şükela:  tümü | bugün
  • şöyle bir hikayesi vardır:
    bir adamı çalışmak için doğu almanya'dan sibirya'ya göndermişler.
    adam mektuplarının sansür görevlilerince okunacağını biliyormuş, bu yüzden daha gitmeden dostlarına, 'aramızda bir şifre belirleyelim.
    benden mektubu mavi mürekkeple yazmışsam, söylediklerimi doğru diye anlayın.
    fakat kırmızı mürekkeple yazmışsam da yalan olduğunu bilin' demiş.
    bir ay sonra dostları ondan ilk mektubu almışlar.
    mektup mavi kalemle yazılıymış.
    mektupta şöyle deniyormuş:
    - "burada her şey harika. mağazalar tıka basa gıda maddesiyle dolu. sinemalarda güzel filmler var. daireler geniş ve lüks. bulamayacağınız tek şey kırmızı mürekkep."
    şimdiye kadarki durumumuz bu şekilde değil mi? istediğimiz bütün özgürlüklere sahibiz, tek eksiğimiz kırmızı mürekkep:
    - kendimizi özgür hissediyoruz, çünkü özgür olmadığımızı ifade edecek dilden yoksunuz."
  • komünist manifesto'nun 150. yılı dolayısıyla yapılan baskıya önsöz yazmıştır. yazıda, komünizm'de stalin, marx gibi bir çok isim bulunduğundan, komünizm mantığını suçlamanın kolaylığına karşı, otomotik olarak işleyen kapitalizmin bir müsebbibini bulmak mümkün olmadığından, gözünü açanın komünizme saldırdığından bahseder. gerçekten yapar bunu.
  • analia hounie ile olan evliliğini belgeleyen efsane fotoğrafı hakkında yapılan analiz, akşam akşam yarmıştır. özellikle onuncu maddeye dikkat.

    http://4.bp.blogspot.com/…00-h/zizek_wed-784030.jpg

    1) zizek’in yüzü, okyanusta terk edilmiş ve hızla su almakta olan bir gemi figürüdür.
    bu gemi ne post romantiklerin iddia ettiği gibi 'aşk gemisi', ne de yaşanmamış yasların edebi enkazı olan titanik'tir. zizek'in yüzünde batmakta olan gemi, sadece ve sadece potemkin'dir. yazık olan, fotoğrafı eisenstein'ın çekememiş olmasıdır.

    2) zizek'in yakasında takılı olan kırmızı karanfilin, objektife göre sağ, zizek'e göre sol tarafa devrilmiş olması, karanfilin ya da objektifin bize oynadığı ideolojik bir oyun olarak değerlendirilmelidir. eğer objektif doğru söylüyorsa, zizek oedipal süreçleriyle uzlaşmıştır. yok eğer zizek doğru söylüyorsa, şu durumda bu evlilik en fazla bir yıl sürecektir.

    3) zizek'in yüzü, rocky arketipinin tüm gizlerini açığa çıkarmaktadır. buna göre ringde yapılan mücadele zizek tarafından kazanılmış ve ödül olarak da kendisine altın kemer yerine bekaret kemeri takdim edilmiştir.

    4) bu evlilik, zizek için bir estetik ameliyattır.

    5) zizek'in 100 yıl savaşlarından çıkıp gelmiş hayaletimsi yüz imgesi, onun, böylesine bakabilen bir kadını kazanabilmek için sürdürdüğü dilsel savaşın 'fiziksel' aynasıdır. hafifçe açılmış ağzı ve içe dönük göz patolojisi, onun hala kendi gölgesiyle sürdürdüğü mitolojik savaşın ortasında olduğunu kanıtlar gibidir.

    6) analia, haz ve gerçeklik ilkeleri arasındaki farkı sıfır noktasına taşıyarak, zizek'in entelektüel hayatına büyük bir törenle son vermiştir.

    7) analia, güzelliğin doğası ile çirkinliğin plastiği arasındaki mesafeyi kapayarak, yani çirkin geveze entelektüeller için evliliğin estetik bir ameliyat olabileceği umudunu vererek tüm dünyadaki kitap satışlarını hızlandırmıştır.

    8) bu evlilikten sonra entelektüeller ikiye bölünmüştür, zizek’in kitaplarını okuyanlar, zizek’in okuduğu kitapları okuyanlar... iki grup arasındaki fark, arzu ve arzu nesnesi arasındaki farka benzemektedir.

    9) zizek için ayna evresi ve gerdek gecesi aynı gündür.

    10) solak yazar zizek, yıllar yılı lacan’ın fotoğraflarına bakarak mastürbasyon yaptığı sol elini cebine gizleyerek, aile kurumuna olan saygısını, sağ eliyle (hukukun üstünlüğü) ve kavradığı eşi yardımıyla göstermiştir.

    11) analia, zizek'le evlenerek anatominin bir kader olmadığını, zizek ise analia'yla evlenerek her sürçmenin günlük yaşamda bir patoloji ihtiva etmediğini göstermiştir.
  • yıllardır "kafeinsiz kahve" ve "kırmızı mürekkep" metaforundan öteye gidemedi.

    2000-2008 arası emperyalist ülkelerde yaprağın kımıldamadığı dönemlerde, "bir daha öğrenci hareketlerinin olmasının imkanı yok" diye zırıldıyordu "democracy now" söyleşilerinde. şimdi de wall street'in, tahrir'in sırtına basarak güncel kalmaya çalışıyor.

    tam bir kuyruk.
  • emre aköz'ün aktardığına göre slavoj zizek matrix'in ideal izleyicisinin ya da daha doğrusu bu filmin hayranlarının salaklar olduğunu yazmış.
  • amerikan tuvaletini alman tuvaleti ve fransız tuvaletiyle karşılaştırır. der ki : alman tuvaletinde bok yukarıda kalır, suya karışmaz. hem görür hem de koklayıp hasta olup olmadığınıza bakabilirsiniz. fransız tuvaletinde ise bok suya karışır, gider. göremez, koklayamazsınız. amerikan tuvaletinde ise bok suya karışır ama öylece suda durur. görürsünüz, koklayamazsınız.
  • akademik çevrelerde karmaşık felsefi , politik ve psikanalitik kavramlarıyla felsefi gönüllerde taht kurmuş adı üstünde slovak yazar. jacques lacan'ı popüler kültürle harmanlayıp, the sublime object of ideology, everything you always wanted to know about lacan(but were afraid to ask hitchcock), looking awry: introduction to jacques lacan through popular culture , the metastases of enjoyment, the plague of fantasies ve ticklish subject gibi kitaplar yazınca doğal olarak tanındı filozof camiasında. om yayınlarından savaş kılıç'ın çevirdiği kitabı, da david lynch'in lost highway'i üzerine(ilgilisine duyrulur).
  • bu adam inanılmaz derecede ömer üründül' e benziyor. oh söyledim rahatladım... başka bir şey daha söyleyeyim: üstad; akademik işler peşinde koşturanların yakından bildiği şu meşhur chicago manual of styledan hazzetmezmiş hiç. yani bu şikago şeysi de şöyle bi' şey işte... diyelim ki bir atıf yapıyorsunuz. "beyin (2008: 25)" şeklinde yapıyorsunuz atfınızı. gofret beyin'in 2008'de yazdığı kitabın 25. sayfasına bak ey yolcu gibilerinden...

    zizek'in ingilizce yayımlanacak ilk kitaplarında yayımcısı bu stili kullanmaya zorlamış bu yağız sloveni. o da yayımcısından intikam almak için incil'den yaptığı alıntılar için de aynı şeyi yapmış. kitabın kaynakça bölümünde şöyle bir atıf kullanmış mesela:

    christ, jesus (33): toplu konuşmalar ve düşünceler (editörler: mark, matthew, luke, john/matta, markos, luka ,yuhanna), kudüs.

    ayrıca metnin içinde de şöyle notlar da kullanmış: "bu kötü nosyonu hakkında ilginç gözlemler için bkz. christ, 33."

    tabii ki yayımcı zizek'in yaptığı bu protestoyu aynı sertlikte reddetmiş.

    aha bu da kaynak: slavoj zizek, biri totaliterizm mi dedi?, çev.h.nalçaoğlu, s. 165-166, epos, 2003.
  • "başkasının mahremiyetini ihlal etmemeye özen göstermek, kolayca onun acısı karşısındaki duyarsızlığa dönüşebilir" demiş. cici slavoj, çok seviyom lan seni! yargılamadan merak edelim birbirimizin hayatını. insanın insana ihtiyacı var. :/
  • çınar oskay'a kafa açıcı bir röportaj vermiş:

    http://www.hurriyet.com.tr/pazar/25359810.asp

    en çok şuraya takıldım:

    "-insanlar işler berbatken isyan etmez. devrimler, ayaklanmalar hiçbir zaman böyle başlamaz. tersine, hayat iyileşirken beklentiler artar. fransız devrimi, monarşi çok sert ve acımasızken ortaya çıkmadı. kral 1750’den beri güç kaybediyordu. anti komünist ayaklanmalar da öyle. 1956 macaristan’ında liberal komünist başbakan nagy imre zaten iktidardı. açılma başlamıştı ama yetmedi. bu sebeple kuzey kore’de devrim olmayacak. bu çok üzücü bir ders. diktatörlere tavsiyem şudur: sonuna kadar acımasız olun ve asla geri adım atmayın."

    neymiş yani? koskoca zizek de olsan önünde sonunda "acıma yetime koyar götüne" noktasına geliyorsun. ben böyle dünyanın...