*

şükela:  tümü | bugün
  • tanriya alternatifler türetmek, umduğuna diil bulduğuna tapmak, onu küçük görmek, alay geçmek, makaraya almak, tınmamak, öylesine takılmak. en büyük ve telafisi olmayan günah diye bilinir... siz de bilin.
  • inanması zor ama geçenlerde tembel tembel uzanırken tanrı geldi yanıma, ve dedi ki "bu gün yirmi üç nisan, bir günlüğüne seni koltuğumda oturtmaya karar verdim".

    bende bir telaş. "nasıl olur?" dedim. "ben ki miskin, küçük, günahkar bir kulum, nasıl böyle bir şeyi hakederim? hem geçende de seni nasıl hafife aldım, nasıl dalgamı geçtim var ya; onca şeyden sonra..."

    "tamam işte" dedi. "tam da o yüzden seni seçtim ben de. gel de gör vehbinin terrakesini".

    "şirk olmasın?" dedim. "yav ne üçkağıtçı adamsın" dedi. aylardan da yirmi üç nisan filan değil ha! tanrı koskoca sonsuzluğun içinde günleri karıştırmış olacak herhal dedim.

    neyse, geldik tanrının bürosuna. ben bekliyorum ki kalantor bir koltuk olsun, arkasında deri bir panel olsun, mermer bir masanın üzerinde boy boy dolma kalemler dizili olsun, masanın üzerindeki pirinç bir tablete "allah" yazsın sıra sıra ünvan ardından. hiç değil. pek mütevazi, kozmik filan bir ortam.

    efendim oturdum ben koltuğa. şimdi evreni idâme ettireceğim ya, zannediyorum ki altımdaki memurlara ne yapmaları gerektiğini söyleyeceğim bir bir, direktifler yağdıracağım. hiç öyle değilmiş meğer. kolumu bacağımı oynatır gibi oynatıyorum tek tek molekülleri. hepsi bir uzuv olmuş sanki bana.

    breh breh! fenafillah oldum ya, şöyle heyecanla bir kendimden geçeyim, alemlere-boyutlara akayım dedim. ama hiç olmadı vallahi ne yalan söyleyeyim. otururken veya yürürken kolumu bacağımı nereye koyacağımı nasıl düşünmüyorsam, "aman ne büyüğüm o halde coşmalıyım" demiyorsam bu da öyle. müziğe ritm tutar gibi, göbek atar gibi otomatik yapıveriyorum herşeyi. hayret doğrusu.
  • hz. muhammede "kainatın efendisi" denmesi...
  • herhangi birşeyi yaratıcıdan daha fazla sewmek,düşünmek...vs
  • tanrı aranıza "aracı" koymak. "yüzü suyu hürmetine" bir şirk koşma cümlesidir. allah'ın ona dua ettiğinizde duanızı kabul etmeyeceğini düşünüp, oraya buraya çaput bağlamak şirk koşmaktır.
  • 13 temmuz 2008 tarihinde judas priest konseri varken, massive attack konseri düzenlemektir.
  • bir arkadaşım çocukken tanrı kavramıyla ilk tanışmasını şöyle anlatmıştı: "babam bir gün dedi ki, "allah senin ne yaptığını, ne gördüğünü, hatta ne düşündüğünü bile bilir. bizi kandırabilirsin ama onu asla kandıramazsın. " o günden sonra hep kendimi izler oldum. eylemlerimi ve düşüncelerimi tekrar değerlendiriyor, sonra bunların allahın tepkisini çekip çekmeyeceğini tartıyordum... ama burada asıl önemli olan allahın beni izlemesi değil, benim kendimi izlemeyi öğrenmiş olmamdı. o kandırılamaz varlık tanrı değil, kendimdim."

    tıpkı tanrı kavramının çocuk zihnini bir hayvanın zamandışılığından geçmişi hatırlayan ve geleceği öngören, zamanla içiçe yaşayan insan kavramına sürüklemesinde olduğu gibi, şirk koşma korkusunun da ahlaki bir temel yaratarak insan ilişkilerini düzenleyici bir ortam kurduğunu düşünüyorum. islamın üst kültüründe, bir kişiye dair herhangi bir olumsuz yargıya varmanın bile kendini tanrı yerine koyma korkusuyla yere vurulması, her türlü gösterişin ve büyüklenmenin yine bu kapıya çıkacağının endişesiyle baştan frenlenmesi gibi örnekler görebiliyoruz. işte bu anlayış, "sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma" anlayışı gibi, insanın bir kez idrak etmesiyle bile büyük bir ahlak sistemini kurabilecek bir zenginliğe sahip. hıristiyanların çileci vazgeçişleri yerine müslümanların ve taocuların "kendini bilmek" anlayışıyla harmanladıkları bu tevazu ahlakı, insanoğlunun en temel ihtiyacıdır kanımca.

    bir başkasının şirk koştuğunu düşündüğü anda bile şirke girmiş olabileceğinden korkmayan yobazlar bu ahlakın da içine etmişlerdir elbette. geçmiş olsun.
  • ilk kez çocukken duyduğumda, ve günah olduğunu öğrendiğimde, "lan nasıl bir koşma stili acaba bu, günahmış bi de, öğreneyim de öyle koşmayım bi daha" diye düşündüğüm şey.
    tanım olarak, ortak-eş görmek.