şükela:  tümü | bugün
  • gönül istiyorki mehmet ali erbil filmlerine gidip sayfalarca onların ne kadar kötü filmler olduğunu anlatmaya çalışacağımıza sis ve gece'yi izlesek.
  • bu kitabın kahramanı hayatında bir tane bile ahmet ümit romanı okumuş olsaydı, kitabın yarısına gelmeden kayıp kızın nerede olduğunu bulurdu.
  • ilyas salman'ın masumiyet'te haluk bilginer'in efsane monologundan beri sinema tarihindeki en güzel monologlarından birine imza attığı film. kendisini ciddiye almayanların kısa rolünde filme damgasını vuran performansını seyretmelerini öneririm.

    bunun dışında filmle ilgili söyleyebileceklerim: bazı dialoglar çok uzun tutulmuş kitapda güzel duracak bu konuşmalar filmde ne yazık ki sıkıcı oluyor. sevişme sahneleri de çokca ve gereksiz, filmin çözülme bölümü hızlı ve karakter karşılaşmaları çok es geçiliyor. ayrıca yönetmen bir filmi nasıl çekmemek gerektiğinin de dersini vermiş. örneğin flashback kullanımında ne yapacağını bilememiş zaman zaman sadece anlatırken zaman zaman göstererek ilerliyor birini tercih edip hep öyle gitse daha vurucu olurdu.

    herşeye rağmen seyredin seyrettirin sırf oyunculuklar ve senaryo için bile değer.
  • ahmet umitin en iyi kitabi.
    polisiye tarzda surekliyici bi hikaye, sosyolojik bir bakıs açısı, gercekci bir anlatım, tarafsız gozden turk istihbaratı, süpriz final.
    daha ne olsun.
  • turk yonetmenlerin cameo'ya dehsetle merak saldiklarinin gostergesi olan film..

    --- spoiler ---
    barda'da bes adet yonetmenimiz***** gozukmustu.. 2 super film birden'de de murat seker vardi.. sis ve gece'de de turgut yasalar gozukuyor, ciftlik evinin kapisini acip kapayan gorevli olarak.. bir de yetmezmis gibi, ilyas salman'in canlandirdigi cuma'yi sorgularlarken yazar ahmet umit ve beynelmilel'in yonetmenlerinden sirri sureyya onder gozukuyor.. hayret.. hayret.. hayret..
    --- spoiler ---
  • ahmet umit kendini kanitlamis, polisiye romanlar konusunda gercekten guzel ornekler veren birisi. sis ve gece ahmet umit'in polisiye dalindaki su ana kadar yazdiklari icinde guzel yere sahip kitaplardan birisi. romanda bol bol diyalog ve takip ettigimiz karakterin kafasinin icinden gecenler var, ruyalar var.

    kitabi okudugunuz anda zaten bundan cok guzel bir film cikar diye aklinizdan geciyor. ahmet umit'in benzer kitaplarindan da guzel filmler cikartilabilir zaten, potansiyelleri gayet yuksek.

    kitabin en guzel yanlarindan birisi sadece tek noktaya takili kalmadan olay orgusunu cok farkli yerlerden guzel gelistirebilmesi ve finalden evvel doruga cikan merak ve huzun duygusuydu.

    bu kitabin filmlestirildigini duymak turk sinemasi adina guzel bir haberdi benim acimdan. zira kitabin gercekten cok buyuk bir potansiyeli vardi. senaryoya donusturulmesi de gayet kolay olacak bir kitapti.

    kitap uyarlamalarinin en buyuk risklerinden birisi kitabin altinda kalabilecek is cikartmaktan geciyor. soyle ki sayet kitaba tamamen bagli kalirsaniz bir sey katmamakla suclanabilirsiniz, buyuk olmasa da degisiklikler yaparsaniz kitabin hayranlari tarafindan kitabin ozunu bozmakla suclanip yumurta yagmuruna tutulabilirsiniz.

    turgut yasalar kitaba bagli kalmayi secmis. filmlestirme sirasinda olmasi gereken degisiklikler disina cikmamaya ozen gostermis. bu bakimdan bir kesimce taslanmasi normal olabilir, fakat goruntuleri ve olay orgusunu gayet yetkin sekilde birlestirebilmis. kurgu sirasinda filmin suresini kisaltabilmek adina bazi sahnelerden feragat ettiklerine de eminim, belki o feragat edilen sahnelerden bazilari durabilirmis. sonucta sure olarak biraz daha uzutma sanslari var.

    filmin en dikkat cekici yanlarindan birisi oyunculari. o kadar cok onemli oyuncu var ki filmde. cok unlu degiller belki kimilerine gore ama cogu tiyatro ve sinemaya cok seyler vermis insanlardan olusuyor kadro. oyunculuk olarak ise ortalamanin ustunde bir seyir var. cok iyi performanslar olsa da genel olarak hikaye tek kisi uzerinden yurumesi diger karakterlerin one cikmasi zaten hali hazirda coklastiriyor. basroldeki ugur polat gayet uygun bir sedat karakteri canlandirmis. ilyas salman roman'i okumus olanlarin kafalarinda canlandirdiklari karakterle cok guzel uyusuyor. guzel de oynuyor.

    filmin teknik acidan cok fazla bir sorunu yok, tam tersi guzel bir birliktelik mevcut. gayet yetkin bir is cikmis ortaya genel manada. ses ve muzik gayet guzel. sahne gecisleri hayali dunyalara gecerken gayet hos. rahatsiz edici en ufak bir nokta yok.

    --- spoiler ---

    kitapta sedat'in kafasindan gecenlerden yola cikarak paranoyakliginin ve koseye sikismisliginin, kendisiyle olan savasin emarelerini toplarken filmde ic ses yerine genel olarak karakterin yani ugur polat'in oyunculuk gucune basvurulmus. yer yer basarili olsa da bazen kafi gelmemis bu secim. bunun farkinda tahminim yonetmen ve farkli sekillerde bu hisleri yasatmaya calismis. ic ses olmadan anlatim yapabilmek oyuncuya bagli olsa da muzik ve kamera acisi da bunda onemlidir. bu bakimdan sadece ugur polat degil yonetmende bir miktar eksik kalmis hissi doguyor insana. hastane sahnesindeki ic sesli anlatim gayet basariliydi belki biraz daha arttirilabilirmis bu. cunku roman'in en onemli seylerinden birisi sedat'in psikolojik durumunun seyri. tercih meselesi demekle yetinmek gerekiyor belki de.

    isbu tercih filmin mukemmelligini engelleyen bir unsur olarak ortaya cikiyor.

    --- spoiler ---

    eli yuzu duzgun son donem turk filmlerinden birisi. kitabi okumayanlara cok guzel bir 2 saat yasatmamasi icin hicbir neden yok, kitabi okuyanlara da benzer duygular yasatmasi kitabi tekrar okuma istegi dogurmasi muhtemel. 2. yonetmenlik denemesi olmasina ragmen turgut yasalar'i bu yetkin isinden dolayi kutlamak gerek.
  • belki filme marjinal bir konu ama bahsetmeden edemeyeceğim.

    filmin başındaki yargısız infazı takip eden günlerde infaz kurbanlarından birinin ağabeyi çıkıp "bu bir yargısız infazdır, kardeşimin elinde silah yoktu, sorumlular bulunsun" türü bir açıklama yapıyor bu da televizyonda haber oluyor.

    memlekette ne zaman nerede bir yargısız infaz kurbanının ailesinin sesi duyuldu ki? türk televizyonları ya da gazeteleri ne zaman "teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren teröristler"in dışında bir şey söyledi ki yargısız infazlar hakkında. keşke filmdeki gibi olsaydı, televizyonlar görmezden gelmeselerdi, arkasından soruşturmalar açılsaydı...

    bir de (bkz: nuit et brouillard)
  • 10 dk kadar önce kantinde ağzımda güzel bi çay tadıyla bitirdiğim roman. türk usulu yazıldığı için belki de -teşkilatlar, örgütler, göz altında işkenceler, solcular, devrimciler- epey tanıdık epey yakın. ben de mi bi problem var yoksa yazarın oyununa gelip sonuna dek bu oyunu götürmek işime mi geliyor bilmem ama ağzı açık bırakan bir son. çok ince bi zeka ürünü değil belki yani romanın orta yerinde en olmadık insanlar ahlak, erdem, vatan millet sakarya düz gidebiliyo uzun uzun vatan sağolsun edebiyatı parçalayabiliyo, suçlular katiller beyefendi ağzıyla konuşabiliyo, en zor zamanlarda düzgün, başı sonu belli cümleler kurulabiliyo ve bu durum can sıkabiliyo. yine de ilk romandır deniyo ve bir -aslında daha çok- şans daha veriliyo.
  • üslubunu çok beğendiğim ama gerektiği kadar komplike olmadığını düşündüğüm bir ahmet ümit romanı. 4 ayrı yayın evi (cem yayınları, can yayınları, doğan kitapçılık ve om yayınevi) tarafından basılmıştır.
  • hangi baskısıydı hatırlamıyorum ama önsözünde kitabın sonu yazıyordu. büyük bir keyifle okumuştum o yüzden.

    --- spoiler ---
    mine'nin buzdolabından çıkacağını öğrenince, kitabı okurken beni böyle bir sonuca vardıracak ipucu arayıp durmuştum sürekli, bulamamıştım vesselam. polisiye hikayelerde okuyucuyu ters köşeye yatırmak güzel bir hareket olabilir ama hikayenin başından beri hiç gösterilmemiş başka bir kaleye golü atmak o kadar da güzel olmuyor bence. okuyucuya verilen ipuçları ve ihtimaller dahilinde bir sonuç çıkmalı ortaya diye düşünüyorum. böylesi, korku dolu bir filmin sonunda baş karakterin aniden uyanıp, "ohh be rüya görmüşüm." demesi gibi sanki.
    --- spoiler ---