şükela:  tümü | bugün soru sor
  • anarşist bir tavırdır. var olan sistemin düzgün işlemediği anlarda daha çok kendisini gösterir.
  • ergenliğin kızıl çiçeklerinin bünyede açmaya başlaması ile beraber kafada uyanmaya başlayan isyan tomurcuklarından birisidir.
    sık sık birayla sulanmış muhabbetlere, karşı cinsle girilen sohbet şenliklerine ve ailevi tartışmalara meze olur.

    söz konusu fikrin tek var oluş yolu bu değildir elbette ancak öncelikle karakterin belli bir eşik değerine çıkması ve bilincin dayatılan gerçeklerin ötesini görebilecek hale gelmesi gerekir. sisteme karşı çıkmak demek sistemi görebilmek olmalıdır.

    (bkz: guy fawkes)
  • "sisteme karşı çıkmak"tan öte bir amaç gütmüyorsa, nazarımda osuruk kadar kıymeti yoktur.
    ki genelde sadece o kadardır.
    (bkz: biz her şeye karşıyız)
  • sisteme karşı çıkmak, sanılanın aksine sistemin ortaya koyduğu düzene ve kurallara uymamak değil uymaktır. çünkü sistem çoğunluğun kurallara uymasına muhtaç olduğu gibi azınlığın da kurallara uymamasına muhtaçtır. zaten kurallara uyan çoğunluğunda bütün kurallara uyması beklenmez, kuralların amacı belli bir düzen yaratarak çoğunluğun tahmin edilebilir ve dolayısıyla yönlendirilebilir olmasını sağlamaktır. bu düzeninin devam etmesi çoğunluğun kurallara uyması için sistemin gerekli olması ve sistemin dışında kalan şeylerin korkutucu olması gereklidir. sistemin dışında kalan şeyler aslında sistemin vazgeçilmez bir parçası olan kurallara uymayan azınlık olarak çoğunluğa tanıtılır. bu azınlık çoğunluk için bir tehdit oluşturur ve çoğunluk bu tehditten korunmak için sisteme gerek duyar. ama bu küçük azınlık kurallara uysa ne olur ortada tehdit unsuru kalmaz. bu durumda sistemin denetimi ve varlığı işlevsiz olduğundan güç ellerini sistemden çeker ve çoğunluğa tutunur. sistem kendini korumak için yalancı bir azınlık toplayıp bir tehdit oluşturmaya çalışsa da azınlık o kadar da az olmadığından yeterince kişi bulamaz, yeterince kişi bulsa da kişiler sisteme sadık olmadığından sistem kendini kurtaramaz. sonuçta güç çoğunluğun elinde olduğundan sistemin çoğunluğa hizmet etmesi gerekir ki bu sistemin sistem olmaktan çıkması demektir. sistem eskiden tehdit unsuru olarak gördüğü azınlığın azınlığının kafasına vurmuştur, ama bu sefer çoğunluğun kafasına vurması gerekir. boğulmakta olan sistemin son çırpınışları bir nevi intihar girişimine dönüşür. çoğunluk ayaklanır, sisteme karşı çıkar. sistem ölür.
  • sistemi yaratan güçler yatağa girdikten sonra, gün batımının hemen ardından, biraz felsefe, tarih ve edebiyat gerektiren üçgen sonrasında, yapılabilen direniştir.
  • çok ağır bedellere katlanmayı gerektirir. üstelik siz bu bedellere hak eden etmeyen diye ayrım yapmadan kalkışırsınız, yalnız kalırsınız çoğunlukla. kimse götünü kaldırıp rahatını bozmaz güvenliğini tehlikeye atarak size destek olmaz. tarih buna rağmen sistme karşı çıkan insanları altın harflerle yazmıştır. gün gelir ölüsünü bile yok etmek isterler kafalardan silmek unutturmak isterler bu insanları, çünkü korkaktır onlar fikirlerden fikirlerin gücünden korkarlar. bir bikir bir örnek sitemin karşısında bin silahlıdan daha güçlüdür çünkü.

    bu insanları tek tek yazmak isterdim ama buraya sisteme karşı çıkıp ağır bedeller birisini yazmak istedim sadece. diğerlerinin ismini vermemem saygısızlık olarak düşünülmesin.

    (bkz: maria santos gorrostieta)

    http://dunya.milliyet.com.tr/…2/1633235/default.htm
  • bu sekliyle var oldugu surece insanin dogasina karsi olana gosterdigi tepki olarak var olmaya devam edecek dogal bir reaksiyon.
  • sistemi besleyen sizin tuketim agina ne kadar katildiginizdir ve sistem icin tukettiginiz kadar varsinizdir. gercekten neye ihtiyaci oldugunu bilen insan sistem icin uyanik insandir ve buyuk tehlikedir. ote yandan tum isteklerini ihtiyaci zanneden kisi sistem icin bicilmis kaftandir. cunku ne o doymak bilecektir, ne de sistem...
  • ben üniversite eğitimi görmüş ve çalışan biri olarak defalarca düşünüyorum bunu. sisteme karşı çıkmak ne demek ve nasıl yapılır. belki bir nebze, aklımı dış etkenlerin tahakkümünden kurtararak ( aptalca hırslardan uzak olmak, sadece özgürlüğe kavuşmak için para kazanmak, gösteriş için harcamamak, nefsine hakim olmak, önceden planlanmış günlerde uyku düzenini bozmak, televizyon izlememek, yemek yapmak, alet edevatla uğraşmak, ev işleri gibi işe yarar basit günlük işleri önemsemek, zihinsel olarak morali hep belli bir düzeyin üstünde tutmak, kitap okumak ve bol bol düşünmek ) kısmen yapıyorum, ama bu eylem alışkanlığının etki alanı sadece beni etkiliyor, insanları değil.

    bir yandan da asgari ücretle çalışanından beyaz yakalı plaza hayvanlarına kadar insanların sisteme nasıl karşı çıkabileceğini düşünüyorum, yani bu insanların ortak noktası ne. fakir biri, ekonomik bir tahakkümün altındayken ortasınıf boş vaktini bomboş geçirerek ve boş sınıfsal ritüellerle parasını boşa harcayarak, zengin biri de zenginliğe has hastalıklarla sistemin kölesi haline gelmiştir. yani durumlarından bağımsız olarak madden ya da manen, ya da her iki şekilde hürriyetsizdirler.

    düşünüyorum, yaptığım işin topluma katmadeğeri ne. yani falanca firmaya filanca yazılım satıyorsun ve para kazanıyorsun, misal reklam diyelim, reklamı etkin kılan bir sistem yazdığında bunun fiziksel olarak hiçbir katkısı yok. o reklamlardan para kazananlar, çalışanlarına daha iyi maaş vermiyor, daha çok ve yoğun sömürüyor. o halde bu topluma bırak faydayı, zararlı bir üretim.

    toplum da kendine fayda sağlamayı bilmiyor, toplum dediğimiz sensin, benim, mahallende "ne yüz göz olacağım lan bunla" dediğin insanlar, komşuların, esnaf, sokaktaki çocuklar, iş arkadaşların, herkes. yani günlük yaşam, senin benim yani bu toplumun eylem alanıdır, etki alanıdır. eğer sen bunların değerini önemsiz görüyorsan, başta zaten boşuna sisteme karşı çıkıyorsun, çünkü sen sistemin sibopusun.

    o halde sisteme karşı çıkmak demek, bizzat kendi basit çevrende, kendi toplumunda, yani kendi etki/eylem alanında bir şeyleri, alışkanlıkları değiştirmek demek. iş yerinde sabah akşam ne konuşuyorsan, dostlarınla buluştuğunda ne yapıyorsan, karınla paylaştığın şeylere kadar her şey, senin eylemin, varoluşundur. sen oralarda sisteme karşı çıkamıyorsan nerede karşı çıkacaksın. bir siyasi partiye üye olarak mı bir şeyleri değiştireceksin, bu baştan sistemin yozlaşmış ve etkisiz olduğunu, ve sadece ekonomik olarak güçlü olan partilerin 'seçilmişler' ve 'yozlaşmışlar' sınıfına dönüşmesini destekleyen bir yapı, bununla bir yere varamazsın ki. bu insanlaı hür kılmaz, özgür kılmaz, parlamanter demokrasi, toplumsal bilinç olmadan bir hiçtir, çünkü geribeslemesiz bir sistemdir toplum bilinçli olmadığı sürece. bu bilinç, en gelişmiş toplumlarda sistemin farklı enstrümanları tarafından yokedilir (bkz: yaşam tarzı), geri kalmış toplumlarda farklı enstrümanlar tarafından egale edilir (bkz: din) (bkz: çaresizlik) (bkz: umutsuzluk)

    mesela şunu düşünüyorum, herkes mahalli bir şekilde örgütlense, ve her insan mahallesi için sadece 1 saat çalışsa, o mahallenin kendi işini yapması, gereksiz depresyonlar içinde koşturan ve kendini konumlandıramayan şehir insanları için bir eylemdir. diyelim kaldırımlara taş dizilecek, herkes, sınıfı vasfı farketmeksizin herkes o taşları 1 saat dizmek için sırayla çalışsa, hepimizin maaşından %30 kesilerek ve ek olarak aldığımız her şeyden kesilen kdv'lerle ödenen paralar, yandaş firmalara yok yere verilen ihalelerle gitmeyecek. bu bile bir eylemdir, eylem dediğin böyle bir şeydir zaten.

    ya da şunu düşünelim, her gün bir saat bir çocuğa eğitim versen, özel okullarda sırf ingilizce öğrenip hiçbir işe yaramayan bir sınıfa dönüşen onca çocuğun ailesinden alınan para (devlet bunu sağlamalıydı, devletin görevi bu çünkü), sende kalacak. sen belki onu ihtiyacı olan başkalarına pay edeceksin. yapacağın şey, mahalledeki insanlarla örgütlenip her gün 1 saat etüt yapmak, çok mu zor?

    bu örgütler çoğaltılabilir, örgütlenme de bilgiyle olur. bilgi birikiminin, ne nasıl yapılır bilgisinin (bkz: know-how) aktarılmasıyla kendini işe yarar hisseder insanlar. şurada acı acı kıvranan onca depresif insana birer kişi eğer kendini işe yarar hissettirecek ve insanlarla etkileşime girmesini sağlayacak bir örgütlenme olanağı sunsaydı (siyasetten bağımsız ama doğası gereki politik bir şeydir bu), o zaman emin olun o insan kendini daha iyi hissederdi. insanlarla gireceği etkileşim ona dostu da, arkadaşı da, sevgiliyi de getirirdi. bunun yerine aynı adam , aynı kadın, internette yani bir çöplüğe dönüşmüş ve yozlaşmış bir mediumda, sanal medyada sadece boşa vakit harcıyor. insanların çoğunun da vakti var hani, survivor izlediği sürede beyninden giden fosforlar, böyle faydalı bir işe emek harcadığında beyninden giden fosfor aynı olacak ki, sadece birinde kendisine insanlara faydalı olarak faydalı olmuş olacak. dizilerle beyni yıkanmış, yaşamadığı şeylerin abartılı bir yansımasıyla hislerini uyarmak zorunda kalacak kadar yalnızlaşmış bu insanların böyle bir amaçla örgütlenmesi, her şeyin başında onları daha fazla gerçek insan, insan yapacak.

    işte sisteme karşı çıkmak ancak böyle olabilir. yakınındakini tanımak, ona ulaşmak, onla konuşmak, etkileşmek zorundasın, yoksa hayat her zaman uzaklarda olur ve sen birilerinin sana (seni senden bağımsız kılarak tutsak etmek için) hazır verilmiş seçenekleri seçme çaresizliğiyle bu yarışta kaybeden binlerce insandan biri olursun.

    bakış açısnı değiştirmek gerek, değişim dışarıda değil, sende bende, günlük yaşamda ve o harika değerli zamanda bitiyor.