şükela:  tümü | bugün
  • özel bir görüntüleme şekli vardır ve omurgadaki eğrilik, gelişim, ilerleme röntgen üzerinden hesaplanır.

    skolyoz ile tanışmamız ve sonrasında gerek doktorlarla gerekse kendi içimizde yaşadıklarımız hayli zordu. neden bunca zamandır yazmadım bilmiyorum ancak bu cümleleri, muhakkak çok da eksik kalacak, bir gün kendisinin veya bir yakınının skolyoz olduğunu duyan birilerinin okuması, cesur ve bilinçli olması ve bizim çok geç farkına vardığımız bazı gerçekler için o kadar geç kalmaması için kuracağım. tıp o kadar ilerledi ki, son derece basit çözümler atlanabiliyor.

    ben beş skolyoz hastası tanıdım.

    birisi erkek kardeşimdi. ilk farkettiğimizde henüz 13 yaşındaydı ve 11 derece eğim vardı ki bu hiçbir şey, zira kimsenin omurgası dümdüz değildir. bu yüzden erken teşhis sayılıyordu ve altı ayda bir röntgen çekilerek ilerleme takip edilecekti. ilk dönemler sorun yok gibiydi, doktorlar başta yüzme olmak üzere spor yapmayı öneriyordu ve biz yaz kış yüzüyorduk kardeşimle. sebebi tespit edemedikçe genetik diyorlardı, halbuki üç yaşında deniz kenarında çekilen fotoğrafında omurgası oldukça sağlıklı görünüyordu. iki sene sonunda eğim 36 dereceyi bulmuştu. önüne geçememiştik. bu raddeden sonra omurga batın bölgesindeki organlara baskı yapmaya başlıyordu. ve dayanılmaz bel ağrıları yaşamaya başladı. ameliyat seçeneğimiz vardı. ameliyat omurgayı oluşturan içinden sinir sistemi geçen omurların tek tek düzeltilmesi ve çivilerle sabitlenmesi demekti, zordu ve riskliydi. 40-45 dereceye kadar doktorlar da bu seçeneğe karşı çıkıyordu.

    sürekli kremler, masajlar ve korse ile beli rahatlatıyor, ağrıları azaltmaya çalışıyorduk. öte yandan skolyozun nedenini saptayabilmek için binlerce çeşit, moral bozucu hormon araştırmaları yapılıyordu. her defasında senaryolar kurarak sonuç bekliyor, delirme noktasına geliyorduk. ancak hepsi negatif çıktı.

    teşhisin konulduğu sene, evvelden de devam etmekte olan özel sağlık sigortamız vardı. ilk röntgen ve doktor masraflarını ödedikten sonra, yenileme zamanı poliçede skolyozu kapsam dışı bırakarak, bu yolda bizi de yalnız bırakmış oldu. özel sigorta şirketlerinin doktorları da hastalığın genetik yani doğuştan geldiğine hükmetmişlerdi.

    skolyoz üçüncü senesinde 60 derecelere geldi. yalnız şunu belirtmek gerekiyor, omurga örneğin sağa doğru 60 derece eğiliyorsa, sola doğru da 45 derece, "rotoskolyoz" denen bir tepki veriyor ve "s" harfine benzeyen şeklini alıyor. bazı hastalarda kıvrıldığı noktada yukarı doğru şişkinlik, kambur benzeri bir hareket de yapabiliyor. açıkcası 60 dereceden sonrasını ben hatırlamıyorum. kardeşim gözümüzün önünde, onca mücadeleye, doktora, çabaya rağmen dik duramaz hale gelmişti, ağrılar içindeydi ve akciğerleri de baskı ile zarar görmeye başlamıştı.

    artık ameliyattan başka çare kalmadığı belli olduğunda, nerede kimin nasıl yapabileceğini araştırmaya koyulduk. pek çok isim geçtiyse de bu konuda en ağır basan kişi azmi hamzaoğlu idi. ancak ameliyat için gün almak bir yana ona ulaşmak bile çok zordu, ekibiyle aynı anda beş ameliyata girdiği söyleniyordu ve bizim için vakit gittikçe daralıyordu, hastalığın seyir hızına yetişemiyorduk.

    uzatmayalım, bir şekilde ulaştık ve 8 saat süren bir ameliyatın ardından kardeşimi dimdik ayağa kaldırdı. ameliyata girerken alınan filme göre eğim 73 dereceye gelmişti. böyle hızlı ilerlemesi onu ilgi çekici vaka konumuna soktu. ameliyat esnasında kemiklerin müthiş yumuşadığı farkedildi. böylece herşey açığa kavuştu, kalsiyum eksikliği vardı. östromalazi, yani kemik erimesinin genç yaşta görüleni. dıdısının dıdısını araştıran onca doktorun birinin bile aklına kalsiyum araştırmak veya kemik ölçümü istemek gelmemişti. oysa kalbin atmaya devam edebilmek için kalsiyuma ihtiyacı vardı ve takviye gelmediği için parathormon süratle devreye girmiş, kemiklerden kalsiyumu çekip kanla kalbe ulaştırmaya başlamıştı. hayatta kalabilmek için!

    ameliyattan sonra bir sene boyunca kalsiyum takviyesiyle birlikte azmış durumdaki parathormonu normal düzeyine getirmeye uğraştık. şayet bu kadar eğilme yaşanmadan birinin aklına gelmiş olsaydı bunlar yaşanmayacaktı, lakin böyle oldu. o sebepten biri bana "skolyoz" dediğinde ben de ona "kalsiyum" diyorum.

    tanıdığım diğer dört kişiden bahsetmek gerekirse,
    birisi, 50 yaşında, eğim çok az ve herhangi bir ilerleme olmamış, şikayeti de yok, yaşayıp gidiyor.
    ikincisi 40 derece eğimden yüzme ile sıfıra yakına geldi ve tekrarlamadı.
    son ikisi, genç iki kız, onlar da ameliyat oldu ancak herhangi bir eksiklik veya düzensizlik çıkmadı.

    kardeşim, ameliyattan sonra üç ayda toparlanabilecekken bu süre biraz uzadı. ancak şimdi çok iyi. her şey serbest "sadece halter kaldıramazsın" dendi. eh onu da kaldırmasın zaten.

    skolyoz her zaman idiopatik değildir, gayet açık ve net bir sebebi olabilir. tüm araştırmalara, bilgilere, eğitimlere, profesörlere rağmen kendini var eden sebebi saklayabilir ve nasıl bir gelişim göstereceği belirsizdir, kendini yaşatır. ve türkiye'de bu hastalığı yaşayan ve ondan iyileşen çok sayıda insan var.
  • küçüklüğümde, doktor akrabaların gözlem gücü sayesinde bende bulunduğu farkedilmiş hastalıktır.

    ergenlik dönemimde*, gittiğimiz bir ortopedist bana sırt kaslarımı geliştirici birtakım hareketler göstermiş, boy uzamasının hızla gerçekleştiği bu dönemde egzersizin ve yüzmenin faydalı olacağını söylemişti. o zamanlar ameliyat olmak çok zahmetli ve riskliydi: "yüzde 80 felç ya da ölüm riski var" gibi birşeyler söylendiğini hatırlıyorum. zamanla bu hastalığım, hiçbir ağrıya ya da şikayete yol açmadığından unutuldu gitti.

    yıllar sonra* başka bir nedenle dahiliyeye gittiğimde doktor, skolyozumun tehlikeli dereceye gelmiş olabileceğini, bir ortopediste gitmem gerektiğini ve artık skolyoz ameliyatlarının eskisinden daha kolay yapıldığını söyledi. bunun üzerine internetten azmi hamzaoğlu'nu bulduk ve çeşitli tetkiklerden sonra avrupa florence nightingale hastanesi'nde bu ameliyatı oldum. 15-16 yaşında yapıldığında daha iyi sonuç veren skolyoz ameliyatını ben 21 yaşımda olduğumdan biraz tedirgindim.

    operasyon 11 saat sürdü, eğri omurga 2 adet titanyum çubuk arasına sıkıştırılıp düzeltildikten sonra 28 tane vidayla bu çubuklar sabitlendi. 1 gece yoğun bakımda kaldıktan sora ertesi gün ayağa kalkıp yürüdüm. ilk ayağa kalkışım çok korkunçtu, sanki sırtımda 80 kiloluk bir yük taşıyormuş gibi hissetmiştim kendimi ama bu rahatsızlıklar, ağrılar, sızılar zamanla geçip yerini hoşluklara bırakmaya başladı. artık dik oturan*, ne kadar eğilip kalksa da sırtı ağrımayan, arkasına yaslanmadığı halde arkasına yaslanıyormuşçasına rahat olan biinsanım. tabi 28 vidadan sonra ameliyattan önceki kadar esnek değilsem de gayet koşabilir, hoplayıp zıplayabilir, spor yapabilir durumdayım. bana zorluk çıkaran tek şey bazı sandalye ve koltuklarda rahat edememek oldu ama zamanla oturduğum rahatsız koltukların arkasına hırkamı falan koyup onları ortopedik bir hale sokmayı öğrendim ki zaten arkama yaslanmadan da gayet rahat bir şekilde saatlerce oturabiliyorum.

    son olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim: ameliyat olmadan önce internette skolyozla ilgili araştırma yaparken sözlüğün bu başlık altında yazılmış entrylerini defalarca okumuştum ve ameliyat olanların yazdıkları şeyler bana moral olmuştu. belki benim durumumda olan birileri okur diye böyle kapsamlı bir entry gireyim dedim.
  • hayatımın bir bölümünü tek kelimeyle hegamonyası altına almış hastalık.
    öncelikle bu hastalığın ne olduğunu ve neden olduğunu iyi öğrenmelisiniz. bunun bir sebebi insanların bu hastalık hakkında en ufak bir fikirleri dahi yoktur ve skolyozun ne olduğunu belki de yüzlerce kez anlatmak zorunda kalacaksınız. başlıca sebebiyse neden olduğunu sorusunun asıl cevabı ameliyat sırasında ortaya çıkmıştı bende. kemiklerin zayıflığı ve kasların daha güçlü olmasıymış. kasların daha güçlü olması kısmına vurgu yapmak isterim*.
    ancak bir başka skolyoz hastası olan arkadaşımda sebep kemiklerin güçlü, kasların zayıf olmasıydı. onunki benim kadar ilerlemedi neyse ki. bu yüzden hastalığınızın neden olduğundan iyice emin olun efendim sonra benim gibi senelerce uğraşırsınız ve elinizde kalan tek şey ilerleyen eğrilik dereceniz olur.
    10'lu yaşlarımda ilk duydum bu mereti. 10 küsür derece filandı. annem bir konferansta duymuştu uzun boylu çocuklarda skolyoz olabileceğini ve beni kontrol ettirmek istemişti. iyi ki de yapmış bu sayede erken teşhis ettik, tabii bir faydası olmadı. egzersizler, yüzme filan önerdiler bana tabii. bu derecede kalmam için. spor da yapıyordum o zaman, egzersizleri de iyi kötü yaptım, bol bol da yüzdüm ama bana mısın demedi.
    ve sonunda 40 küsür derecelere kadar ilerledi birkaç senede. doktor ameliyat olmam gerektiğini söyledi ve bana azmi hamzaoğlu denen adam bahşedildi adeta. efendim eğer ameliyat olacaksınız, bu adam etsin sizi. her zaman kendimi çok şanslı saydım, azmi beyi bulduğum için ve ona da hep minnettar kaldım.
    artık öyle bir hâl almıştı ki arkadaşlarım "pardon abi senin omzuna n'oldu" diye sormaya başladılar. bazıları kambur dedi vs. neyse çocukluk travmalarımı bir başka entrye saklayacağım.
    hakikaten bir omzum aşağıda bir omzum yukarda kabadayı gibi yürüyordum ve işin pek de farkında değildim açıkcası. eğri büğrü bir herif olup çıkmıştım.
    sonra ameliyat öncesi 60 derecelere vardı benim eğrilik, alt taraf 60 derece üst taraf da 30 derece filandı sanırım. bildiğiniz s şeklini almıştım.
    ameliyat sırasında 70lere kadar varmış doktorun söylediğine göre. ameliyat olmasaydım nereye giderdi merak ediyorum gerçekten. yaklaşık 8 saat süren bir ameliyatın ardından sırtınızda iki titanyum ve bir sürü çiviyle 0 derecelik cillop gibi bir omurgayla hayata yeniden başlıyorsunuz.
    ameliyat gerçekten zordu hatta girmeden önce skolyoz ameliyatında kan kaybından ölen insanların haberlerini okumuştum. fakat nedense pek umursamamıştım, çok geniş adammışım vesselam.
    ameliyat sırasında benim kemiklerin zayıflığını fark etmiş azmi bey ve ondan sonra ben de kemik erimesi hastalığı olduğu da ortaya çıktı. bir senem de öyle gitti anasını satim.
    efendim ameliyattan sonraki 1 ay bildiğiniz işkence gibi. özellikle hastanede geçirdiğiniz 1 haftada sizi kaldırmaya çalışmıyorlar mı bütün hastaneye bağırıp çağırmıştım. dayanılmaz bir şeydi. ancak hastaneden çıktıktan sonra 1 ay boyunca yatakta yatıp cm oynamıştım.
    sonraki 6 ay boyunca korse takma zorunluluğunuz var, bu sebepten kış aylarında ameliyatınızı olun eğer gerekiyorsa. ben 4-5 ay sonra yeter lan diyip atmıştım korseyi, bir şey olmadı. sırtınız çok hassas olduğundan dokunsalar çığlık atasınız geliyor ancak yavaş yavaş normalleşmeye başlıyorsunuz. ilk seneden sonra da unutuyorsunuz hatta.
    aradan tam 6 sene geçti. gerçekten turp gibiyim maşallahım var. çok şükür sırtımda hiçbir sorun yok artık. her şeyi yapabiliyorum, doktor bir tek halter kaldırma dedi zaten bence onu kimse kaldırmamalı.
    ameliyat izleri için özel şeyler varmış, geçiriyormuş filan ama ben o ameliyat izlerini gururla taşımaktayım. aradan geçen senelerde baya azaldılar ama hâlâ belli oluyor. boynunuzdan kuyruk sokumuna kadar iniyor. gururla taşıyin efendim, ayrıca yaz aylarında muhabbet açma sebebi oluyor. birbirinden güzel kızlarla tanışmama vesile olmuştur.
    ben hep sevdim ameliyat izlerimi, zaten o ameliyattan sonra ameliyat izini dert etmek abesle iştigal olur biraz.
    bununla birlikte efendim demek istediğim skolyoz hastalığınız varsa bunun neden olduğu çok önemli. doğru tedavi için. ancak skolyoz ameliyatı da korkulacak bir şey değil. anlatacak birbirinden güzel hastane, yoğun bakım anılarınız oluyor.
    en kötüsü ailenizi üzüyorsunuz, onlara yük oluyorsunuz. ameliyat öncesi de sonrası da onlar için daha zor geçiyor. fakat ameliyat sırası zor geçmiyor sanırım bizimkiler pop star izlemiş*. ancak onları üzdüğünüzü görmek, onların sizin için yaptıklarınızı görmek ameliyattan daha zor.
    tabii bir başka arkadaşımda omurga öne doğru eğilip, akciğerlere baskı yapmaya başlamıştı. çok daha zor geçmişti onun ameliyatı. çok daha zor, çok daha kötü skolyoz türleri var. ben onu öğrendikten sonra kendimi şanslı gördüm.
    işte böyleydi efendim benim de. sizlere sağlıklı, sağlam omurgalı bir yaşam dileyerekten bitiriyorum.
  • dogustan olursa ve yillar boyunca bedende durursa ve kemik gelisimini tamamladiktan uzun yillar sonra fark edilirse yapacak pek de bir sey olmayan durum. cunku vucut, yillardir buna alistigi icin ameliyatla duzeltilse de bir sure icinde eski egri gunlerini arar ve tekrar egrilmek icin elinden geleni yaparmis. bu durumda skolyozun hosluklarini kesfetmek, o hafif ve disaridan fark edilmeyen egriligi sevmek, aynada da belin hep daha ince gorunen tarafina bakip moral bulmak gerekir. sonuc olarak, boyle bir skolyoza sahip kisi* hayati boyunca egri oturup, dogru konusmaya mahkumdur*.
  • omurgada nedeni belli olmayan egrilik durumu. du$uk seviyeli skolyoz egzersiz ile, orta seviyeli skolyoz korse ile, yuksek seviyeli skolyoz ise ameliyat ile tedavi edilerek kontrol altina alinir.

    acik bir belirtisi yoktur. iki bel bo$lugundan birinin digerine gore biraz daha acik olmasi veya bir omuzun digerinden biraz daha yukarida gorunmesi gibi farkedilme yontemleri vardir. yuksek seviyede olmadigi surece ciplak gozle kolay kolay farkedilemezler. skolyoz hastalari, yillar sonra bunu tesadufen farkedip rontgen cektirdiklerinde dumur olurlar.

    not: her 10 ki$iden birinde bulundugu bilinmektedir.
  • bu dertten muzdarip olan birey olarak yakındığım şey insanların size karşı olan davranışlarıdır. sebebi ise görüntü olarak bir noksanlığınız yoktur. bende bunun üstünde düz taban ve fıtık sorunları var. dediğim gibi görüntünüzde bir sıkıntı olmadığından yakınlarınızla bir faaliyetteyseniz sizden kendileri gibi olmanızı beklerler. onlarla aynı hızda yokuş çıkabileceğinizi, saatlerce yürüyebileceğinizi, koşabileceğinizi zannederler. bunu söylediğinizde de ''la git ölmüşsün sen'' derler. otobüste ayaktayken tutunacak yer olmadığında mecbur en tepedeki, zemine paralel demirleri tuttuğunuzda kuyruk sokumundan iğneler batmaya başlar. yokuş çıkarken dizler kilitlenmeye başlar. yürürken beliniz baskı yaptığı ve ayaklarınız sızladığı için hafif yalpayarak, hafif öne doğru yürürsünüz ''nasıl yürüyüş la o? düşecek gibi yürüyorsun'' derler. dik yürüyemezsin çünkü dikleştin mi bel kemiği kuyruktan batmaya başlar. velhasılı görünüşte bir yamukluk olmadığı veya yardımcı aletler kullanmadığınız için kimse sizin sıkıntınızı anlamaz. cem yılmaz'ın fıtık muhabbeti gibi. koltuk değneği falan kullanmadığınız için sıkıntı çekmiyorsunuzdur. mecburiyetten saatlerce ayakta kalıpta tek oturma fırsatını otobüste bulduğunuzda ''gençlerde saygı kalmamış'' lafıyla o günün saygısız genci olursunuz. evet çünkü yaş olarak genç olduğum için o sıkıntıları çekmekle cezalandırılmalıyım. çok doluyum bu konuda ama bu kadar yeter.
  • oturus pozisyonu, agir bir esyanin uzun sure tek tarafta tasinmasi ve asiri boy uzamasi skolyoz'un nedenleri degildir. ancak belli olcude ilerlemesine yol acabilir. skolyozun en bilinen ve buyuk oranda gorulen cesidi 'idiopatik' skolyoz adini tasir ki bu sozcuk 'nedeni olmayan' anlamina gelir.

    dusuk ve orta seviyede skolyozu olan hastalara ani boy uzamalarinin ve kadinlarda hamileligin ilerlemeye yol acabilecegi, bu acidan onunun alinmasi gerektigi uyarisi yapilir. gunumuzde skolyoz ameliyatlarinin eskiye gore cok daha rahat yapildigi, omurgaya yerlestirilen platine ve vidalara ragmen hastanin cok kisa sure sonra hayatina ayni sekilde devam ettigi bilinmektedir.

    bu arada hasta hayatina tumuyle ayni sekilde devam edemez cunku cebinden 45 bin euro cikmistir.
  • simetri takıntısı olan biri için ruh daraltıcı bi hastalık.
    o belli belirsiz eğriyi gördüğümden beri sapıtmış durumdayım. omurganın röntgendeki görüntüsü beynime kazınmış, yatarken bile kendimi düzeltmeye çalışıyorum milimetrik olarak. sonunda omurgayı komple elime alıcam o olacak.
  • 6 sene kadar önce çapada olduğum ameliyat. bir buçuk ay boyunca hastanede kalmıştım.

    ergenlik döneminde genellikle kızlarda görülen bir hastalık, yüzde 40 üzerinde eğrilik var ise omurilikte cerrahi müdahaleye başvuruluyor. benimki 45'ti ve hem üst kısımda hemde alt kısımda baş göstermişti kendisi. doktorla kısa bir görüşme sonrası hemen işlemlere başlandı. birkaç röntgendi, emardı tek tek halledildi. ama hayatımda çektirdiğim en acı verici röntgendi diyebilirim.

    şöyle ki babamla birlikte röntgen odasına girdim sırtımın komple çekilmesi için masaya yattım. beklediğim şey ''nefesini tut'' ardından bir çıt sesi sonra hadi geçmiş olsundu. ancak çok sevgili asistan doktorum baş ucuma geçti babama da, tut ayak bileklerinden dedi,bende n'oluyor diye bakıyorum bu sırada. asistan ben çek deyince kendine doğru çek bileklerinden dedi. babamın surat bembeyaz tabi, nasıl yani diye kaldı. çek bir şey olmaz esnekliğe bakacağız dedi ve kafamdan asistan ayak bileklerimden babam beni geriyorlar,kafam elinde kalacak ikiye bölüneceğimi falan sandım. kemiğin esnekliğini ölçmek için meğer bu yöntemi uyguluyorlarmış.

    daha sonrasında testler kan tahlilleri derken ameliyat günü geldi. ve komik bir anı size bunla ilgili. ameliyathaneye ısrarla kendim çıkabileceğimi sedyede gitmek istemediğimi söyledim.olmadı ama en son tekerlekli sandalyede anlaştık. ameliyathaneye çıktık. kapı kapalı ama içeriden bir müzik sesi geliyor. kapıyı beni çıkaran hemşire açtı içeri girdik bir baktım doktor amcalar oyun havası eşliğinde göbek atıyorlar resmen, bir neşe bir enerjidir ki sormayın. oha diye kaldım gülmeye başladım tabi. doktorlarda şaşırdı senin ne işin var burada diyorlar, ameliyat olacaktım ama? dedim kaldım.onlarda güldü etti falan, meğer biraz erken çıkmışız. (10 dk kadar)

    neyse 7 saatlik bir operasyondan sonra çığlık çığlığa,hastahaneyi adeta inleterek bir ayılma evresi geçirdim. sırt üstü yatırılınca bide elim kolum bağlı olunca paniklemişim haliyle,canım da yanıyor doğru yoğun bakım ünitesine göndermişler beni. elime serumun içine damlayan morfinin kumanda gibi bir şeyi vardı, verdiler ağrın olunca bas bir damla geliyor her bastığında dediler. azaltacak o ağrını. basıyorum basıyorum biraz geçiyor gene acıyor. meğer zaten o ayarlıymış psikolojik olarak rahatlatmak için o kumanda gibi şeyden vermişler.

    hastahanede odama geçtikten sonra tabi, o en mükemmel olaylar başladı: hasta ziyaretleri. inanın en acı vericilerinden biri bu da. gelen misafir çocuklu olur mesela çocuk gelir yatağa dokunur ya da biri gelir gene yatağın kenarına oturur bir şekilde yatakla ve ya senle temasa geçecek biri olur ve yatak ufacık bile sallansa acıdan geberirsin. söylersin söylersin her gelen en az bir defa yapar, isyan etmiştim artık babam bana korumalık yapıyordu odamda yatağa yaklaşmayın falan diye canım benim.

    tabi hastahane macerası devam ediyor. yaklaşık 2 haftaydı sanırım hiç ayağa kalkıp yürümedim. doktorlar yanıma geldi beni ayağa kaldırıp sırtım için korse ölçüsü alacaklar alçıyla. önce yatağın kenarına oturttular. o an itibariyle başım fıldır fıldır dönmeye başladı hemşireler geldi tansiyon düştü. geri yattım 10 dakika sonra tekrar oturttular. doktora yapışmış durumdaydım düşmemek için şimdi dedi ayağa kalkacağız seninle birlikte, sıkı tutun bana bir şey olmayacak dedi, gerçekten bir şey olmadı sadece hareket ettikçe dikişlerim acıyordu sırtım ağrıyordu zaten alışmıştım o sızlama ve ağrılara. ölçüyü almaya başladılar bir yandan, tabi alçı ısınmaya başlayınca benimde tansiyon düşmeye başladı sıcaklıktan dedim ben iyi değilim, 2 dk daha sabret dediler durmaya çalışıyorum ama olmadı. allahtan doktor beni tutmaya devam ediyordu o süreç içerisinde.

    onun ertesi günü artık yürütmeye başladılar tabi kaplumbağadan hallice. canım yana yana. sanki bebekmişim de ilk adımlarımı atıyormuşum gibi bir histi. 2 haftalık süreçte öyle geçti yürüme olsun korse olsun son kontroller röntgenler falan derken taburcu oldum. 3 ay kadar okula gitmemek ve birden 5 cm uzamam en güzel taraflarıydı.

    he dipnot olarak: dikişlerin alınması, tek başına hiç bir şey yapamamak, o kirli kanın dışarı atılması için sırtıma sokulmuş boru ve çıkarırken ki his,acı ve sonda denen o alet sizden nefret ediyorum.

    aradan 6 sene geçmiş olmasına rağmen hiçbir problem yaşamadı şimdiye kadar. ameliyatı olacak olan varsa cüneyt şar işinin erbabı bir adam bayağı da ilgili bir doktor. tavsiye edilir her türlü.
  • ileri aşamasını yaşamamama rağmen dün yine beni "ölsem de kurtulsam" demelere getiren hastalık.

    klasik bir "stresten uzak durun" hastalığı, yani doktora gitmek pek bir işe yaramıyor, çünkü doktor size "bol bol sırtüstü yüzün" -oldu ben de zaten akdenizde butik otel işletiyordum ama her gün yüzmeme rağmen sırtüstü yüzmeyi akıl edememiştim-, "sağlıklı beslenin" -peki tamam. hemen.-, "uzun süre oturmayın/ayakta durmayın" -bknz butik otel işletmiyor oluşum-, "stres yapmayın" -tekrar butik otel işletmiyor oluşum- gibi tıp eğitiminin hakkını veren (!) muhteşem tavsiyelerde bulunuyor. bu tavsiyeleri uygulayabilecek olsanız zaten doktora ihtiyacınız olmaz. stres yapma, sağlıklı beslen, kendine iyi bak öptüm.

    dolayısıyla doktorun bayat tavsiyelerini geçip reelde abanıyorsunuz kas gevşeticiye ağrı kesiciye, sonra ağrı kesiciler midenizdeki hastalıkları tetikliyor ve uyur gezer gibi geziyorsunuz falan.

    özetlemek gerekirse skolyoz nedir?i, omurganızda büyük olasılık doğuştan bir bozukluk olması ve bu bozukluğun hayatınıza etki etmesidir. dışarıdan görünmeye yaşlandıkça başlayacak. ben misal yaşlanınca suna pekuysal gibi olacağım için yaşlanmayı pek düşünmüyorum. torun planım yok. ama mühim olan kısmı torun planınız olmasa dahi en ufak bir kasılmada, üşümede, yorgunlukta ve üzüntüde dayanılmaz sırt ağrıları çekmenize sebep oluyor oluşu.
    beraberinde bir de mide sorununuz varsa kendisinin sizi mecbur ettiği ağrı kesici ilaçlar bu sefer kusmalara varabilmekte, uyku muyku uyunamayan, ilaçlardan böyle ağlaya ağlaya sızılıp ilacın etkisi geçtiğinde gece 3te uykunuzdan ağrıyla kalkıp tekrar ilaç alıp uyuyabildiğiniz muhteşem (!) gecelere yelken açtırmaktadır.

    yapacak bişiy yok, ben gibi gidip annenize çemkirin; niye düzgün diil de yamuk yumuk çocuk doğurmuş..