şükela:  tümü | bugün
  • efendim, teorinin hiçbir yerine oturmadığı gerekçesiyle özneye siktiri çeken niklas luhmann teorisidir. luhmann’a göre asıl mevzu iletişimdir (bkz: communication). iletişim iletişime eklemlenir. eğer bir iletişim eklemlenme özürlüyse ona iletişim demeye bin şahit gerekir. eklemlenemediği yerde iletişim biter. iletişimin bittiği yer eklemlenemediği yerdir, falan. öznenin olmadığı bu teoride bir de sistemler var, efeem. sistemler, başka sistemlerin varolageldikleri bir çevre tarafından kuşatılmış durumdalar. nitekim, bunlara sistem diyebilmemizin bir nedeni de bu çevre. yani, nasıl desem, (bkz: difference). velhasıl, sistem teorisinin yaptığı şey, sistem oluşturan iletişimler’in ele alınması olarak özetlenebilir. değil mi, sebastian?

    peki, bu luhmann sistem teorisini götünden mi uydurdu? elbette, hayır. teorinin çıkış noktalarından biri, biyolog ludwig von bertalanffy’nin otuzlu yıllarda temelini attığı genel sistem torisi. bir diğeri de, biyolojide kullanılan sistem çözümlemelerini model alan talcott parsonn’un yapısal-işlevsel toplumsal sistemler teorisi (bkz: oeh). bu teori, tıpkı zamanının biyologlarının yaptığı gibi, tek tek parçaları ve bunlardan oluşan bütünü değil, parçalar arasındaki ilişkileri ve bunların da sistem olarak bütün ile aralarındaki işlevsel bağıntıları ele aldığı için „işlevsel“ olarak adlandırılır.

    sistem teorisinin insanların gözünde şimşekler çaktırmasıysa bir paradigma değişikliğine dayanır ki, öyle böyle değildir. bu paradigma değişikliği, yine biyolojiden aşırma bir kavram olan autopoiesis’in sistem teorisine zuhur etmesidir. asıl failleri ise şilili francisco j. varela ve umberto maturana’dır. autopoiesis için „kendi kendini husule getirme“ denebilir, kasılırsa. autopoeietik sistemler hem kendi kendini oluşturan hem de kendi kendini yeniden üreten sistemler olarak bilinir, ki, bu da sistemin self reference olması demektir. sistem teorisinin yaptığı da, toplumu, kendini sürekli yeniden üreten autopoietik self refrence bir sistem olarak ele alıp, parça-yapı-işlev üçlüsü yerine çevre-sistem-difference üçlüsü üzerinden çözümlemeye çalışmaktır ve aslında kendisi bir teori değil süper teori, yani teorinin teorisidir. anlat anlat bitmez, değil mi, sebo?
  • bunu toplumsal yapıyı anlamada kullanan spencer'a göre evrimde varlıkların belirsiz, tutarsız bir homojenlik halinden belirli ve tutarlı bir heterojenliğe doğru evrimleştiği gibi toplum evriminde de bu yasa geçerlidir.
  • sosyoloji, psikoloji, siyasal bilimler, kamu yönetimi, işletme ve sosyal sorunlar gibi birçok alanda kullanılan bir teoridir. ülkemizde toplumun çalışma prensiplerini açıklamaya çalışanlar içerisinde en fazla bilinen sosyal teorilerden bir tanesidir. özellikle sosyal destek kurum ve kuruluşlarında bilinçli veya bilinçsiz bu anlayış ve bu teoremin prensipleri doğrultusunda bir çalışma anlayışı oluşturulmuştur.

    bu teorinin toplumlara uyarlanmasını kabataslak olarak şu şekilde açıklayabiliriz;

    toplumu oluşturan her bir parça (bireyler, aileler,gruplar vs.) bir çarka benzetilmiş, bu çarkların hepsinin birbirleriyle etkileşim halinde olduğu varsayılmıştır. yani çarklardan herhangi bir tanesinin fonksiyonunu kaybetmesi halinde bu çarkların bir bölümünün de bu durumdan olumsuz yönde etkileneceği düşünülmüştür. kusursuz bir toplum ütopyası hedefleyen sistem teorisine göre tüm çarkların sağlıklı bir şekilde fonksiyonlarını yerine getirmeleri gerekmektedir.

    her neyse vermiş olduğum bu genel bilgi akabinde izninizle kendi eyyorlamalarıma geçmek istiyorum;

    sistem teorisi açık şekilde şu an varolan toplumlara cuk diye uyarlanabilmektedir. adından da anlaşılacağı gibi sistemin kendi kendisini korumasını sağlayacak en verimli sosyal yaklaşımdır. iktidar ve güç sahiplerini temsil eden koskocaman, ağır ve dönmek için hiçbir çaba veya enerji üretmeyen yalnızca boş bir delikte asılı duran bir çark düşünün ve onun etrafında dönmeye çalışan birlerce büyükten küçüğe doğru başka çarklar mekanizması. işte bu mekanizmanın en son halkası olan en küçük çarkların en fazla enerji sarfetmesi gereken çarklar olduğunu ön görebilirsiniz. işte bu küçük çarkların ve bazende orta boyutlu çarkların bazı dişlilerini kaybetmeleri pek fazla sorun teşkil etmez sistemin geneli için, ama bazen dişlerinin yarısı kırılır ve artık fonksiyonlarını yerine getiremeyecek hale gelirler. dişlerinin yarısını kaybeden en küçük çarklar önemsenmez, onların zamanla paslanıp yokolmalarına göz yumulur; nasıl olsa onların fonksiyonlarını yerine getirebilecek güçte orta ölçekli çarklar mevcuttur. ama sistemin genelinin çalışmasını tehdit edecek bir çarkın dişlerini kaybetmesi halinde sistemin kullanabileceği son bir kozu vardır; bu çarklara yeni bir tane diş eklemek (sosyal yardımlar, krediler, destek primleri vs.) ve o çarkın yerine yeni bir çark gelene kadar sistemi idare etmesini sağlamak.

    işte bu noktada radikal yaklaşımların devreye girmesi taraftarıyım. yani dişlerini kaybetmiş bir çark ile karşılaşan uygulayıcının bu yok olması için bir kenara bırakılmış/bırakılmaküzereolan çarka sistemin genel çalışma prensibi ve tüm sistemin yalnızca kocaman, büyük ve hiçbir işe yaramayan çarkı döndürebilmek için varolduğu açıklanmalı kullanabileceği son dişlisi verilirken yanında birde bilgiden çomak verilmelidir. elbette ki tek bir çomağın çarklar arasında yok olup gideceği ve hiçbir işe yaramayacağı apaçık ortadadır. ama bir gün doğru zaman gelecek ve sistemin çarklarına binlerce çomak sokulacaktır. işte o zaman insanlar birer çark olmadıklarını ve kendi başlarına da kendi enerjilerini üretebileceklerini anlayacaklardır.

    zamanında çomağını sistemin tam kalbine sokarak bir şekilde sistemin dışında da yaşanabilineceğini keşfetmiş istisnai insanlara büyük saygı duyuyorum. ve ben; elbette sistemin bir çarkı olarak dönmeye devam ediyorum, ama arka cebimde bir çomak var ve doğru zamanı sabırsızlıkla bekliyorum.
  • olaylari veya olgulari bir sistem olarak ele alan teori.