şükela:  tümü | bugün
  • küresel imparatorluğa hizmet eden hükümet,banka ve şirketlere verilen isim.
    john perkins'in confessions of an economic hit man kitabında da geçen corporatocracy ifadesine karşılık geliyor.

    "şirketokrasi bir komplo değil.üyeleri ortak değerleri ve hedefleri destekliyorlar.şirketokrasinin en önemli işlevlerinden biri de sistemi sürdürmek ve devamlı gelişmesini sağlamaktır.
    ....................................
    bir şeyler satın almanın hepimizin toplumsal görevi olduğuna, dünyayı yağmalamanın ekonomi için iyi olduğuna bizleri ikna etmek için hiçbir fırsat kaçırılmıyor"(confessions of an economic hit man)
  • buyuk sirketlerin devlet yonetiminde baskin hale gelmesini anlatmak icin kullanilan bir kavramdir. iki temeli vardir, birincisi bu tur uber zengin sirketler belirli adaylara secim zamanlarinda yatirim yaparlar. o aday secildiginde de, bu sirketlerin cikarlari dogrultusunda davranmak zorunda kalir.
    bir diger temel de, genelde devletin ust kademelerinden emekli olan yoneticilerin donup bu buyuk sirketlerde calismasidir. dolayisiyla devlet ve bu sirketler arasinda, diger sirketlerin ulasamadigi bir transfer politikasi olusur.
    en ciddi orneklerine amerika'da rastlanan ve uzerine cok konusulan konulardan bir tanesidir. ozellikle bush ve kabinesindeki bakanlarin, burokratlarin oz gecmislerine bakilinca olayin boyutlari daha da iyi anlasilir.
    cogu savunma, silah ve petrol sirketleri ile ya devlette calismadan once ya da devletten sonra icice haldedir. kimisinin devlet gorevinin hem oncesinde hem de sonrasinda devasa sirketlere danismanlik yaptigi, onlar icin calistigi da bilinen bir gercektir. kimisi devlette gorev almadan once imf, wto, dunya bankasi gibi kurumlarda calismis; sonra devlet gorevine secilmis, sonra da devasa bir sirkete yonetici, hissedar, ceo gibi etiketlerle transfer olmustur.
    butun bu baglantilarin bir ag olusturdugunu, cok da fazla olmayan sayidaki ailenin bircok uyesinin devlet, sirket, uluslararasi orgut ucgeninde donup dolastigi dusunuldugunde bu kavramin neden onemli oldugu da anlasilir.
  • (bkz: cyberpunk) (bkz: shadworun)
  • darbecilikten daha tehlikelidir... çünkü big brother bizi izleyecek ve 1984'teki distopyanın gerçekleşmesine yakın sonuçlar yaratacaktır...

    bunu türkiye'de yapmaya başlayan holdingler ve gruplar da mevcuttur... sansür ile başlamıştır... daha da ileri gidebilecektir... (türkiye için tek bir şirket veya grup da değildir... en az 3-4 grup düşünebiliyorum yönetim heveslisi)
  • (bkz: imf)
    (bkz: fed)
    (bkz: wto)
    (bkz: world bank)
    (bkz: jp morgan chase)
    (bkz: exxon)

    -(bkz: clear channel)
  • bir nevi yeni dünya düzeni ve tarihi yapılandıran yönetim / güç sistemi.

    geçmişten günümüze nasıl işlediğini olayın içinde bizzat aktör olmuş birinin ağzından dinleyerek öğrenebiliriz;

    http://www.facebook.com/photo.php?v=467265077569

    detayları biraz izleyince ülkemizde bazı şeylerin corporatocracy sayesinde nasıl şekillendiği hakkında fikir yürütmekte pek zorlanmıyorsunuz.
  • türkiye'nin de yönetim biçimidir. yalnız mevcut iktidarla filan değil, çook öncelerinden beri sürmektedir bu dönüşüm. son 12 yılda da nirvanaya ulaştı tabi altyapı, limanlar ve telekom gibi şirketlerin de özelleştirilmesiyle, yabancılara satılmasıyla. sadece ve sadece şirketlerin güçlü, haklı ve söz sahibi olduğu; çalışanların/bireylerin değerli olmadığı, kar getirmediği, pek bir hakkının olmadığı ve sömürüldüğü düzenin adıdır. mottosu "ya şirket olacaksın ya da yok olacaksın" olabilir. bu düzendeki bütün kurumların amacı sadece ve sadece serbest piyasada yer alan şirketlere hizmet etmektir. çok büyüttüğümüz üniversitelerin, boğaziçilerin, odtülerin bile amacı budur. iktisat okuyan kardeşimiz çıkar bu "başarılı" okullardan ve bir audit/denetim şirketine girer. gece gündüz kavramını unutur. ama sorsan beyaz yakalıdır. mühendis arkadaşımız 1500 liraya anca bir iş bulur. 2 yıl çalışmadan kovulur. ya sermayen olacak kendin şirketleşeceksin binbir belayla, ya da şirketlere boyun eğeceksin. devletin rolü de bu sistemde şirketlerin gelişip büyümesine uygun bir ortam sağlamaktır anca. vatandaşım haksız yere çalıştırıyor, sağlıksız çalışıyor filan gibi şeylerle uğraşmaz bile, çünkü bunlar para/kar/profit getirmez hiç kimseye. 700.000 usd lik saatleri vatandaş takmaz yetkililere, şirket sahipleri takarlar. bakınız soma maden kazası, bkz hayvani mesai saatleri, bkz bakanın gerekirse 18 saat çalışıcaz demesi, bkz şirket patronu ağaoğlu'nun ilgili bakanın skandal açıklamasıyla aynı paraleldeki açıklamaları...işte bunlar hep şirketokrasi.
  • john perkins; 4'lü kitap serisinde klişeleşmiş kapitalizm isminin yerine artık bu ismin kullanıldığını veya kullanılması gerektiğini belirtir
    beyin yakan komplo teorilerinin artık beyin yakmasına gerek kalmamıştır bu abimizin kitapları ile.herşeyin nasıl geliştiğini,iliğimize kadar sömürüldüğümüz dönem itibariyle sistemin nasıl geliştiğini 1960 lardan başlayarak anlatır.
    ülkemizle şirketokrasi ilişkisini ise kolombiya,ekvador,panama,ırak ve arabistanın yıllar önce başlarına gelenlerleri anlatarak gayet anlaşılır kılmıştır.
    ülkemizde özal döneminden itibaren başlayan 2002 den beri ivmelenen sürecin nasıl geliştiğini,başkanlık sistemi ile perçinlendiğini,asıl amacın ne olduğunu içim yana yana okudum.
    başınıza gelecekleri okuyun,okutun
  • ne fütüristik cyberpunk senaryolarından ibarettir ne de antidotu devlettir.

    1600'lerde şirketokrasi vardı. vereenigde oostindische compagnie kendi kazancı ile satın aldığı silahlarla donattığı bir askeri gücü kullanmakta serbestti. jan pieterszoon coen ismini googlelarsanız adamın iki ünvanı olduğunu görürsünüz: voc genel valisi ve voc subayı.

    bu adamların problemi çalışanlarına az maaş vermekten çok daha fazlasıydı: istediklerini esir alıyorlar, istediklerini öldürüyorlardı. kâr hırsı ile yapılan tüm o katliamlar devletin yokluğunda değil, devlet ile anlaşmalı olarak gerçekleştirildi. çünkü o çağda öyle önemli bir ticareti yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadan yapılmasına göz yummak büyük cesaretti, uzun yolculukta dandik gemiler bir korsan saldırısında telef olup gidebilir ve yapılan tüm yatırımlar da okyanusun dibini boylayabilirdi. binaenaleyh hollandalı eyalet temsilcileri lahey'deki meclislerinde bu işi güçlü bir tekelleşmenin ellerine emanet etmeyi bizzat kendileri makul buldular. bu o dönemdeki tek şirketokrasi örneği değildi, muadilleri diğer avrupa ülkelerinde mevcuttu.

    bugün insanlar şirketokrasiyi "fütüristik bir senaryo" olarak görmeye devam ederlerken, john perkins dünyayı nasıl dolandırdıklarını pek güzel açıklıyor:

    "işimiz, petrol gibi göze çarpan kaynaklara sahip ülkeleri tespit edip dünya bankası'ndan ya da kardeş örgütlerinden bu ülkelere büyük krediler düzenlemekti."

    perkins'in sözünü ettiği bu sistemin nasıl işleyebildiğinin bir özeti şu:

    altyapı projeleri diye insanlar bilinçli olarak ödemeyecekleri borçların altına sokuluyor. millette elektrik için para verecek durum yokken elektrik santralleri inşa ediyorlar, otoyol kullanabilecek insanların olmadığı yerlere otoyol yapıp, karşılığını alamayınca istedikleri kaynakları sömürmek için gereken meşru zemini inşa etmiş oluyorlar.

    peki hangi devlet, hangi hukuk sistemi, hangi uluslararası denetleyici bu eylemleri yargılıyor?

    özellikle geri kalmış ülkelerde devlet yöneticileri kendi kısa vadeli çıkarları için halklarının fakirleştirilmesine bizzat göz yumuyor. rantçılığın ve yozlaşmanın bir arada tavan yaptığı ülkelerde olaya "hükumet ayrı, devlet ayrı" şeklinde bakılmasının, devletin şirketokrasinin önünde bir engel olacağının düşünülmesinin mümkün olması, "şirketokrasi = cyberpunk" klişesi, ne yazık ki insanların içinde yaşadıkları dünyanın gerçeklerine ne denli yabancılaştıklarının göstergesidir. mevcut sistem bilhassa orta doğu coğrafyası özelinde militarizasyon ile barış içinde işlerken bu nosyondan ısrarla gelecekte gerçekleşebilecek olan nahoş bir olasılıkmış gibi söz edilmesi belâhettir.

    * * *
    ps: belki de çıtalar çok yüksek. artık milleti umbrella corporation'dan, zombi istilasından aşağısı kurtarmıyor. somalili korsanların kaptanını rehin aldığı bir geminin güvertesinde duran adamların captain phillips esprileri yapması kadar abes olan durumlara belki de bu yüzden her gün tanık oluyoruz. gemili bilal bunu beğendi.