şükela:  tümü | bugün
  • genelleme her ne kadar yanlış olsada aksi de tartışılamaz konunun nedenidir. mesela bir tıp fakültesinde sağ-sol davası, kürt-ülkücü kapışması, 1 mayıs kavgaları duyuyor muyuz, mühendislikte var mı veya mimarlıkta. var ama nadir. en kötüsü sayısal fakülteler siyasi çatışmalar ile özdeşleşemiyor mesela.

    ama sözel fakülteler diyince insanın aklına direkt parkalı slogan atan öğrenciler falan geliyor.

    belki de matematik ve fizik etkilidir.
  • sözel fakülte ne lan?
    sosyal bilimler vardır, doğa bilimleri vardır. sayısallık dediğini birçok sosyal bilim de kullanabilir. sözelliği de aynen doğa bilimleri de kullanır. şu sayısalı sözeli aşın artık.

    siyasi tartışmaların sosyal bilimlerde yaygın olmasının sebebini de idrak edemiyorsan diyecek söz yok.
  • biraz daha düşün bakalım.
  • sayısal bölümlerin kol gibi vize, finalleri, devam zorunluluğu, öğrenecek binbir konu olması, sürekli yenilenmesi ve bilgi birikimi yüzünden her sene öğrenilmesi gereken bir sürü yeni konuya sahip olması;
    buna rağmen sözel bölümdeki derslerin ağırlıklı olarak devam gerektirmemesi, çoğu konunun son 100-1000 yıldır değişmemesi, okuyarak öğrenildiği için vize haftası oturup çalışmanın yeterli olduğu sözel bölümlerde gençlerin çok fazla boş vakte sahip olup bu vakitlerini daha da boş işlerle doldurmaya çalışmaları yüzündendir.
    bunun yanında ülkemizdeki eğitimde sayısal disiplin ile sözel disiplin arasında dağlar kadar fark vardır. sayısal bölüm derslerinde sürekli bir soruna çözüm arama, verilerin doğruluğunu kontrol etme, soru sorma, sorgulama ön plandadır.
    sözel bölüm derslerinde ise yazılı metnin kabulü ön plandadır.
    bu eğitim tarzı kişinin dünya görüşünü ve yaşam tarzını da etkiler. durum böyle olunca siyasi yapılanmalar (sağ, sol, feminist, popülist vs... sonunda -izm taşıyan tüm oluşumlar) propagandaları için genelde en zayıf halkayı tercih ediyor. bu da tahmin edeceğiniz üzere sözel bölümler, ağırlıkla dtcf oluyor.
  • sözel ağırlıklılarda da belli bölümler bu konuda başı çeker. mesela hukuk, sosyoloji, siyasal bilimler vs. zaten bu bölümleri o tipler özellikle seçerler. kafalarındaki en öncelikli şeye, en yakın olan bölümler olduğu içindir bu.

    bir de fazla ideolojik olanlar vardır. ki, bunlar en tehlikelileridir. sözel dediğin bölümlerin başını hukuk çeker. çünkü bunlar hukuk okuyup, ideolojilerini bir üst segmentte, yani kanunun açıklarında yürütmeyi, bayrakla gezmeyi hayal ederler.
    mesela tıp fakültelerine çok girerler. çünkü doktor olmak önemlidir. hayat kurtaran kişi ilahlaşır. ilahlaşırken ideolojisini de pazarlayacağını düşünür. bu daha bir hesap kitap işidir. tıp veya hukuka girmek değil, ideolojini pazarlamak için bu bölümlere girmekten bahsediyorum. nasıl bir hırstır bilinmez.

    mesela benim de bir ideolojim var. marjinal değil, gayet sıradan. ama siyasi içerikler ilgi alanım. bu nedenle küresel siyaset ve uluslararası ilişkiler gibi bir başlık ilgimi çekti. o ayrı konu.

    hukukta ideoloji kovalayanlara özellikle dikkat etmek lazım. holiganlığa koşarlar. bir nevi yobazlıktır. yobazlık sadece tarikatlara gönül vermekle olmuyor.
  • iletişim okudum biz de olmazdı ama edebiyatta çok olurdu. benim girdiğim sene iflahlarını kesip turnike getirdiler çok şükür çıt çıkmadı bir daha.
  • hayatımda duyduğum en saçma tespitlerde ilk 5’e girer. odtü ve hacettepe tarihini biraz okumanızı öneririm.
  • neden sosyal bilimlerde siyasal çatışmalar daha çok oluyor diye soruyor arkadaş.
    dostum bak git bir sosyal bilimciye "ben neden böyle salak saçma sorular soruyorum" de açıklasin sana.

    kendi bulunduğun yeri sürekli kutsallastirma çabası aslında ulusal bir sorunumuz. adam sivaslidir dünyanın en güzel yeri sivastir, adam fenerbahçe'lidir en büyük fenerbahçe'dir, adam sayısalcidir en büyük adamlar sayisalcilardir.
  • doğruluk payı olan önermedir. dinen, siyaseten zıt görüşlü olduğumuz arkadaşlarla mimarlık/mühendislik fakültesi kantininde oturabiliyorduk. ancak kampüsün içinde farklı yerlerde siyasi içerikli standlar açmış iletişim fakülteliler görüyorduk. zannedersem pi'nin esas ölçüsünün bulunmasını tartışmak bizim için daha cazip geliyordu.
  • 90'ları bilmeyen, 80'leri yaşamamış yazar önermesi.