şükela:  tümü | bugün
  • ---spoiler---

    nükleere hayır – sinop hepimizin..

    kemal c. ulusoy

    güzel çocukluk anılarımın olduğu, hala sıkça ziyaret ettiğim, doğu karadenizin sırasıyla seferberlik, işgal ile başlayan muhacirlikle göçe zorlanan - istiklal harbinde ilk kurşunun sıkıldığı of'tan ayrılmak zorunda kalan çoğu kadın ve çocukların batı serüveni of'a bağlı bugünkü ismi yazlık olan - sıtma nedeniyle çevre eşrafının yazın kaçtığı denizi - yeşilliği güzel 'ivyan' anne tarafım denizci tüccar - soyadı kanunuyla 'onur' olan feyzullahoğullarının asırlar rusya ile ticarette deneyimli denizci ailenin kök saldığı şirin köyden, henüz çiçeği burnunda genç dayım osman onur - o devrin doğu karadenize tek bağlantısı yük gemisiyle istanbula giderken hastalanınca - fıçı içinde yaşar - büyük iskendere yaptığı iyilik karşısında 'dile benden ne dilersin' dendiğnde - kestiği güneş ışığını kastederek - gölge etme başka ihsan istemem' diyen büyük bilge diyojen'in sinop'unu gören demirci köyünde karaya çıkışıyla başlayan öyküsünde gizem büyük.

    bakıldığı eve damat olan dayım osman onur daha sonra ticarete başladı, köydeki kardeş ve akrabalardan çoğunu karadenizin bence en güzel yerlerinden biri olan sinop'a topladı. bugün hala 'ivyanlılar' diye bilinen eski ismi feyzullahoğulları 'onur'lar' dayı çocukları herbiri babaları gibi aramızdan ayrılan mustafa, ihsan ve şeref onur kardeşler gibi sevdiği sinop'ta gömülmek isteyen savcı hamdi onur cenazeleri için gittiğim dayı tarafım 3. nesil akrabalarım ve onların rizeli, gürcü hısımları ile pekiştiği 'ivyanlılar' diyarında gerze, sarıkum, ayancık sahil şeridi gibi boyabat istikametinden ilgaz eteklerine dek herbiri başka tabiat güzelliğine sahip bir yer.

    çocukluk anılarımda trabzondan her defasında samsuna geldiğimde mutlaka herkesin yazın gitmek istediği sinop'a belki fazla hücumu önleyen hala uzun - o dönem çok meşakkatli olan sahil yolu, bir zamanlar çoğu kişiye iş imkanı kapısı 'radar' ile hareketli idi. dayılarımın sahip olduğu ve çalıştırdığı oteller, içine leblebi attığım gazoz şişeleri, kilolarca çekirdek yediğim açık hava sinemaları, tarihi hamamları, sahilden adaya yürüyüş, açıkta duran gemilerden inen yolcu ve yüklerin sandallara yanaştığı iskelede olta, o zamanlar yolu olmayan - iskandinav ülkelerindeki fiyorglardan daha güzel kıvrık koylara sahip hamsaros'a tekneyle gidiş ve ilk otellerin yapıldığı gerze tarafı sayfiye yazlık muhuti - tüm benzer yerel dedikodu ve dertleriyle diğer kuzey kıyısı karadeniz yerlerinden bana hep farklı gelmişti.

    konuştuğum lisanlar, bazılarında uzun yıllar okuduğum - iş yaptığım ve yaşadığım 162 ülke gibi, görmediğim ili olmayan türkiyemde, ilk kez: rahmi koç, uğur ekşioğlu ve muhtar kent'in babası e büyükelçi, tarih - doğa dostu merhum nejat kent'i tanıştırdığım, diyojen mistisizimini hala hissedebileceğniz doğa harikası, denizin yutmadığı - milli servetleri batırmadığımız - doğu karadeniz kıyılarını mahvetmiş sahil yollarının henüz erişmediği güzel sinop'a nükleer santral kurma girişimi büyük bir hata - devasal yanlişlik olur.

    hemen karşı kıyıdaki - bir zamanlar sultan 'kerim' adından gelen kırım - bahçesarayı, kültür odağı haline getirmiş hazar türkleri diyarı, berlin duvarının yıkılmasıyla dünyaya açılan eski sovyetler birliğinin bilim merkezi - ilk nükleer ilmin geliştiği, nufusunun çoğu rusça konuşan, belkide ilk yabancı guruplara iş veren, yatırımcı oluşumdan dolayı ayrıcalık tanıdıkları - asıl ismi 'pripiyet' olan patlayan çernobil'e gittim. 'kimsesiz dünya çocukları çocukları' ingiltere şubesi adına yaptığım tv programı için başşehri kiev'den yarım saat mesafede olan facianın yaşandığı yere 3 kez - daha sonra hepsi 'zone control' noktalarında yakılan değiştirdiğimiz elbiseler ve başka arabalarla, facia sonrası üzeri beton ve metal örgülerle kapatılı ikisini geçerek hala çalışan 3. reaktörün içine girmem, daha sonra işi bitmiş film setini andırır ölü hayalet şehirde kırılmış pencerelerinden rüzgarla sallanan solmuş perdeler ve gayger aracı ile ölü otlardaki korkunç radyasyon miktarı ve 'kuş giribini' komiklik sayacak yabani hayvanların tel örgüleri aşıp dış dünyaya radyasyon göçünü önlemek için her görevliye 'canli her şeyi vur' emri ile verilen yüzlerce mermi, işin ne boyurtta bir facia olduğunu ve sakat - kanser ile doğan masum çocuklardan, sadece çay ve fındık ile kalmayıp en ufak bir rüzgarda hala taşınacak radyasyon tehlikesinin özellikle karadeniz için 'ölümcül' oluşu kabus gibi rüyalarıma girmeye devam ediyor.

    tarihler yazan atalarımıza layık şekilde, tekrar dünya devleri arasıda görmek istediğim türkiyemde nükleer enerji büyük tehlike ve maaliyeti bir yana, komşumuz iran örneği verilirse yapımından sonra 'başka amaçla kullanılabilir' diye ikide bir süper güçlerin yarın 'herhangi bir özürle' tehdit aracı olarak kullanabileceği ve sırf korunması - savunması için, belki yüzlerce milyar bütçelerle, evrenin dengesini bozabilecek nükleer tehlike ile yaşamaya mecbur olma, delisi akıllısı - değişken ülke - politika ve güç yönetici riskleri dahil, sırf bir avuç komisyon kazanma, santralleri kuracak - bakımı için dahada fazla para vuracak kişilere karşı, herzaman büyük stress ve tehlike altında bulunmak - mantık dışı bir girişim ölümcül sonuçlarla eşdeğerde.

    rüzgar veya her tarafı denizle çevrili h2o - su ayırımından elde edilecek hidrojen veya akarsuları barajlarla çok maksatlı sulama gibi termik enerji olanakları varken, karadeniz sahil yolları benzeri - sonradan denizin yutacağı servetleri suya atma gibi nükleer enerji için torunlarımızın bile altından kalkamayacağı borca girme, koruma ve savunması için dahada fazla riske alamaya ne gerek var.

    lütfen karadenizin incisi - güzel sinop için nükleer santrale dur diyelim..

    ---spoiler---

    http://www.isikbinyili.org/…iew.php?d=article&id=52
  • cernobil felaketlerini daha silmeden birkac insanin istegi ile yuzbinlerce insanin hayati alanina girisilecek olay. sinop eger bu davayi kaybederse cok seyini kaybedecek, benligini yitirecek. bu dava sadece sinop'un degil, tum hepimizin... balikcilik korelecek, doga olecek, turizm bitecek. tum sinoplular da keza bunun farkinda ve herkes buna "dur" diyor ve sonuc alincaya dek de sesini kismaya niyetli degil. ayrica yakinda cok kapsamli bir miting duzenlenecek bu duruma dair. nukleer santrale hayir demek hepimizin boynunun borcu. sinop olmesin!
  • güvenlik, popülasyon ve maliyet bakımından en uygun yerlerden biri olduğu için yapılması gayet normal olan eylem.

    lakin sorun şu ki nükleer'le birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarına da önem vermek gerekiyor.

    (bkz: dalga enerjisi) http://www.dalgaenerjisi.com/…s/naturalistpost2.jpg
    (bkz: rüzgar enerjisi)
    (bkz: güneş enerjisi) (ısıl mekanik olarak stirlinglerle, elektriksel olarak pv dizilerle)

    edit: mesajım yanlış anlaşılmasın, nükleer enerjiyi de destekliyorum. dış unsurların oyununa gelmeyelim, nükleer enerji türkiye'nin tam bağımsızlık hedefinin bir parçasıdır, olmazsa olmazıdır. çevreye en az zarar veren enerji üretim tekniklerinden biridir. mikro santrallerin güneş ve rüzgar, makro santrallerin ise nükleer olduğu enerji modeli insanlık için en yararlı çözümdür.
  • gecenlerde televizyonda sinop'ta bulunan deniz fenerini gosterdiler . coskun aral gece olmasini bekledi. "gece olsun da isigi yanan deniz fenerini goreyim" dedi. sonra aksam oldu. fenerin isigi yandi. mucizevi bir sey gibiydi. tablolardan dusme gibi bir seydi. mutlulugun fotografini uzaklarda arayanlar icin kendine gelmeydi. iste bak orada gibiydi. git her acidan cek iste. al sana 360 dereceden mutluluk.

    erdogan da izlemis olmali ki onune sunulan illerden nukleer santral icin hemen sinop'u secmis.

    "buraya kurulsun nukleer santral"

    bu kadar basit iste!

    bircok alternatifi varken, neden nukleer santraller? alin size yakinimdan bir ornek: bizim hasan dayi. koye yeni bir ev yapti. dosemis de gunes panellerini catiya. konuk etti bizi. cay demledi. iciyoruz. dedi ki bakin bu caylar gunes panellerinden elde ettigim elektrikle demlendi. ekledi "24 saat sicak suyum var. bununla isiniyorum. yetiyor artiyor bile. " kucuk kapsam alanli ancak yansittigi, olabildigince buyuk olan bir ornek.

    tanay sidki uyar'in aciklamalarini dinledim. dinleyin. net bir sekilde anlatiyor her seyi.
  • kulağımızdan tutup hadi yapın demedikçe birileri!, beyhude bir çabadan öteye gidemeyecektir nükleer santral hayalleri. zira türkiye henüz nükleer santral yapacak kadar zenginleşememiştir, daha doğrusu bu miktarda parayı kendi başına, dilediğince kullanma hakkını elde edememiştir. ama eğitimden, sosyal harcamalardan keselim dersek, imf' de ufak yollu bir borç ertelemesi yaparsa bir umut yeşerir hükümetin bahçesinde. ilave us-exim olmadı dünya bankası hafifce itiverirse iş kolaylar. ama dedim ya beyhudedir.

    bu konuda yorum yapan çoğu insan en az bakanlık yetkilileri kadar konuya yabancıdır. yurdumuzda kamu kurumları öğrenmeye, özel şirketler de kazanmaya doymaz. ama her defasında ne öğrenilenler ne de kazanılanlar bir işe yarar. doğal gaz ile ilgili gelişmeleri yakından takip edenler konuyu daha iyi anlayacaktır. ülke ağlama duvarına dönmüştür.

    bugüne değin ne nükleer lobileri, ne klasik termik santral lobileri, ne de yenilenebilir enerji lobileri kesin ve net bulgularla kendilerini savunamamıştır. aslında doğal olan da budur. tüm yöntemlerin artıları ve eksileri vardır ve savunanların ekmek tekneleri!

    o öyle yapmıştır bu böyle yapmıştır şeklinde yaklaşımlar komik olmaktan öteye gidemez.

    mühendislik, finans, siyaset, militarizm açısından tüm stratejilerinizi sonuna kadar tartışın, tartışalım. elbet terazinin kefesi bir tarafa daha fazla eğilecektir. ama gerçekler her zaman bizler için iyi sonuçlar doğurur mu?

    nukleer sadece bir enerji kaynağı olsaydı bugün kimse nükleer ile ilgili herhangi bir yorumda bulunmayacaktı. nasıl kömür santralları ile ilgili 100 yıl yoklarmış gibi davranıldıysa öyle olacaktı.

    ama beşikteki çocuk bile biliyor nükleer aslında nedir? hızlandırıcı nedir? uranyum nedir? hiroşima nedir? iran nedir? ırak nedir? çernobil nedir? ve büyümez ölü çocukların ülkesinde dahi nükleer santral vardır? herkes bilir bunları.

    yukarıdaki yazdıklarımın hepsini unutun! deli saçmasından öte laflar değildir. ancak aşağıda yazdıklarımın altına her yerde imza atarım.

    - bu abartılı tüketim çılgınlığımız sürdüğü sürece,
    - yaşam biçimimizi toptan değiştirmedikçe,
    - vahşi kapitalizm küreselleşme ayağı ile üzerimizde yürümeye devam ettikçe,
    - bu şekilde üremeye devam ettiğimiz müddetce,

    enerji ihtiyacımız kat be kat artacaktır!

    ve

    gün gelecek -açıkça doğanın dengeleri ile oynayan- bu yöntem ile enerji üretmek zorunda olacağız. istemesek de gelinecek nokta budur. bu böyle bilinmeli.

    o halde biraz kendimize batıralım çuvaldızı.

    ama ayrıca ve elbette sinop a da yaptırmayalım nükleer santralı!

    (bkz: russell einstein manifestosu)
  • hızlı tren gibi göreceli basit bi teknolojiyi bile eline yüzüne bulaştırıp halkının telef olmasını takdir-i ilahiye bağlayan bir ülkenin, değil sinop ülkenin hiç bir köşesinde kalkışmaması gereken olay.. devlet yapıp işletecek olsa ayrı dert olacak, özele yaptırılıp işlettirilecek olsa peşkeş denecek, layıkıyla yapılacak olsa bile ortalığın içine edilip memleket potansiyel risk altına sokulacak.. bazen cidden şüpheye düşüyorum bizi yönetenlerin mantıklarının nasıl çalıştığı konusunda.. elimizde fazla bor uranyum rezervi var ise bile bunu "jeton bitene kadar konuşalım" mantığıyla mı değerlendirmek lazım? elimizde fazla silah olsa "birbirimizi öldürelim", fazla kondom olsa "önümüze geleni zikelim" mi diycez o zaman? güzelim erfelek şelaleleri zaten inşaat alanına dönmüştü son gördüğümde, doğa iyice tecavüze uğrayacak bu plan gerçekleşirse.. "madem kaçınılmaz bari zevk alayım" diyeceğini de düşünmüyorum doğa anamızın..

    (bkz: #5024588)
  • o yöre halkına, hatta o bölgedeki tüm sakinlere sorularak mı böyle bir düşünceye girilmiştir diye düşünmeden edemeyeceğim eylem.
    henüz tuzla'da yeni variller bulundu şeklinde açıklamalar gelirken, sanki tüm enerji kaynaklarını bulduk, kaydettik ve kullanıp tükettikte sıra nükleere geçtik diye de düşünmeden edemiyorum enerji sektöründe biri olarak.

    siyanürle altın çıkarmaya basbas bağıranlar nerede diye düşünmeden de geçemiyorum.
  • yer seçimi çalışmalarının başladığı bilinen proje
  • herkesin nükleer enerji uzmanı oldugu ve bir fikrinin bulunduğu ülkemizde, planlanması ve yapılması süreci birçok tartışmaya sebep olacak bir konudur.