şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı imparatorluğundan günümüze gelen devlet deniz yolları kurumu eskiden kamu iktisadi teşekkülü içerisnde yer alırken şimdi ido'ya bağlandı. çok romantik bir ismi olması hasebiyle bana orhan veli'yi de hatırlatır bu kurum
  • 17ocak 1851 yılında kurulan ilk deniz yolu şirketi. istanbul sularında tarifeli vapur seferleri bu şirket ile başlar gelişir. genelde boğaziçinde yoğunlaşırlar ve amaçları istanbulu boğaziçine bağlamaktr. bu sayede boğaziçi köyleri gelişerek sayfiye yeri olmaya başlar, ileriki yıllarda da şehre bağlanmış ve merkezi yerler haline gelmiştir.(bkz: murat koraltürk'e ait kitaplara)
    aslında istnbul kentinin gelişiminide deniz yolu ile ilişkilendirmek doğru olur ozaman. neyse;
    ayrıca şirket-i hayriye’ye bağlı olan (bkz: suhulet) ve (bkz: sahilbend)arabalı vapurları dünyada ilk sefer yapan arabalı vapur olma özelliği ile üsküdar-kabataş arasında sefer yapmıştır.
  • sultan abdülmecit döneminde kurulmuştur.
  • osmanlı'da kurulan ilk anonim şirkettir.
  • 5 yıl boyunca günde iki kere kıta değiştirmeme vesile olan hayırlı şirket.
  • 1850 yılında her biri 3 bin kuruş olan 2 bin hisse senedi ile kuruldu. abdülhamid’in emriyle zamanın kodamanları hisseleri alır.
    ingiltere’deki robert white fabrikasına ısmarlanır. vapurların maliyeti 8 bin altın.
    1944 yılında şirket, ulaştırma bakanlığına devredilir.
  • rakı ansiklopedisi'ne göre, 90 yıllık ömrü boyunca köprüden kalkan boğaziçi, adalar ve kadıköy vapurlarında alkollü içki satışı serbestmiş. kurum 1945'te devletleştirildikten sonra da vapurdaki içki ve meze büfeleri 60'lı yıllara kadar varlığını sürdürmüş.

    padişah ikinci abdülhamid döneminde bu vapurlarda rakı, yerli ve yabancı biralar, vermut, viski, brendi, konyak, hatta rum işi reçineli şarap bile bulunurmuş. küçük kadehlerde verilen içkilere çay tabağında sunulan mezeler eşlik edermiş: kaşar, edirne peyniri, sardalya, salamura biber, kalamata zeytin, sucuk, pastırma dilimleri, patlıcan kızartme, ezme, kornişon, sakı leblebisi, badem, füme ringa balığı filetoları. her kadehten sonra bu mezeler tazelenirmiş.

    ahmet cemalettin saraçoğlu, 1954 yılında ''yirminci asır'' gazetesinde yazdığı makalesinde bu vapur keyfini şöyle tasvir etmiş: ''rumelihisarı'nda oturan gümrükçü filan bey, büyükdereli ermeni kuyumcu falan efendi, tarabyalı rum komisyoncu vapura adım atar atmaz büfeci, 'buyrun beyim bu akşam çok taze çinekop kızarttım' yahut , 'hoşgeldin falanyan efendi, sakız'dan öyle bir mastika geldi ki ağzına layık' kabilinden bu müşterileri piyazlardı''.

    bir de bugüne bak. değil vapurda içki-meze keyfi, eski güzel, nazlı, ince zevk eseri tasarımlı vapurların kendisinden bile yoksunuz artık istanbul'da. zevksiz, kaba tasarımlı sıradanın sıradanı şehir hatları vapurlarının sadece ülker ürünleri satılan büfelerinde, bastırıla bastırıla kağıt inceliğine getirilmiş sandviç ekmeğine kalitesiz taze kaşar koklatılarak yapılmış tosta ve zift gibi çaya talimiz.

    her şey sıradanlaşıyor, bütün incelikli zevkler toplumun günlük hayatından da, anılarından da bilinçli bir şekilde siliniyor. çok şükür ki eski güzel günleri, o günlerdeki yaşantıyı anlatan yazarlar, kitaplar, ansiklopediler var da, bunlardaki hatıraları okuyarak hayal kurabiliyoruz.

    iyi hafta sonlarınız olsun, sevgili okuyucular.