirip asker işini görürken fotoğraflarını çekip şantaj yapıldığını bile duydum. bunları geçtim 12 saat bir fiil ayakta nöbet tutması imkansız bu adamların. birkaç saat nöbet tutuyorlarsa büyük çoğunluğunda uyuyor bu adamlar. (bu arada bu bölgeler hala zifiri karanlık ve tel örgüler dışında etkili bir güvenlik önlemi yok. sadece geçen sene kaçakçıların atla, arazi araçlarıyla geçişlerini engellemek için hendekler kazılmış o kadar. ben gelirken de daha yeni yeni elektrik direkleri dikiliyordu. bunca yıldır yapılan tek iyileştirme bunlar)

    çoğu zaman uzman çavuşlar mevzilerine pusu atıp uyuyan adamların tüfeklerini alıp geliyordu. tabi sonra o çocukları sikerek bu durumu iyileştirmeye çalışıyordı. tabi ertesi gün yine aynı terane. bölge bu denli karanlık ve çalılık, askerler de bu durumda olunca adamların mevzilerine girip gırtlaklarına bıçak dayayabiliyordu isteyen. hatta 2 sene önce diğer karakolların birinde mevzideki 2 askerin kafasını kesmişler. teröristin yapacağı da bu. tabi bu arada askeri yasalar da askerin değil teröristin, kaçakçının yanında. bize verilen eğitimlerde öğrendiğimde canımı daha da sıkmıştı bu ayrıntı. yasalara göre geçiş yapıp karşından gelen kişiye ilk olarak sözlü ikazda bulunuyorsun, durmazsa havaya uyarı ateşi açıyorsun. yine durmazsa silah kullanmadan bir şekilde etkisiz hale getirmen gerekiyor. ola ki karşından gelen kişinin elinde silah var. silahı sana doğrultmadan yine ateş açamıyorsun. doğrulttu diyelim bu sefer yine üzerine ateş açamıyorsun. sağına soluna uyarı ateşi açıyorsun ve sana ateş ettiğinde ancak (tabi vurulmadıysan) hedef gözetmeksizin ateş açıyorsun. he ola ki sana ateş açmadan adamı vurdun öldürdün. olan yine sana oluyor adam öldürmekten hüküm giyip hapse giriyorsun ve senin hayatın kararıyor. bunu bilen kaçakçı teörist de sikine bile takmadan geçip gidiyor.

    işin bir diğer boyutu da o bölgeyi avcunun içi gibi bilen, yıllardır dağlarda yaşayan, silahla yatıp kalkan adamlarla karşı karşıyasın. sen ben neredeyim lan diyerek bir şeyleri idrak etmeye çalışırken adamlar mayınlı arazide çekirdek yiyerek dolaşıyor. yani herhangi bir saldırı olduğunda yapabileceğin tek şey şarjörün bitene kadar sıkmak ve ölmek. bizim karakola taciz ateşi açılmıştı o panikte şarjörü bile takamıyorsun. o silah seslerinin yarattığı psikolojiye alışık değilsin ki. karşındaki adam tecrübeli, senin askerin ise eline hayatında ilk defa silah almış 20 yaşındaki bir çocuk. ne yapabilir ki? her şey o askerin aleyhineyken nasıl bir güvenlik sağlayabilir ki? daha kendi hayatını bile koruyamıyorken ülke sınırını nasıl koruyacak bu çocuk?

    bu arada hemen bir parantez daha açayım bu karakolların çoğunun gözetleme ekipmanları da yetersiz. biz baykuş denen kafasından tutup çevirerek gözetleme yapılan 20 senelik termal kameraları kullanıyorduk. üstelik 5" lik bir ekrandan kilometrelerce uzaklıktaki alanı tarayıp insan mı hayvan mı taş mı diye ayırt etmeye çalışıyorduk. herşey ufak parıltılardan ibaretti ancak yine de gözlerimiz mahvolana kadar elimizden geldiğince ayırt etmeye çalışıyorduk. tabi saatlerce ayakta eşşek kadar kamerayı kullanmak da işkenceydi. bir süre sonra kolunu hissetmiyorsun ve gözlerini o göt kadar ekrandan bir saniye bile ayırmaman gerekiyordu. böyle kritik ekipmanlar da yetersiz olunca bölge güvenliği tamamen tehlikeye giriyor haliyle.

    tabi üzerine tüm karakolun sorumluluğu yüklenen asteğmenlerin de yapabileceği pek bir şey yok aslında. onlar da devletin bana sağladığı şartlar böyle diyerek çekiliyor kenara haklı olarak. böyle kritik bir dönemde bizim karakola son iki celpte asker bile gelmemişti mesela. biz de son güne kadar nöbet tuttuk ancak askerliği bitmeyenler hala orada bu şartlar altında sınır güvenliğini ve kendi hayatlarını korumaya çalışıyorlar. son zamanlarda ortalık hareketli olduğu için merak edip karakolu arayıp konuştum bizimle birlikte gelip hala askerlik yapan uzun dönem çocuklarla. cidden endişe ediyorum hayatlarından. daha geçen gün karakolun yakınına 2 tane bomba düşmüş bölge baya hareketli diyorlar. ben kazasız belasız geldim ama o çocuklar hala orada bütün tehlikenin içinde 12 saat nöbet tutuyorlar. geleli 2 ayı geçti ancak hala tam olarak idrak edemiyorum nasıl bir yerdeydim ben diyerek. başımı yastığa koyduğumda da çoğu zaman o çocuklar geliyor aklıma. velhasıl, bu yasalar değişip sınır güvenliği profesyonel askerlere emanet edilmeden ne bu gençlerimizin hayatı güvende olacak ne de bizler.

    not: benim açımdan gge olabilir ancak sorumluluğu üstleniyorum. yukarıda da bahsettiğim gibi hangi konuda askerinin vatandaşının yanında oldular ki?