şükela:  tümü | bugün soru sor
  • siper savaşı, zirvesine birinci dünya savaşı sırasında ulaşmış bir muharebe biçimidir. durağan karakterdeki siper savaşı, insanoğlunun gördüğü en kanlı ve yıpratıcı meydan muharebesi tarzıdır. siper savaşı, 19. yy'ın başlarından itibaren ateşli silah teknolojilerindeki gelişmeler muharebe meydanında hareketlilik sahasındaki gelişmelerle desteklenemediği için ortaya çıkmış, korkunç boyutlarda ateş gücüne karşı neredeyse tamamen piyade birliklerinin kullanıldığı birinci dünya savaşında (özellikle de batı cephesinde, türkiye için de çanakkale cephesinde) zirvesine ulaşıp en korkunç dönemini yaşamış, ve hava gücü ve tankların belirleyici rol oynamaya başladığı 2. dünya savaşı yıllarına kadar savaş sahnesindeki temel muharebe prensibi olmuştur.

    siper savaşının tarihçesi ve ortaya çıkış nedenleri:

    siper savaşının ortaya çıkışının temel nedeni, yukarıda belirtildiği gibi ateş gücünde yaşanan muazzam gelişmenin ve orduların yapısı ve karakterindeki değişimlerin, manevra kabiliyetindeki değişimle karşılanamamasıdır. ateş gücü hususundaki en önemli değişim, tek askerin ateş gücünü kökten değiştiren, piyade tüfeğinin ortaya çıkışı ve (yine piyade tüfeğinin kullanımının kolay olması sonucu asker eğitimi için gerekli sürenin ve çabanın azalmasıyla) devletlerin büyük sayılarda askeri silah altına almaya başlamasıdır.

    siper savaşı prensibinin kendi tarihi neredeyse savaş tarihi kadar eskiye dayanır. lakin daha önceki dönemlerde, menzilli silahların sınırlılığı, orduların sınırlı sayıları gibi nedenler, siperlerin kullanımını ancak dar alanların savunulmasında kullanılabilecek düzeyde tutmuştur.

    bu durum, fransız devrimini müteakiben değişti. bu değişimin temel nedeni, piyade tüfeği kavramının ortaya çıkışıydı. bu silahın muharebenin karakterine iki temel etkisi oldu: piyadenin eline hem menzilli, hem de -süngü vasıtasıyla- yakın dövüşte etkili bir silah sunmak ve tüfek eğitiminin daha eski ateşli ve ateşsiz menzilli silahlardan çok daha kolay ve ucuz olması dolayısıyla çok daha büyük sayıda askerin silah altında tutulabilmesine olanak sağlamak.

    bu değişimi ilk kez napolyon savaşlarında görmek mümkündür. alaybozan tüfeği (musket) bu savaşların tercih edilen silahıdır: yakın mesafeden etkili, ağır ve güçlü bu silah, özellikle yakın mesafede piyade ateşi duellosuna dönüşen muharebelerin kaosunda etkin biçimde kullanılabilmesi için uzun süreli eğitim gerektiriyordu. her ne kadar alaybozan tüfeğinin kullanımı eskinin arkebüslerine göre çok daha kolaysa da -ki bu kolaylık ve etkinlik napolyon savaşlarında daha önce görülmemiş sayılarda insanın silah altına alınabilmesini sağlamıştır- yine de pek çok açıdan sınırlı bir silahtır ve ustalaşılması zordur. bunun aksine aynı dönemde ingiliz ordusunun deneysel olarak savaş meydanına avcı birliklerinin elinde sürdüğü baker tüfeği (yine alaybozanlar gibi ağızdan dolma ama yivli bir tüfek) daha yavaş doldurulsa da silahın etkili menzilini kat kat uzatmaktaydı. yakın mesafeden salvolar halinde korkunç bir duello olan alaybozanlarla savaştan, orta-uzun menzilde, attığını vuran askerlerin savaşına geçildiğinde, sıra sıra dizilmiş, uygun adımla muharebeye giren askerlerin savaştığı napolyon dönemi taktiklerinin ne hale geldiğini ve nelere yol açtığını tahmin etmek zor değildir.

    zaten alaybozanlar dahi, artık manevra kabiliyetinin büyüyen asker sayılarıyla birlikte git gide azaldığı 19. yy savaş meydanında korkunç bir silah haline gelmeye başlamıştır. artık üstün manevralarla düşmandan kaçınmak, onu kanattan yakalamak, hattı boyunca ateşe almak, az zaiyat ile düşmana büyük zarar vermek imkanı ortadan kalkmaya başlamıştır. bu hususta bir inceleme olarak vimeiro ve waterloo muhatebeleri karşılaştırılabilir. bir manevra savaşı harikası olan vimeiro'da fransız ordusu 20000, ingiliz-portekiz kuvvetleri 14000 kişidir. buna karşılık waterloo'da napolyon'un 72000 askerina karşılık wellington 68000, blücher ise 50000 kişiye komuta etmektedir, ve ordular o kadar büyük bir alanda o kadar yayılmışlardır ki, savaş iki titanın muharebesi gibidir: hız, hareket, manevra, düşmanı gafil avlama yoktur, savaş, blücher'in prusyalıları yetişip napolyon'a ölümcül darbeyi vurana kadar wellington ve napolyon'un birbirlerinin suratlarının tam ortasına indirdiği arka arkaya demir yumruklardan ibarettir. bu karşılaştırma savaş tarzındaki değişimin kayıp sayılarına yaptığı etkiye bakılarak çok daha açıkça anlaşılabilir: vimeiro'da ingilizler 720 kişi, fransızlar 2000 kişi kaybetmişlerdir: kaybeden taraf için gücünün onda biri. waterloo'da ise kayıplar korkunçtur: fransızlar için 25000'i ölü veya yaralı olmak üzere 47000, ingiliz ve prusyalılar için ise 22000, yani kazanan taraf için gücünün neredeyse beşte biri.

    ateş gücündeki bu korkunç artış, ve manevra kabiliyetindeki azalma, standart taktiklerin intihara dönüşmesine neden oluyordu. bunun sonucu olarak klasik piyade taktiklerinden siper savaşına geçişi en iyi, amerikan iç savaşı'nda gözlemlemek mümkündür. taktikler, neredeyse napolyon savaşı taktikleriyle savaşılan birinci bull run'dan, pickett'in hücumunun iyi siper almış piyade yüzünden katliama dönüştüğü gettysburg'a, statik formasyonları ve uzun siperleriyle petersburg muharebesine, dikkat çekici biçimde değişir.

    bunun temel nedeni, silah teknolojisindeki ilerleme, özellikle de piyade tüfeğinin geniş kullanım alanı bulmasıdır. minié gibi tüfekler eski yivsiz alaybozan tüfeklerinin iki katı mesafelerde etkiliydiler. bu nedenle siper almış bir piyade grubuna cepheden hücum etmek imkansıza yakın hale gelmiştir: zira askerin ateş altına aldığı hattı korkunç bir zaiyat vermeden geçmek imkansızdır. ilk başlarda buna rağmen napolyon döneminin kolon taktiklerinin kullanılması çok büyük zaiyat rakamlarına neden oldu. yavaş yavaş kolonlardan daha açık, dağınık avcı hattı sistemine geçildi. bu, güçlenen ateş gücüne karşı alınabilecek birinci ve ikinci önlemlerin, yani askerleri dağıtma ve siper almanın ortaya çıkışıydı. üçüncü önlem olan zırh koruması, o dönemde mümkün değildi, dördüncü seçenek olan sürat ise aynı derecede imkansızdı, zira savaş meydanında kullanılabilen en etkili taşıt, yani at, yeni silahlara karşı neredeyse piyadeden daha zayıf kalıyordu.

    bunun üzerine gelen iki gelişme siper savaşının yerini sağlamlaştırdı:

    birincisi dikenli telin icadıydı. dikenli tel savaş meydanında iki temel etki yarattı. ilk olarak, piyadenin ilerlemesini yavaşlatacak bir yol sundu. böylece ilerleyen piyade daha uzun süre ateş altında tutulabilecekti. ikinci olarak da zaten çaptan düşmeye başlamış süvari birliklerini neredeyse tamamen sahadan sildi: zira atlar dikenli tel engellerinden, engelleri kesebilen ya da bastırabilen piyadeden çok daha fazla zarar görüyorlardı. bu aşamadan sonra süvariler, düşman hatlarının arkasında sızma durumlarında ya da açık alanda korunmasız yakalanan birliklerin imhasında kullanılabilecek bir güç seviyesine indirgenerek, meydan muharebesinden çekilmiş oluyorlardı. (kurtuluş savaşındaki etkin süvari kullanımı incelendiğinde süvarinin asla bir pozisyonu tutmuş piyadeye karşı kullanılmadığı farkedilecektir. süvari her zaman düşmanın kanatlarını ve gerilerini vurma, yahut hatlarından sürülen düşmanı dağıtma ve imha etme amaçlı kullanılmışlardır. bunun nedeni budur.)

    ikincisi ise top teknolojisindeki gelişmelerdi. bunlar temel olarak krupp tarafından keşfedilen çelik kuyruktan dolma top sayesinde ateş süratinin ve silah gücünün artışı (ki bu silahların etkisi 1871 fransa-prusya savaşında açıkça sergilenmiştir), yüksek patlayıcılı merminin keşfi ile top mermisinin öldürücülüğündeki muazzam yükseliş ve fransızlar tarafından keşfedilen hidrolik tepme emici mekanizmalar ile topun isabet yüzdesi ve atış hızındaki artış idi. bunun yanında telefonun icadı ile topçu gözcülüğünün ortaya çıkışı, endirekt ateş yeteneği ve daha seri silah tevcihi sağlayarak sağlayarak topçunun etkinliğini kat kat arttırmıştır.

    bu unsurlar tarafları statik kalmaya zorlamaktaydı. zira açığa çıkan, hücuma kalkan birlikler, çok kısa bir sürede dikenli tel engellerine takılıp kalıyor, piyade ve topçu ateşi altında eriyip gidiyorlardı. hem topçunun korkunç yağmurundan, hem de karşı tarafın piyadesinin ateşinden korunmanın tek yolu olarak ortaya derin siperler ve avcı çukurları çıkmakta, bunlar ve bunları birleştiren sıçan yolları ve diğer tahkimat sistemleri ile savaş meydanı iki tarafın uzun sürelerce birbirini gözlediği, yıpratmaya ve savaşma direncini kırmaya çalıştığı cehennemi alanlara dönüşüyor, iki taraf arasında kalan saha da, topçu kasırgasının kavurduğu, sürekli tüfek namluları altında bir no man's land -hiç kimsenin toprağı, insansız bölge- karakteri kazanmaktaydı.

    siper savaşının zirvesi: birinci dünya savaşı, batı cephesi...

    1914'e gelindiğinde, geçmiş dönemde savaşların aldığı karaktere rağmen, taraflar halen napolyon dönemi sisteminde düşünmekteydiler. herkes kısa bir dizi manevradan sonra taraflardan birinin hatlarının yarılacağını ya da kanadının çevrileceğini, böylece savaşın kısa bir sürede bir zaferle sonuçlanacağını bekliyordu. hatta cepheye trenlerle süvari birlikleri bile sevkedilmişti. tabii ki bunlar asla kullanılmadı.

    tüm bu manzaranın sorumlusu tek bir şeydi: makineli tüfek denen silah. bir iki makineli tüfek ve bir kaç kangal dikenli telle bir hatta yerleşip diz boyu da olsa siper kazan bir grup asker, yanına bile yaklaşılmaz hale geliyordu. bunun sonucu olarak her iki taraf da diğerinin kanadını kuşatmak için bir dizi manevraya girişti: 1914 eylülünün ünlü denize doğru yarış'ı. kısa süre sonra, ayın sonunda, siperler artık isviçre sınırından belçika sahillerine kadar uzanıyordu.

    burada, siper savaşı, tüm cehennemi ihtişamıyla üç yıl boyunca sergilendi, ve milyonların hayatına maloldu.

    siperlerin karakteri:

    savaşın ilk aylarındaki geçici ve yalınkat siperler, hızla gelişerek büyük, karmaşık tahkimat sistemlerine dönüştüler. bunlar, derinliğine kat kat siper sıraları, müstahkem mevkiler, bağlantı siperleri, avcı çukurları, neredeyse tamamen siperlerin içinde ve yerin altında yaşam alanları ile bir şehir halini almaya başladılar.

    erken dönem ingiliz kalıcı siper sistemleri, üç hat halinde idiler. birinci hat ön siperdi: ancak saldırının beklendiği şafak ve günbatımı sırasında içinde birlik bulundurulurdu. bu hatta ara siperlerle bağlanan ikinci hat destek siperleri idi. bu hat, saldırılar arasında askerlerin esas olarak işgal ettiği hattı. üçüncü hat ise ihtiyat siperiydi: destek birlikleri ön hatlara sürülmeden evvel bu hattı işgal ederlerdi. ikinci hat kısa süre içinde topçunun kudreti karşısında terk edildi: ilk hatta bombardıman, düşman siperlerine yakınlık dolayısıyla sınırlı güçte oluyordu. lakin ikinci hat açıkça görülebildiği ve dost hedeflerden uzak olduğu için açık topçu hedefi olarak sürekli ateş altında kalabiliyordu. yine de pek çok yerde topçuya yem olmak üzre ikinci hat siperleri muhafaza edildi. ayrıca ön hattın ilerisinde gerek saldırıda son ana dek koruma sağlaması için hatlar, gerekse dinleme noktaları, avcı çukurları ya da sürpriz taaruzlar için atlama tahtaları olmak üzere insansız bölgenin içine uzanan çıkmaz siper parçaları şeklinde geçici siperler de kazılırdı.

    ana hat siperlerinin arkasında genelde bir iki kilometre derinlikte herhangi bir çekilme durumunda hazır olması için ikincil, hatta bazen üçüncül siper hatları inşa edilirlerdi. almanlar somme'de bir kilometre aralıklı iki siper hattının ardından bir de yarım üçüncü bir siper hattı hazırlayarak bu derinlemesine hazırlıkta son noktaya ulaşmış ve kesin sonuçlu bir yarma harekatını imkansız hale getirmişlerdi.

    almanlar siper inşa etme işini sanata dönüştürmüşlerdi. alman ilk hat siperleri "derinlikte savunma" stratejisi uyarınca tek bir hattan değil, birbiriyle bağlantılı yüzlerce metre derinlikte müstahkem mevki dizilerinden oluşuyordu. bu müstahkem mevkilerde ve geri hat siperlerinde almanlar yer altında büyük, güçlendirilmiş betondan inşa edilmiş, havalandırmalı yer altı sığınakları kullanıyorlardı. bu sığınaklar topçu ateşinden etkilenmiyorlardı. bu müstahkem pozisyonlar ve bunları birbirine bağlayan yer altı sıçan yolları sayesinde alman hattı bir noktadan yarıldığında parçalanmıyor, yarma harekatı derinlikte dikenli tel engelleri ile boğuşurken iki taraftaki sağlam kalan müstahkem mevkilerden yok edici bir kanat ateşine maruz kalıyordu. dahası alman dikenli telleri de farklıydı: ingilizlerin kullandığından kalın olan bu teller daha ince teller düşünülerek hazırlanmış tel makaslarıyla kesilemiyorlardı.

    ileride ingilizlar de benzer bir sisteme geçmiş olsalar da 1918'in bahar saldırısı başladığında sistem henüz tamamlanmamıştı ve son derece yetersiz olduğu ortaya çıktı.

    siperler zig zag şeklinde inşa edilirlerdi. bunun iki nedeni vardı: eğer siperlere girilirse açılabilecek yan ateşi tehlikesinden korunmak, ve siperin içine düşen mermilerin patlama etkilerinin ve şarapnellerinin etkisini sınırlamak. bu tasarımın bir başka etkisi de, zig zag şekilli siperlerin koordinatlarını uçaktan bildirmenin, düz hatlarınkini bildirmekten daha zor olmasıydı. siperler ekseriyetle bir insan boyundan derin kazılırlardı. siperin ön yüzünde (parapet) bir adımlık bir basamak bulunurdu. askerler buraya çıkarak siperin üstünden bakıp ateş edebilirlerdi. askerin siperden başını çıkarıp keskin nişancılara hedef olmaması için loophole olarak adlandırılan açıklıklar hazırlanırdı: bunlar kum torbaları ya da çelik bir kalkanla kapatılırdı. alman keskin nişancılarının çelik kalkanla kapatılmış loophole'ları delip askerleri vurabilmek için zırh delici mermiler kullandıkları bilinmektedir. bunların yanında siperden dışarıyı görebilmek için siper teleskopları da kullanılmıştır. (gelibolu'da, özellikle arıburnunda, türk siperlerinden daha alçakta kalan anzaklar, hedef olmamak için periskop tüfeğini geliştirmişlerdir.) siperin arka tarafı parados olarak anılırdı: buradaki tahkimat daha çok askeri arkaya düşen mermilerin şarapnelinden korumak amaçlıydı. siperlerin zeminleri çamuru azaltmak için kalaslarla örtülür, duvarları ise kütükler ya da tel ağlarla desteklenirdi. savaşın en ağır muharebelerinin gerçekleştiği flanders bölgesinde bir metreden sonra su çıktığı ve bu havzanın suyunu dışarı akıtan kanal sistemi topçu ateşi dolayısıyla yok olduğu için siperler daha çok yer üstünde kum torbalarından inşa edilmişlerdi. bu siperlerin çoğunda, siper ele geçerse bir sonraki hattan ateş altına alınabilmesini kolaylaştırmak için parados yoktu.

    siperlerin gerisinde değişken konfor düzeylerinde sığınaklar mevcuttu. bunlar ingiliz-fransız hatlarında tercih edilen 3-5 metre derinlikteki sığınaklardan almanların tercih ettiği en az 4 metre, çoğunlukla ise merdivenlerle birbirine bağlanmış üç kata ulaşan derinliklerdeki sığınaklara kadar değişiyordu. konfor, daha önce de belirtildiği gibi değişkendi, lakin bir yerden sonra yağmur duvarları ve zemini çamur deryasına dönüştürdüğünde konfordan geriye pek bir şey kalmıyordu.

    siperde hayat:

    bir askerin siperde ilk hatlarda geçirdiği zaman genelde sınırlıydı. siper hayatının yıpratıcılığının farkında olan komutanlar genelde birlikleri sık sık değiştirerek yıpranmanın önüne geçmeye çalışmışlardır. askerler zamanlarının çoğunu geri hat siperlerinde geçirirlerdi -buralar, tabii ki çok da lüks yerler sayılmasalar da, ilk hattın tehlikelerinden uzaktılar.

    siperlerde gündüz genelde sessiz olurdu. keskin nişancı ateşi ve balonlardaki topçu gözlemcileri hareketi imkansız kıldığı için bu aralık siperlerde ekseriyetle gergin bir bekleyişten ibaretti. gündüz susan siperler gece hareketlenirlerdi. karanlığın örtüsü, geceyi birlikleri hareket ettirme ve değiştirme, siper ve dikenli tel hatlarının bakımı ve genişletilmesi için ideal zaman yapıyordu.

    siperlerdeki hayat, aktif bir muharebe gerçekleşmese bile, son derece tehlikeli idi. ingilizler, 1916 yılının ilk altı ayında somme bölgesinde hiçbir harekata girişmemiş olsalar da hastalık, keskin nişancılar ve zehirli gaz yüzünden 100.000'in üzerinde kayıp vermişlerdi. siperlerde ölüm sürekli bir yol arkadaşıydı: siper savaşının doğası ve birinci dünya savaşında tıbbın ilkel karakteri katılan askerlerin %10'unun ölmesine neden oluyordu. (karşılaştırma olarak, siper savaşının oturmadığı birinci dünya savaşından hemen önceki boer savaşında bu oran %5, ikinci dünya savaşında %4,5'tur) bu ölüm oranları ingiliz ve sömürge askerleri için %12,5 idi. zaiyat oranı (ölü veya yaralı olarak) %56 idi. antibiyotikler henüz keşfedilmediği için yaraların enfeksiyonundan meydana gelen ölümler son derece yüksekti. kol yaralanmalarının %15'i, bacak yaralanmalarının %25'i, kafa yaralanmalarının %50'si, karın bölgesi yaralanmalarının %99'u enfeksiyon sonucu ölümle sonuçlanıyordu. kangren en büyük ölüm sebebi idi: kangren görülen yaralıların %44'ü kaybediliyordu. yaralanmaların %75'inin sebebi şarapneldi, ve şarapnel yaraya yabancı maddelerin girmesine sebep olduğu içn çok daha ölümcüldü.

    siperlerde hijyen çok kötü durumdaydı. neredeyse her asker bir hastalık ya da parazitten muzdaripti. dizanteri, tifüs ve kolera en sık görülen hastalıklardı. siperlerdeki ıslak koşullar yüzünden mantar enfeksiyonları son derece sık görülüyordu. hipotermi her zaman bir tehlikeydi, ıslak siperlerde sıcaklık sık sık sıfır derecenin altına düşüyordu. ölülerin gömülmesi bir lüks idi. bazı yerlerde (örneğin arıburnunda bazı kesimlerde) ölüler savaşın sonrasına kadar gömülmemişti. çürüyen cesetlerin yaydığı koku ve getirdikleri sinekler siperleri yaşanmaz hale getiriyordu.

    siper savaşının silahları

    siper savaşında bir piyadenin elinde dört temel silahı vardı: piyade tüfeği, av tüfeği, süngü ve el bombası. ingiliz piyade tüfeği bu dönemde ünlü .303 kalibre lee-enfield'dir. alman tarafında ise aynı derecede ünlü 7,92 mm mauser gewehr 98 tüfeği kullanılmaktaydı. her iki taraf da kasatura süngüler kullanıyorlardı.

    siper içi dövüşte askerler genelde kısa saplı bir küreği ya da kazmayı süngüye tercih ediyorlardı. zira bunları kullanması dar alanda daha kolaydı. bunun yanında yakın dövüşte siper bıçakları, muştalar, sopalar ve topuzlar siper muharebelerinde askerler tarafından tercih ediliyorlardı.

    genelde amerikan askerleri tarafından tercih edilen pompalı tüfekler ve ingiliz ve anzak askerlerinin tercih ettiği kesik av tüfekleri yakın mesafelerde yaptıkları muazzam etkiyle siper savaşında büyük önem taşıyorlardı: o derece k, almanlar bir süre sonra bu silahların kullanımını protesto etmek ve "bu silahlar ya da mermileriyle yakalanan askerler idam edileceklerdir." şeklinde bir beyanatta bulunmak zorunda kalmışlardır.

    el bombaları, büyük etkileri, askerin kendini göstermeye ihtiyacı olmaması ve etkili olmak için isabete gerek olmaması sayesinde siper savaşının en önemli silahı halini aldılar ve siper savaşının etkin olduğu her cephede kendilerine geniş kullanım alanı buldular.

    makineli tüfek:

    makineli tüfek, siper savaşının ortaya çıkma nedenidir. savaşın başında ingilizler bunu pek göz önünde bulundurmamışlardır: makineli tüfeği centilmenlik dışı buluyorlardı. söylemeye gerek yok ki, fikirleri kısa zamanda değişti. almanlar ise makineli tüfeği en baştan kucaklamışlardı.

    ağır makineli tüfekler siper savaşında matematiksel bir kesinlikle kullanılıyorlardı. ateş alanları düşmanın herhangi bir hareketini siper hattında kırabilecek ya da dikenli tel hattını kısa sürede ateş altına alabilecek şekilde incelikle hesaplanıyorlardı. ayrıca açıları ayarlanarak uzak siperleri bombardıman etmekte de kullanılabiliyorlardı. bir ağır makineli tüfeğin cephanesini sağlamak, bakımını yapmak ve nakletmek için sekiz kişiye varan bir takım gerekiyordu, bu da onları saldırı harekatında kullanışsız yapıyordu. bu, batı cephesinde harekatın durağanlaşmasının temel sebeplerindendir.

    havan topları:

    havan topları altın çağlarını bir bakıma siper savaşında yaşamışlardır. birbirine bakan kapalı mevzilerden ibaret siperlerde havan topları yüksek mermi yollarıyla askeri hedef yapmadan düşmanı rahatsız etmek, geri siperlerini ateş altında tutmak, sığınaklarını ve avcı çukurlarını temizlemek, dikenli tel hatlarını dağıtmak için son derece kullanışlıydılar.

    topçu:

    ağır toplar, bu günkü hava kuvvetleri nasıl savaş meydanını domine ediyorlarsa, aynı şekilde birinc dünya savaşının savaş meydanlarını domine ediyorlardı.

    kullanılan toplar iki çeşitti: sahra topları ve obüsler. sahra topları daha çok yatık mermi yollu silahlardı ve daha çok tel hatlarını dağıtmak ve şarapnel mermileri atmak için kullanılıyorlardı. obüsler yüksek mermi yollu silahlardı ve yüksek patlayıcılı mermilerle derinlikte tepeden aşağı düşman hatlarını bombardıman etmek için kullanılırlardı. obüsler muazzam büyüklüklerde olabiliyorlardı: alman topları 430 mm'ye kadar çıkıyordu.

    zehirli gaz:

    zehirli gaz siper savaşının en tehlikeli silahlarından birini oluşturuyordu. her ne kadar rüzgara bağımlı ve güvenilmez de olsa gaz bir kere düşman siperlerine yerleşti mi etkisi korkunç oluyordu. ilk gaz kullananlar fransızlardı, lakin kullandıkları göz yaşartıcı gaz düşmanı sadece kısa bir süre için etkisiz hale getirmeye yarıyor, kalıcı zarar vermiyordu. ardından savaş meydanına klor gazı girdi: bu gaz ölümcül de olsa, tespiti ve kaçınılması kolaydı. savaş meydanının en ölümcül gazı fosgen idi -klordan 18 kat daha ölümcüldü ve tespit edilmesi çok daha zordu. lakin hiçbir gaz hardal gazı kadar zaar vermedi: hardal gazının etkisinde kalanlar hemen hemen her zaman korkunç yanıklara maruz kalıyorlardı. ölüm oranı -genelde ikincil enfeksiyonlardan- %2 oranınaydı ama etkilenen askerlerin savaş meydanına dönmesi genellikle imkansız oluyordu.

    hava gücü:

    siper savaşında hava gücü daha çok hava üstünlüğü kurma ve topçu gözlemciliği yapmak amacıyla kullanılıyordu. iptidai bombalar ve varolmayan nişangahlar hava kuvvetlerinin siper savaşında etkili olmasını engellemiştir.

    lağım muharebesi:

    siper savaşının en ilginç yönlerinden biri de yer altında geçen savaştır. bu savaş, lağımları ve karşı lağımların, düşman siperleri altına yerleştirilen patlayıcıların ve yerin kat kat altında, daracık tünellerde, karanlıkta veya lamba ışığında kürekler, bıçaklar ve yumruklarla yapılan muharebelerin savaşıdır.

    tüneller zaman zaman asker aktarımında da kullanılsa da, lağım muharebelerinin temel amacı düşman siperlerinin altına büyük lağımlar yerleştirmektir. savaşın en büyük lağımları arasında 1 temmuz 1916'da somme savaşından önce patlatılan (en büyükleri y sap mine ve lochnagar mine 24 ton patlayıcı içeren ve 4000 ton toprağı havaya savuran) bir dizi lağım ve özellikle 7 haziran 1917'de messines muharebesinden önce patlatılan, ortalama 21 kilo, en büyüğü 42 kilo patlayıcı içeren 19 lağımdır. bu muharebeden önce ingiliz birliklerinin komutanı general plumer söyle demiştir: "beyler, yarın tarihi değiştirmeyebiliriz. ama coğrafyayı değiştireceğimiz kesin." bu lağımların patlamasının ingiltere'den hissedildiği rivayet edilmektedir. bu ve bunun gibi pek çok lağımın kraterleri batı cephesinde bu gün bile görülebilmektedirler. messines için hazırlanan üç lağım daha daha sonra kullanımlarına ihtiyaç kalmadığı için terk edilmşlerdir. bunlardan biri 1955'de bir yıldırım düşmesi sonucu havaya uçmuştur. diğer ikisi halen durmaktadır.

    taktikler:

    siper savaşının stratejisi, kendi pozisyonunu savunurken karşı tarafın hatlarını kırarak arkasına sarkma çabasıdır. siper savaşının karakteri dolayısıyla bu genellikle yıpratma savaşına dönüşür. yine de bu hırslı komutanları bir yarma arayışından vaz geçirmek mümkün olmamıştır: ingiliz başkumandanı general douglas haig siper savaşının hakim olduğu cephedeki zamanının çoğunu süvari birlikleriyle kullanabileceği bir gediği yaratmaya çalışarak geçirmiştir. 1916 somme ve 1917 flanders bu arayışın korkunç sonuçlarından ikisidirler.

    taktiksel olarak siper savaşı deyince insanın aklına ilk olarak süngüleri takılmış halde siperlerin üzerinden aşarak hücuma kalkan insanlar gelir. bu gerçekten de savaşın ilk zamanlarında tercih edilen bir yöntem idi: ve korkunç sonuçlar verdi. bunun yerine ileriki safhalarda küçük gruplarla zayıf noktalardan siperlere sızma yoluyla girme ve düşman hatlarını yarma taktikleri aldı. almanlar bunu için küçük, iyi eğitimli ve iyi donanımlı grupları 1918 bahar saldırısında etkin bir biçimde kullandılar.

    hücumdan önce topçu bombardımanının, siperleri düz ederek, savunmacıları öldürerek ya da morallerini yok ederek ve dikenli tel engellerini ezerek, hücumu çok kolaylaştıracağı varsayılıyordu. deneyimde kazın ayağının öyle olmadığı kısa sürede görüldü. örneğin somme savaşı öncesinde 8 gün süren bombardımanın, beton sığınaklarında bekleyen almanlara hiçbir etkisi olmamıştı. daha sonra topçunun yürüyen baraj ateşi prensibine geçmesi durumu değiştirdi. dahası, ingilizlerin topçularının bir kısmını saklayıp, kısa adımlarla ilerlemeleri ve güçlü bir biçimde savunulabilecek pozisyonları ele geçirdiklerinde durmaları, çabuk karşı saldırılarla kaybettikleri yerleri geri alma prensibiyle savaşan almanlara büyük kayıplar verdirdi.

    iletişim imkanları bir hayli sınırlıydı. telsizler henüz çok ilkeldi. bu nedenle iletişim olanakları telefonlar, semaforlar, sinyal lambaları ve habercilere kalıyordu. astlar ile üstler arasındaki iletişim muharebenin keşmekeşinde genelde kopuk oluyordu. bu nedenle savaş genelde takım ve bölük düzeyindeki subayların inisiyatifiyle belirleniyordu.

    savaşın sonunda, ingilizler, fransızlar ve amerikalılar, açmazı tankları kullanarak çözdüler. piyade tarafından desteklenen tanklar, yakın hava desteğinin de örtüsü altında, son derece etkili idiler. çok ilkel de olsalar, moral etkileri korkunçtu. alman askerleri bu zırhlı devlere hazır değillerdi. ellerinde onlara zarar verebilecek bir silah yoktu. tanksavar topları henüz geliştirilmemişti. tanklar dikenli telleri eziyor, siperleri dümdüz geçiyorlardı. tanklar savaşa kaybedilen hareket kabiliyetini geri verdiler ve piyadeye ilerlemenin yolunu açmakta büyük yarar sağladılar.

    siper savaşı 1. dünya savaşından sonra kaybolmadı. lakin blitzkrieg'in maginot hattı karşısındaki başarısı ve müttefiklerin atlantik duvarını delişleri, havadan desteklenen ve hareket kabliyeti olan bir gücün sabit tahkimatın karşısındaki etkisini göstererek siper savaşının dominant döneminin sonunu getirdi. siper savaşından geriye de, batı cephesinin dante'nin cehennem'inden çıkmışa benzeyen görüntüleri ve milyonlarca ölünün hatıraları, bir de bir avuç şiir kaldı.

    in flanders fields the poppies blow
    between the crosses, row on row,
    that mark our place; and in the sky
    the larks, still bravely singing, fly
    scarce heard amid the guns below.

    we are the dead. short days ago
    we lived, felt dawn, saw sunset glow,
    loved, and were loved, and now we lie
    in flanders fields.

    take up our quarrel with the foe:
    to you from failing hands we throw
    the torch; be yours to hold it high.
    if ye break faith with us who die
    we shall not sleep, though poppies grow
    in flanders fields.
  • (bkz: #18698067)
  • insanlık tarihinin görüp görebileceği en büyük vahşet. bu savaşlarda taktik filan hak getire, eski savaşlardaki kahramanlık hikayelerinden eser yok. kazılan siperlerin içinde kafasını bile dışarı çıkarmadan günlerce bekleyen askerlerin, iğrenç bir düdük sesi ile siperlerden fırlaması ve yarısının o anda, diğer yarısının ise iki siper arasındaki tarafsız bölgede vurulmasından ibaret. tam bir insan ziyanlığı...

    un long dimanche de fiançailles isimli filmi yeni bitirdim. filmde somme savaşı'nda eve dönmek için kendini vuran ve idama mahkum edilen beş askerin hikayesi vardı. aslında birinci dünya savaşı'nın tamamına hakim olan siper savaşlarının filmdeki yansımasını görünce onlara hak vermemek elde değil.

    buna benzer dehşet görüntüleri gallipoli filminde ve gelibolu belgeselinde de mevcut.

    insanı insanlığından utandıran, insanı çukurlarda fare gibi yaşamaya zorlayan savaştır. dikenli teller, gaz bombaları, top atışları, uçak mermileri ve makineli tüfeklerin ölüm kustuğu savaş alanlarında 10 milyon kişi ölmüş, 20 milyon kişi yaralanmış ve 8 milyon kişi de kaybolmuştur. böyle savaşa lanet olsun dedirtir.

    buyrun gallipoli filminin final sahnesi vurulan anzaklar, kurşuna dizen türkler. ölen ise insanlık.
  • siper savaşı psikolojisini en iyi anlatan pasajlardan biri:

    "...siperler arasıdaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak...birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor.ikinciler onların yerine geçiyor...fakat, ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz?...öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok... okumak bilenlerin elinde kur’an-ı kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. emin olunuz ki, çanakkale savaşlarını kazanan bu yüksek ruhtur..."
  • savunanın son derece avantajlı olduğu bir savaş biçimidir. çanakkale'yi düşünün türkler, ingiliz ve fransız müttefik saldırısını alman genelkurmayının iyi hesapladığı lojistik, taktik ve stratejik yardımıyla savuşturabilmişlerdir. yani bir köylü yığınının başına birkaç kurmay subay koyup bir miktar da silah ve cephane verince dünyanın en güçlü ülkelerini yenmesini sağlayabiliyordunuz o günlerde.

    buna rağmen almanlar kendi cephelerinde başarılı olamadılar. çünkü saldıran konumundaydılar...

    çanakkale ve kut-ül amare az gelişmiş bir ulusun batı kapitalizmine karşı kazandığı son zaferlerdi. vietnam'da amerika değil güney vietnam ordusu savaşmış ve kaybetmiştir. afganistan'daysa kazanılan birşey yoktu. rusya, amerika'ya karşı verdiği ekonomik savaşı kaybettiği için geri çekildi.
  • (bkz: verdun)
  • gazi osman paşa tarafından bulunmuştur .