şükela:  tümü | bugün soru sor
  • imkansızdır. zaten devrimi gerekli kılan da bu imkansızlıktır. eğer imkansız olmasaydı, kendimiz gibi düşünen üç beş arkadaş (veya binlercesi) kendimize bir adacık kurar orada mutlu mesut ve bahtiyar bir hayat sürdürebilirdik. devrime de gerek kalmazdı. adaya gelmek isteyene kapı her daim açık olurdu. lakin sömürünün dışında bir denklem kurmak bu kadar basit değil. var olan kapitalist sömürü ilişkilerinin içine atılan her adımda o sistemle karşılaşmak ve onun dayatttığı davranış biçimlerini ortaya koymak zorunluluğu doğuyor. bu yüzden topyekün devrimi rafa kaldıran postmodern teorilere pek itibar etmiyorum şahsen.
  • söylem olarak iddia edildiği sanılsa da, uygulamada mutlaka içinde bulundugun sistem dahilinde bulunuştur. sistem dışı bir hayat sürdügünü iddia edebilirken bile , o sistemin içinden bir parça olarak o konumdasındır, sistem buna imkan verdigi için boyle düşünebiliyorsundur. hatta murathan mungan bu durumun şarkısını bile yazmıstır. ya içindesindir çemberin yada dışında yer alacaksın. içinde olupda dışında yaşadıgını iddia edemezsin, lay lay loy..
  • (bkz: troçkist)
  • yazının üstünde adidas reklamı, önünde sayfayı kaplayan beymen reklamı olduğu sürece, bu yazıda anlatılanlar yoktur, sadece teoride umutları vardır.
  • dönme dolaba binip ben dönmüyorum demek gibi bişeydir. evet sen dönmüyorsun, koltuğunda sabit oturuyorsun ama sistem seni döndürüyor. bu da onun gibi bişey işte.
  • bir raddeye kadar imkanlıdır, o radden sonrası da yürek ister. özellikle bireysel bazda... sistem ve kültür karşısında, hem davranışsal olarak hem de tüketim-üretim bazında uyumsuz olunabilir. basit görünen ikili ilişkilerimiz toplumsal boyutlara ulaşıyor ve evrensel boyutlara kadar etki ediyor. buna izin verilmeyebilir. ayrı yeten tüketim ve benliğini pazarlama kültürü karşısında (fikirsel, sanatsal veya bilimsel bazda) üretici, azla yetinen ve zihinsel olarak niteliğe ulaşmış bir birey olunabilir. o zaman tek başınıza bir ordu gibi hareket etmeye ve her el sıkıştığınız insanda iz bırakmaya başlarsınız. bu da gelecek üzerinde bir kıvılcımdır.

    bir başkaldırıyı, kalabalık eşliğinde avazın çıktığı kadar bağırarak yaptığında; sistemin dışında yaşamış olmuyorsun. bunların hepsi zihinsel mastürbasyon. hangi kitlesel devrim gerçek kurtuluşu verecek? bu kurtuluş kimin olacak? hangi partinin tüzüğündeki devrim bu? hangi kitlenin yaşam kültürünün oligarşisi? iktidar manivelasını ele almak ile binanın duvarının rengini değiştirip aidatları düşürmek arasında bir fark yok. (en azından günümüzde) değişmesi gereken kültürdür. ''toplumsal kültürü değiştirecek olan devrimdir'' denilecekse, bu kültürel değişim hangi kadroyla sağlanacak? diye sorarım. bir doktrine bağlı yaşayan, başkanlarının köşe yazılarını takip edip yalnızca kitlesel şuurla var olabilen, güncele saplanıp kalmış, hareket mekanizması bürokrasinin pençesine düşmüş, içi ajan kaynayan, sürekli değişim gösteren bir düşmana karşı sürekli yerinde sayan, belediyeden meydana yürüyen kadro mu?

    yeni ve derinlikli bir başkaldırı ve birliktelik modeli yaratamadığımız sürece her şey boş.
  • hegel in tabiri ile yabancılaşmanın yabancılaşması olan durum