şükela:  tümü | bugün
  • -"hayat aslında yaşamaya değmeyecek kadar
    saçmadır, ancak bununla birlikte yaşamak gerekir."

    -"yaşamak hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerden birincisi de alışkanlıktır. isteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir."
  • kafkaokur dergisinin bir ayında çok güzel özetlediği bir söylenidir.
  • albert camus'un diğer kitaplarından çok daha ağır bir dili var, sanırım tahsin yücel'in parmağı var bunda. tamam dil bilimcisin ama bunu da insan okuyacak be kardeşim, acilen başka biri tarafından çevrilmeye ihtiyacı var.
  • özellikle - daha ne olabilirdikici - dostlarıma, tahsin yücel ‘in ağır diline rağmen okumalarını önerdiğim hayatın anlamını sorgulatan, albert camus ‘un 160 sayfalık bir denemesinden çok daha fazlası.sizce de hayat zor ama yaşamaya değer mi ? yaşamanın beyhudeliğine inandınız ve sonun artık geldiğini düşündünüz, ne yaşadığınızın önemi yok, bir sinek bile böyle hissetirebilir belki.yani yaşamdan herkesin bir beklentisi var, yaşamı anlamlandırmaya değerlendirmeye çalışırken çoğumuz düşmüşüzdür. albert camusiçinse bu durum, dünyanın en saçma şeyi.bir anlam aradınız yaşamak için ama bulamadınız o kadar tükendiniz çünki, artık sağlıklı akıllı düşünememeye başladınız. bu durumdan çıkmak için başka uğraşlar edindiniz olmadı dine sarılmayı denediniz.yaşamanın anlamını bütün dinler size anlatabilir, anlattığı gibi verebilirde. yaşam mı ölüm mü ? (bkz: varoluşçuluk) hal böyleyken,

    “hayat bir şey değildir, itina ile yaşayınız.” diyerek başkaldırıyor üstat.

    peki kim bu sisyphos (sisifos) ? mitolojide sisyphus (sisifos) için#29853856

    tanrılar tarafından cezalandırılan bir ölümlü.suçu neydi de cezalandırıldı derseniz o kısmı geçiyorum, suç suçtur.sisifosun cezası, bir dağın tepesine koca bir kayayı taşımak. ama tepe tepe değil ne zaman tepeye kayayı taşısa, kaya tekrar aşağı yuvarlanır. bu bir kısır döngüye dönüşür.(bkz: absürdizm)tanrılar için böylesine umutsuzluğa itecek, onu çaresiz bırakacak, tüketecek başka bir ceza olamazdı. sisifos ne yaptı derseniz, kendi kaderiyle yüzleşti ve kendini kurtuluşa erdirdi.

    hepimiz bir kez bile olsa yaşama yenik düşmüş, sistemin kölesi olmuş, çalışan-patron-emekçi-kapitalist-aşık-hayalperest kategorilerinin en az birinde olan insanlarız.yaşam bir andır, o da şu andır.yaşamın içinde birer mahkumuz, büyük acılarımız, yavaş yavaş yiten umutlarımızla.mücadeleye devam ederken bir yandan da koca kayayı dağın zirvesine çıkarmaya, yaşadığımız saçmalığa bir anlam kazandırmaya çalışıyoruz. hepimiz sisifosuz! hepimiz uyumsuzuz!

    albert camus, “tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. sisyphos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir“ diyor.

    her ne olursa olsun, asıl sorun kendi varlığımızsa veya kendimizin kendimize uzaklığıysa bile yaşamı yenmek durumundayız.camusun ana fikri bana göre bu.kader bellidir, ama irade içinde bulunulan durum için her zaman bir çıkış yolu bulabilir.intihar acizlik ve çaresizlikten başka hiçbir şey değildir.

    “kimi gerçekleri benimsedikten sonra, onlardan bir daha kopamaz insan.”

    “kişiyi çalıştıran ve çırpındıran her şey umuttan yararlanır.”

    “düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır.”

    “derin duygular da büyük yapıtlar gibi, bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taşır her zaman.”

    “bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın tüm düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır.”

    “ yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda ölme nedenidir de.”

    “umuttan yoksun olmak, umudu kesmek değildir. “

    “böylece ölümden üç sonuç çıkarıyorum;başkaldırışım, özgürlüğüm ve tutkum.”
  • albert camus kitabı. tanışmamızın bir hikâyesi var. (yine bir hikâye. anlatmak için mi yaşıyordum ben de gabriel garcia marquez'in söylediği gibi?*)

    sene 2010. haziran ayı. okul bitmek üzereydi; ama yapmamız gereken ödevler/projeler vardı hâlâ. bir proje tesliminden sonra arkadaşımla tartıştık ve ben dünya yıkılmışçasına mutsuz oldum. toydum daha. bazı meseleleri gözümde büyütecek ve müthiş canım acıyacak kadar toydum. (sanki şimdi değilmişim gibi, peh.) bir yandan gözyaşlarıma engel olamazken bir yandan da fakülteden çıkmış yürüyordum. karşımdan gelen birisi tarafından durduruldum. baktım yüzüne. "ben bu insanı tanıyorum." diye düşündüm; "ama o beni tanımıyor." durdurdu beni. neden ağladığımı sordu. konuştuk. hayatın anlamsızlığı üzerine bir şeyler söyledim diye hatırlıyorum. yaşadığım son bir olay değildi mesele. mesele, hayatı yaşama biçimimdi. insanların içinde kendimi yabancı hissetmemdi mesele. ıssız olmamdı ve bu ıssızlığı bir türlü atamamamdı. tabii, o zamanlar bunların o kadar da farkında değildim ve kendimi o kadar da iyi ifade edemiyordum. kelimeleri bir araya getirmekte cesaretli değildim. cesaretli olduğum başka konular vardı belki; ama kelimeler ağzımdan çıkarken korkuyordum. "ya yanlış konuşursam ve benimle dalga geçerlerse?" düşüncesiyle o kadar çok susmuştum ki kendimi ifade etmek pek becerebildiğim bir şey olamamıştı yıllarca. ama yine de bir şeyler konuşmuştum ve o gün oradan bir şekilde ayrılmıştık bu karşılaştığım kişiyle. işte o gün, o zamandan bu zamana "bir şekilde" hayatımda olan hocamla böylece tanışmış olduk, "taşlı yol" karşılaşmasında. gece yarısı uykumdan uyanıp ona upuzun bir e-posta yazdım. ertesi gün bana geri döndü. (o kadar işinin gücünün arasında bana geri dönmüş, düşünebiliyor musunuz?) o e-postada albert camus'nün sisifos söyleni'nden bahsetmiş. kafamdaki sorulara orada cevap bulabileceğimi söylemiş. bunun üzerine kitabı merak ettim. kütüphaneye baktım ve türkçesi o an için bir başkasının üzerinde olduğu için ben de ingilizcesini aldım. basit bir kitap değildi. benim kafam da yerinde değildi. kitabın tamamını okuduğum halde kitabı anlamadığımı ve kitaba dair pek bir şey hatırlamadığımı hatırlıyorum.

    aradan yıllar geçti. 2016'yı 2017'ye bağlayan yıl hayattan en çok kopmak istediğim yıldı. pek çok insanın 27sinde intihar etmesi bir rastlantı mıydı? o vakitler yaşamak için hiçbir güçlü nedenim yokken ve dibe batmışken aklımdan bunu geçiriyordum, ben de, diğerleri gibi. aklıma yeniden sisifos söyleni geldi. bu kez türkçesini okumaya çalışmalıydım. kitabı edindim. "bana bir cevap versin." diye yalvarıyordum resmen; ama yaşamanın çok anlamsız olduğunu ifade eden kısımlardan etkileniyordum. "ee, öyle çünkü." diyordum. kitabı çok iyi anlayabildiğimden de değildi; ama bazı cümleleri cımbızla seçer gibi bir halim vardı.

    "[...] yaşamın yaşanmaya değmediği düşüncesine vardıkları için ölen nice insanlar görüyorum." (s. 21-22) demişti mesela.

    ya da,

    "bir intiharın pek çok nedeni vardır, genel olarak da en çok göze çarpanları en etkenleri olmamıştır. [...] gazeteler sık sık 'gizli kederlerden' ya da 'iyileşmez hastalıklardan' söz eder. geçerlidir bu açıklamalar. ama o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir. suçludur o. çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir." (s. 23). [benzer bir durumdan, tersi ve yüzü'ndeki öyküde de bahsetmişti: "sonra, bir akşam, hiç: bir zamanlar çok sevdiği bir dostuna rastlar. dostu biraz dalgın konuşur onunla. evine dönünce, adam kendini öldürür. sonra gizli dertlerden, bilinmeyen dramdan söz edilir. hayır. ille de bir neden gerekirse, dostu kendisiyle dalgın konuştuğu için öldürmüştür adam kendini. böyle işte, dünyanın derin anlamını duyar gibi olduğum her seferde, onun basitliği şaşırttı hep beni." (s. 56)]

    ya da,

    "kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir. [...] yalnızca 'çabalamaya değmez' demektir kendini öldürmek. yaşamak, hiçbir zaman kolay değildir kuşkusuz. birçok nedenlerden dolayı yaşamın buyurduklarını yapar dururuz, bu nedenlerin birincisi de alışkanlıktır. isteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir derin neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimsenmiş olmasını gerektirir." (s. 23-24)

    "yaşam yaşanmaya değmediği için insan kendisini öldürür." (s. 26) ya da "yaşamak uyumsuzu yaşatmaktır." (s. 67) gibi nokta atışları yapıyor, benim benzer görüşlerimi de su yüzüne çıkarıyordu. okuduğumuz kadarıyla, kitabı nazmie ile tartışmıştık. kitap hakkında olumsuz şeyler söylemişti, niyesini anlamamıştım. aradan yıllar geçtikten sonra, daha yenice itiraf etti kasıtlı olarak kitabı olumsuz eleştirdiğini. "çünkü sen öyle bir ruh halindeydin, ben de öyle söylemek zorundaydım." dedi.

    o vakitler, kitabın tamamını okuyamamıştım. yine zaman oldu. o zamanlara göre daha iyi olduğum bir zamanda (2018 yazı) kitabı yeniden okumaya karar verdim ve bu kez baştan sona okuyabildim. onca okuma çabası, onca yaşanmışlık ve çeşitli düşünceler olduğu halde kitabı hâlâ iyi anlayabildiğimi ve sindirebildiğimi düşünmüyorum. camus'nün sorguladığı bazı meseleleri ben de onunla beraber sorguladım. "isteyerek ölmeli mi, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeli?" (s. 34) diye sormuştu, ben de sordum. "ne için umut etmeli?" diye de sordum bunun üstüne. bütün bunların yanında, kitapta beni en çok etkileyen söze de vurgu yapmak isterim:

    "önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle yaşamak." (s. 54)

    camus'nün, rahip galiani'den alıntıladığı bu söz, kafamdaki bütün karmaşaya cevap verir nitelikteydi. bazen, içimde büyüyen karmaşayı çözemiyordum. onunla yaşamak bana zor geliyordu. bazen, düşüncelerim beni boğuyordu ve kapana sıkışmış hissediyordum. ama belki de, onlardan kurtulma çabasına bir son vermek gerekiyordu. var olanı kabul etmek gerekiyordu. sözlük yazarlarından birisi "ancak camus, intiharın değil yaşamaya çalışmanın bir başkaldırı olduğunu savunur." demiş. onun bu düşüncesinin de bu alıntıyla ilintili olduğunu düşünüyorum. dertlerle yaşamak bir başkaldırı olabilir mi dersiniz? belki de derde derman bulmaktır mesele. daha yenice kitabı karıştırırken, kitabın sonlarına doğru bir alıntıya gözüm ilişti. camus, friedrich nietzsche'den alıntı yapmış: "sanat ve yalnız sanat," der nietzsche, "gerçeğin elinden ölmemizi önleyecek bir şey varsa, o da sanattır." (s. 111) arthur schopenhauer da benzer şeyleri söylememiş miydi? (schopenhauer'a göre bu dünyanın karanlık zindanındaki mahpusluğumuzdan anlık olarak kurtulabilmemizin bir yolu vardır, bu yol sanattan geçmektedir. bize azap çektiren iradenin işkencesi, resimde, heykelde, şiirde, dramada ve hepsinden önce de müzikte gevşer ve ansızın kendimizi varoluşumuzun işkencesinden kurtulmuş buluruz.*)

    nietzsche alıntısı üzerine, "yaratmak, iki kez yaşamaktır." (s. 112) demiş camus de. ölüme başkaldırı da böyle bir şeydi belki de. üretmenin, yaratmanın, sanatın böyle bir gücü vardı ve ben bunu biliyordum. "bana iyi gelen bir şeyler olsun. yaşamak için güç versin." dediğimde, schopenhauer'un, nietzsche'nin ya da camus'nün sözlerini hatırlamam gerekiyordu.

    son olarak, pindaros. camus, bu sözle başlamıştı; ama ben bu sözle bitirmek istiyorum:

    "ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak."

    "tüketmek" beni tam anlamıyla ifade eden bir kelime olmasa da "olanakların tadına bak, tadını çıkar, kıymetini bil ve olanaklarını dönüştür." gibi gibi düşünmek mümkün olabilir. çünkü yaratmak. çünkü sanat. çünkü her şeye rağmen kayayı tepeye yuvarlayarak çıkarmak olmasa da belki de kayayı şekillendirmek. çok mu ütopik? belki de değildir.

    ekleme: pindaros hedesi.
  • "gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

    "yaşama nedeni denilen şey aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de."

    albert camus, ikinci dünya savaşı yıllarında yayımladığı sisifos söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları ele alır, hayatın yaşamaya değip değmediği sorusunu felsefenin temel sorusu olarak görür ve bu soruya cevap vermeye çalışır.
    kitaba da adını veren sisifos hikayesi ise şöyledir: olimpos tanrıları, zeus’un isteği üzerine kral sisifos’u cezalandırmaya karar verirler. cezası, koca bir kayayı yüksek bir tepenin zirvesine kadar çıkartarak yerine oturtmaktır. sisifos, sırtı ile dayanarak ve bazen de kolları ve de bacakları ile kayayı kucaklayarak büyük kayayı akşama doğru epey emek sarf ederek sonunda tepeye çıkarır. tam tepenin oyuğuna yerleştirecektir ki, kaya yeniden aşağıya yuvarlanır. bu işlem her gün defalarca sürer gider. sisifos her seferinde koca kayayı tepeye çıkarmaya çalışır. sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. çünkü artık kendisinin varoluş nedeninin bu çabası olduğunu kabullenmiştir. "tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir." der camus söyleninde. sisifos, camus'un dediği gibi tanrıların cezasına yüzündeki hafif ama anlamlı gülümsemeyle karşılık verir.
  • ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. öylesine onemsiz olan bu us, işte beni tüm evrenin karşıtı yapan bu.
  • bir kitap bölümüne verilebilecek en mükemmel ismin verildiği kitaptır.
    -uyumsuz duvarlar-
  • ilk 15 sayfasında, altı çizilip alıntılanacak 23 cümle bulduğum bir kitap. ki bunlar benim alımlayabildiklerim. birçok tümceyi de muhakkak ki kavrayamadım ve ikinci okuyuşumda onları da kavrayacağımı umuyorum.

    işte ilk 15 sayfadan bir alıntı örneği: "çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de) düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum."

    ve sonrasında daha yaklaşık 140 sayfa vardır. kim bilir daha neler çıkacaktır. okuyup görmelisiniz. bir başyapıt zira... benden bu kadar.
  • uyumsuzun ve uyumsuzluğun kitabı.

    tamamladığınızda hayatınızda kocaman bir uyumsuzluk olacak. artık bu boşluklar içinde boşluk açan dipsiz kuyuda ne yapacağınıza siz karar verin.