şükela:  tümü | bugün
  • sabahattin ali'nin içimizdeki şeytan adlı romanının seksen üçüncü sayfasında başlayıp seksen beşinci sayfasında* bitirdiği şahane konuşma, tirat, monolog ne derseniz.

    "size fena şeyler söyleyebilir miyim?.. sizi sevdiğimi, deli gibi, ölecek gibi sevdiğimi söylemek fena bir şey mi? şaşırmayın...ihtimal kulaklarınız böyle sözlere alışık değil... fakat yalnız kulaklarınız… kendinize itiraf etmeseniz bile, ruhunuzun bu sözlerime yabancı olmadığını tasdik edeceksiniz… bakın, bağırmıyorsunuz… yanımdan kaçmıyorsunuz… yüzünüz nefret ifade etmiyor… beni anlıyorsunuz!.. sonuna kadar, en küçük noktasına, en gizli köşesine kadar ruhumu görüyorsunuz ve bunlar size yabancı gelmiyor… değil mi? sizden cevap istediğim yok… beni sadece dinlemenizi istiyorum. daha dün gördüğünüz ve toptan iki saat bile konuşmadığınız bir insanı dinlemenizi isterken ne yaptığımın farkındayım… fakat bir ses bana mütemadiyen doğru yaptığımı fısıldıyor. hayatımda hiçbir zaman bu kadar açık olmamıştım. buna cesaret edememiştim. halbuki şimdi bütün mevcudiyetimi gözlerimi kapatarak size teslim edecek kadar büyük bir emniyet duyuyorum ve alay edeceğinizden, reddeceğinizden korkmadan konuşuyorum. bu emniyet, bu kanaat bana sizi ilk gördüğüm andan itibaren geldi. demin ne demiştim: vapurda yanınıza gelirken orada teyzemin oturduğunun farkında bile değildim. sizi görmüş, sonra başka hiçbir şey görmez olmuştum. sizi tanımıyordum, buna rağmen büyük bir emniyetle o kalabalığın içinde yanınıza kadar geldim. size hitap etmek üzereydim, teyzem söze karıştı. bunları anlatmaya bile lüzum yok. zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup anlatmak arzusuyla yandığım bir tek şey: o da sizi sevdiğim. bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? kainatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi?.. bu öyle bir kelime ki, doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. sizi seviyorum... başka ne söyleyeyim? siz de cevap vermeye kalkmayın. bir insanın bütün varlığı ile karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları, hülasa her şeyi ile size teslim olması, size iltihak etmesi (katılması) ne muazzam bir şeydir! bunu tamamıyla anladığınızı biliyorum. bunun karşısında lakayt kalamayacağınızı da biliyorum. hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz. dünyanın bu en harikulade hadisesi karşısında kimse hareket ihtiyarına (davranış özgürlüğüne) malik değildir. buna hakkı yoktur. nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekan içinde bir yer işgal etmekten vazgeçmeye kuvvetimiz yoksa, bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur. sizi seviyorum...hem nasıl seviyorum yarabbi.. şu anda bir tarafımı kesseniz acı duymam. sizin için herhangi bir şeyi yapmak istediğim zaman beni durduracak kuvvet tasavvur etmiyorum. ölüm bile buna muktedir değildir. bakın, etrafımızdan bir sürü insanlar geçiyor, birçoğu dönüp dönüp bize bakıyorlar, daha doğrusu bana bakıyorlar. hangisini isterseniz yakalar ve öldürürüm. o buna karşı koymak istese bile, bunun bir aşk için lüzumlu olduğunu öğrenince gevşeyecek, mukavemeti kırılacaktır. bakın, nasıl siz de aynı benim gibi sarsılıyorsunuz. hayatınızda böyle bir şeyin ilk defa olduğu muhakkak, söyleyin bana, içinizde hiç yabancılık var mı? bütün bunlar sizin için malum şeyler değil miymiş? yalnız bu anda kafanızda bir örtü açılıyor ve ruhunuzun en zengin tarafları önünüze seriliyor. hiç yanılmadan biliyorum ki, siz de benim gibi şu anda bozuk kaldırımlar üzerinde yürümekte değilsiniz. siz de vücudunuzun elli veya altmış kilo ağırlığından kurtularak ilerliyorsunuz... bakın, beyazıt’a gelmişiz... nasıl? ne kadar zamanda? bunları bilmiyoruz. zamanın olduğu yerde kaldığını ve bizi huşu içinde dinlediğini fark etmiyor musunuz?.. elinizi bana verin... nabzınız benimki kadar, belki daha hızlı atıyor. bileğinizin terleri elimi yakıyor. güzel göğsünüzün altındaki mini mini kalbinizi görüyorum. şu anda yok oluversek herhangi bir teessür duyar mısınız? hayattan ayrılmayı istemeyiz, çünkü tatmin edilmemiş birçok arzularımız vardır. fakat şu anda hiçbir istek bizi bir yere bağlamıyor. ruhlarımızın dopdolu olduğunu hissetmiyor musunuz?.. bileğiniz insanı çıldırtan bir teslimiyetle parmaklarımın arasında duruyor. bütün ince dallardaki yapraklar gibi titriyor. bana bu anı yaşattığınız için size minnettarım. hayata, tesadüfe, beni dünyaya getirenlere, herkese, her şeye minnettarım. artık evinize geldik. ben girmeyeceğim. sizi tekrar görünceye kadar bu anları kafamda yaşatmaya çalışacağım. ne yapacağımı bilmiyorum. belki şehrin dışına çıkarak sabaha kadar koşar ve şafakla beraber buraya gelirim, belki de burada, duvarın dibinde oturur ve sizden etrafa yayılan havayı yakından koklamak isterim.bana hiçbir şey söylemeden içeri girin.sizin yanınızda bulunduğum her dakika beni baş döndürücü bir süratle daha büyük bir saadete doğru götürüyor...artık korkuyorum. saadetin bizi korkutacak kadar çok ve kesif olması nedir bilir misiniz? şimdi şuracığa düşmekten korkuyorum. içimde biriken hislerin birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum. allahaısmarladık. yarın sabah sizi tekrar gelip alacağım... allahaısmarladık..."