şükela:  tümü | bugün
  • bir bayan ismi
  • yıldız anlamına gelen kelime...
  • (bkz: kisve)
  • (bkz: star) o zaman..
  • dişi sitar. *
  • kabe nin üzerindeki siyah örtü

    (bkz: kısve) olarak da bilinir
  • ayşe ersoy'un albüme de adını veren güzel şarkısı. kıyıda köşede kalmış güzel şarkılardan biridir.

    sözlerini de yazayım tam olsun

    yar gibiydi,
    elleri kar gibiydi,
    dudağı kor gibiydi,
    sözleri yaz gibi.

    kim bilir hangi yerde,
    sevdiği vardı ki,
    böyle susar dilleri,
    dalıp gider gözleri.

    sessiz derinden sevdi,
    gün görmeden soldu sitare.
    gururunu yerlere serdi,
    kan ağlarken güldü sitare.

    bağrına taşları bastı,
    feleği bir pula sattı,
    gönüller kırmadı sitare
  • dilaver cebeci'nin ünlü şiiri:

    sitare

    nerden çıktın böyle karşıma sitâre
    efsaneler dökülüyor gülüşlerinden
    kirpiklerin yüreğime batıyor
    telaşlı bir kalabalığın ortasında
    ayaküstü konuşuyoruz
    nedim'im nigehbân nergisleri gibi
    üstümüzde bütün nazarlar
    çok utanıyorum sitare
    dün oturup hesap ettim
    sen doğduğun zaman
    ben bir askerî mektepte talebeymişim.
    sen bilmezsin sitare
    burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih
    geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
    her akşam dokuzda yat borusu çalardı
    yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
    bir derin uykuyaatardım kendimi
    siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
    ben de onu alır anamın düşlerine kaçardım
    bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    yoksa dudakların mı anlıyamıyorum
    seninle konuşurken sitare
    aklıma yıldlzlar dökülüyor
    bir çaresiz zühre oluyorsun babil caddelerinde
    ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
    binlerce meşalenin aydınlığı kımıldıyor saçlarında
    gökyüzü salkım salkım
    zigguratlar tıklım tıklım
    dönüp dolaşıp dudaklanna takılıyor aklım
    ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    kimi gün inatçı yosunlar gibi
    kepez diplerine yapışan aklım
    gözlerine baktığım zaman sitare
    bütün çöllere ay doğuyor
    yoldaş ediyorum kendime
    imrül kays'ı antere'yi a'şa'yı,
    en kuytu vahalan dolaşıyorum
    hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş sitare
    çadırla su arasında bir cılga var,
    o cılgada narin ayak izlerin var
    durgun suya düşüp kalmış gözlerin var
    bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    yoksa dudaklann mı anlıyamıyorum
    bazan sapsan bir benizle geliyorsun
    huysuz çizgileri alnında uykusuzluğun
    biliyorum içinde bir sızı var
    bıçak ağzı gibi ince bir sızı var
    bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    züheyr'in suad'ı gibi keremsiz kılan
    kuzeyden güneye, güneyden kuzeye
    hey gidip geliyorum bu çöllerde
    kureyş'in heybetli ve inatçı develeri
    hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    geviş getiriyorlar ufuklara bakarak
    ben kaçıp yesrib'e sığınıyorum
    yesrib bahane bir kitaba sığınıyorum
    dağda, ovada, bâdiyede okuduğum hep elif
    elif diyorum sitâre, sineme elif çekiyorum
    ''ah minel aşkı ve halâtihi...''
    çok eski bir gerçektir bu biliyorum
    bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    yoksa dudaklann mı anlıyamıyorum
    sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
    ve ikimiz de ıslanıyoruz
    ben ne yağmurlar gördüm sitare
    ben kaç kere iliklerime kadar ıslandım
    bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
    ben göğü hep kurşun bir kubbe gibi ağır
    o şehirde sınlsıklam gezerdim
    bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
    tapınaklar insanları safra gibi atardı
    sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
    birgün bu §ehrin kirli yağmurlan alıp götürdü beni
    gidip bir uygur çadırında göğü dinledim
    kara bulutlar kükrerken bir kaşgar sabahında
    oturup aprunçur tigin ile seni konuştuk
    bakışlarımı sunuyorum tereddütsüz alıyorsun
    gizli bir tebessümle çağırıyorum geliyorsun
    kaşı karam gözü karam saçı karam
    umay gibi yumuşak huylum
    nerden çıktın karşıma böyle
    sesin ılık bir bahar güneşi gibi
    iğıl ığıl akıyor içime
    asyanın bozkırlannda ordular düşüyor peşime
    yığılıp kalmışım bu anadolu toprağına sitare
    adam akıllı yorulmuşum
    ellerin böyle olmamalıydı ellerine acıyorum
    ve kim bilir kaç yıldan beri kalbimi öğütlüyorum
    durup durup ıssız yerlerde
    güçlü ol ey kalbim güçlü ol!
    daha çok işimiz var diyorum
    bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    yoksa dudakların mı anlıyamıyorum.
  • kuzguncukta, bahcesi huzur dolu, dunya guzeli minik bir cafe.