şükela:  tümü | bugün
  • tüp mide ameliyatı diye türkcelestirilmis obezite ameliyatlarından biri. detay merak edenler için http://www.obezitecerrahisi.com/
  • bugün 16 kasım ve ben 4 gün önce, hayatımı değiştirecek bir karar alıp bu ameliyatı oldum. öncesinde çok uzun bir düşünme, karar verme ve araştırma sürecim oldu ama yine de bildiklerim, şimdiki aklımla bilmek istediklerimin yanında devede kulak kalıyor.

    tüp mide, kabaca anlatmak gerekirse, midenin yüzde 90'ının alındığı, midenin ince, uzun bir boru haline getirildiği ve sonrasında doğru beslenme biçimi ile de insanın kısa sürede ciddi miktarlarda kilolar vermesine sebep olan bir ameliyat. midenin alınan o yüzde 90'lık kısmı, acıkmayı tetikleyen hormonu da içerdiğinden, insan küçücük mideli, iştahsız bir tip olarak sürdürüyor hayatını.

    kilolu bir insanın ilk tercihi olabilecek bir şey değil elbet. öncesinde diyetle, sporla, muhtelif şeylerle kilo vermeyi denemesi lazım bir insanın. zaten öyle elini kolunu sallayan herkes de olamıyor. vücut kitle indeksinin 35'in ve hatta sgk kapsamında ameliyat olabilmek için 40'ın üstünde olması gerekiyor.

    ben 127 kiloluk tosun halimle geçen cumartesi oldum bu ameliyatı. uzun vadede bu ameliyatın hayatım üzerinde sihirli değenek etkisi yapacağından şüphem yok ama kısa vadede öyle sevimli bir etkisi olmadı. yani değenek gibi oldu aslında da, o değenek girdi biraz bir yerlerime benim..

    obezite forumlarında, bu tür sitelerde tüp midenin ne kadar cici bir şey olduğu, 6 ayda nasıl da 30 kilo verildiği, sağlığın düzeldiği, insanların bulutların üstünde dolaştığıyla ilgili pek çok yazışma var. ameliyattan sonraki sıvı beslenme biçimi ile de bir sürü tavsiye verilmiş ama ameliyattan sonraki kısa döneme dair okumuş olmam gereken hiçbir şeyi okumamışım ben. ne yazık ki ameliyattan sonra farkettim bunu ben.

    karın içi ameliyatları çok çok çok sancılı geçen ameliyatlarmış, laparaskopik yapacaz, küçücük deliklerin olacak, cart cart alıvericez mideyi şeklinde olmuyormuş. ameliyattan sonraki ilk günüm o kadar zor geçti ki, değil midemi, canlı canlı kafamı kesseler, o an ölüp o dertten kurtulabilmek adına gık demezdim muhtemelen. sonraki 20 saat boyunca dayanılmaz ağrılarım ve acılarım yüzünden 10 dakika bile uyuyamadım. "uyutun lan benii, nerde bu doktooor, nerde benim ağrı kesiciiim" diye hastaneyi inletmeme ve ağrı kesici manyağı yapılmama rağmen, bana verdikleri, acılarımı dindirmeye zerre kadar yetmedi.

    ne zaman ki ameliyatın üstünden iki gün geçti, o zaman normale dönmeye başladım. ağrılarım çekilebilecek hale geldi, gözümü açtım ve sonraki 24 saat boyunca açığımı kapatmak istercesine deliler gibi uyudum. dördüncü günde, dünyanın en iğrenç mavi mürekkepli sıvısını içirip, midenin dikilen kısmında bir kaçak olup olmadığını, dikişlerde sorun olup olmadığını teyit etmek için röntgen çekiyorlar. o mavi sıvıyı kusmamak için insanüstü bir çaba harcarken, röntgen esnasında da motor yağı olduğuna yemin edebileceğim başka bir iğrençlik abidesi içiriyorlar.. zor geçen son tetkiklerin sonunda, dren çekme faslı geliyor.. acılı diyemeyeceğim ama insanın iç organlarının sökülmesine, elektrik süpürgesiyle hüp diye içinin çekilmesine benzeyen iğrenç bir şekilde o dreni çıkartıyorlar içinizden ve bir sürü vitamin desteği ve ağrı kesici ile eve gönderiyorlar sizi...

    vücudumda şu an 4 küçük 2 büyük yara yerim var. ameliyat kapalı olduğu için çok dikişim yok ama dren yerim kapalı. karnım çürük içinde. rahat hareket edemiyorum ve kendi başıma giyinemiyorum ama çok ağrım olduğunu söyleyemeyeceğim. şimdilik sadece sıvı ile besleniyorum. önümüzdeki bir ay boyunca önce sıvı, sonra pütürlü, en sonunda kademeli olarak katı gıdalara geçeceğim ve sonrasında hep o sinir olduğum iştahsız, küçük mideli yellozlardan biri olacağım inşallah.

    bu ameliyatın bu kadar büyük ve zor bir şey olacağını bilseydin yine de yaptırır mıydın diye soruyorlar çevremdekiler.. yaptırırdım sanırım. ama en azından o zaman zihnen hazırlardım kendimi "ilk gün zor geçecek ama sonrası düzlük, sık dişini kızım" derdim.. ben öyle laylaylom gittim ki hastaneye, öyle kolay geçeceğini düşünüyordum ki, ilk gün resmen dehşet içinde, şok içinde yaşadım çektiğim tüm acıları.

    ama tüm o acılar boyunca da şişman olduğum için yaşadığım acıları, sıkıntıları, zorlukları hatırlattım kendime. onca senenin ağırlığı mıh gibi çökmüşken üzerime, ameliyat sonrasında geçen ilk 3 günün zorluğu bana ne desin ki sözlük?

    geçen 4.5 günün sonundaki bilanço şu ki, şimdiden 5.5 kilo verdim... dikişlerimi patlatmamak için kıs kıs gülüp , "2012 yazı, bekle beni, o biçim geliyorum" diyorum*
  • en en en basit tanimiyla;
    vucut kitle indeksiniz 40in ustundeyse ya da 35in ustundeyse ve kilonuza eslik eden bir hastaliginiz varsa; cok kereler diyetle kilo vermis ama diyeti hayat stili haline getiremediginiz icin diyetten bir sure sonra onceki kilonuza geri donmusseniz, hatta daha fazla kilo almissaniz; kilo verip morbid obeziteden kurtulmak istiyorsaniz doktorunuzun size onerecegi operasyonlardan biridir. midenin yaklasik %80-85'lik bir kisminin laparoskopik yontemle kesilip alinmasi esasina dayanir. operasyon sonunda mideniz bir tupe donusur.
  • midesel anlamda yeniden doğmak diye adlandırıyorum ben bu ameliyatı. 30 aralık 2013te ameliyat olmuş çok taze bir tüp mideli olarak bu ameliyatı olmak isteyenlere sıcağı sıcağına bilgi vereyim istedim. ameliyatın kendisinin o masadan nasıl görüldüğü benim en merak ettiğim şeydi çünkü.

    öncelikle, mümkün olduğunca neşeli girin. ameliyat sabahi önlükleri giyinmiş beklerken hem annemle hem erkek arkadaşımla hem de sevgili doktorum halil coşkun la fotoğraf çektirdim. ameliyat önlüğü kadar kendime yakıştırdığım çok az kıyafet oldu. sevimli oldum gerçekten. neyse sedye geldi bindim. koskoca insanım ama tüy gibi ittirip çektirdiler beni valla o sedyeyle. anneme ve sevgilime el salladım. ameliyathaneye inince biyerde durdurdular sedyeyi. çok soğuk derler mesela ameliyat haneler için ama bana serin geldi sadece. çok soğuk değildi. beklerken mustafa sandal'ın bize gidelim beyler şarkısını söylüyordum. başka bekleyen hastalara el salladım. sonra beni masaya aldılar. "beni burdan nasıl indireceksiniz" diye sordum, baya da endişelendim. dert etmememi söylediler. en çok korktuğum nefes almaktı o yüzden "nefesimi iizleyeceksiniz dimi" diye sordum. bu nefes konusunu gruplarda, ameliyat olmuşlara olsun, doktor panpama olsun sürekli sordum. aslında korktuğum da başıma gelmiş nefes problemi yaşamışım ama sizi temin ederim nefes aldırıyorlar. çok tatlı bi anestezi doktoru vardı adını bilmiyorum ama beni öldürmediği için kendisine müteşekkirim.

    bayıldıktan sonra bir şey anlamıyorsunuz zaten ama uyanınca ilk söylediğim "ağrım var ama bir böbrek sancısı değil" oldu. hakikaten de çok korkulacak bir ağrı olmadı. zaten serumla ağrı kesici verdiler ve ben daha uyandırma bölümünden odama cikmadan ağrım kalmamıştı. ve hiç korktuğum gibi olmadan, daha ben farkına varamadan ameliyat masasından sedyeye beni alıverdiler. uyandırma bölümündeki en konuşkan hasta bendim ve sürekli durumumu sordum yok tansiyonum kac yok nabzim ne filan bi de "he normal o benim normalım oyle" diyorum kız en sonunda hemşire misin sen diye sordu :) biraz daha kafalarını şişirip hemşire kıza çok güzel gözleri olduğunu söyleyip anestezi doktoruna teşekkür ettikten sonra odama aldılar beni.

    açıkça söylemek gerekirse ben daha kötü bekliyordum. daha çok ağrım olur daha zor geçer filan. ama ne bulantı ne ağrı oldu. ameliyatın ertesi günü kalkıp yürüdüm ve kaçak testimde de, filmimde de hiç bir sorun çıkmadı. normal gaz sancıları dışında sancı çekmedim, onlar da çıkarınca bitti zaten. osurduğunuz için aferin alabileceğiniz yegane anlardan biri oluyor bu. kıymetini ayrıca bilin. ameliyatın ikinci gününden itibaren şekerim 90-95 civarını buldu ki haziran ayından beridir 130un altına düştüğü enderdi. tansiyonum insan tansiyonu, nabzım insan nabzı oldu. soluk alış verişim iyileşti. kendime geldim.

    dönüp baktığımda bu ameliyatla ilgili içimde hiç pişmanlık yok. keşke daha önce olsaymışım demiyor değilim, ama şu zamanda olması hayırlıymış diyorum. iyi ki şimdi olmuş, iyi ki halil coşkun yapmış ameliyatımı. kendisine ne kadar teşekkür etsem az ve kelimeler asla minnettarlığımı aktarmada yeterli olmayacak. benim rahmetli babamın adı da halil'di ve, belki de bu yüzden kendisine normal bir doktora güveneceğimin 100 katı kadar filan güvendim. o da ne söylediyse, ne söz verdiyse yaptı. beni o ameliyat masasından başarılı bir ameliyat geçirmiş halde kaldırmak çok zor bir işti. cüssemden bağımsız diyorum, hastalıklarımı biliyorum çünkü. onu ve tabii ki ailemi ameliyat sırasında epey korkutmuş olabilirim. ama bana dünyanın en güzel yılbaşı hediyesini, sağlığımı geri verdiler. ben artık tansiyon aleti görünce korkmayacak, şeker ölçtürürken gerilmeyecek, tartılara "çıksam bu beni tartar mı" diye endişeyle bakmayacağım. doktorumu ve ailemi hayal kırıklığına uğratmamak için elimden ne geliyorsa yapacağıma söz veriyorum. artık top bende :)

    bir teşekkürüm de, sevgili betty puf puf'uma. ilk bir hafta sülaleme söveceksin ama sonra çok dua edeceksin demişti. bilsin ki sülalesine hiç sövmedim. şarkı söyleyerek yattığım ameliyat masasından, yine aynı şarkıyla kalktım. ona ve sevgili halil coşkun'a ömrümün sonuna kadar dua edeceğim.hazır yeri gelmişken bir de sevgilime teşekkür edeyim. çünkü bir insanı dudağı metilen mavisine boyalı ve yanında çiş torbası varken hala "çok güzelsin" diye motive edecek çok az insan vardır. çok şanslıyım. (ve ayrıca sonda dünyanın en pratik icadı, bence kullanmak için hastalanmayı beklememek gerek)

    bu ameliyatı olacak arkadaşlara da korkmamalarını öneriyorum. benim sağlığı konusunda kontrol manyağı olmuş ve ameliyat sonrası monitörlerini gözleyip kendisini öncesiyle kıyaslayıp hemşirelere "iyiyim iyi" diye moral vermeye çalışan bi deli olduğumu bilin. ama kendim için pişman olup "keşke yapmasaydım" diyeceğim bişeyi de kimseye önermem. şu rüya gibi beş günün hafifliği bile çoğu şeye değer.
  • kısa süre önce yakın bir arkadaşımın geçirdiği, kapalı yöntemle gerçekleştirilen obezite ameliyatı.

    arkadaşım ameliyat olmak istediğini söylediğinde midesine kelepçe taktıracağını düşünmüştüm, o yüzden kendisini vazgeçirmeye ve doğal yollardan kilo vermeye ikna etmeye çalıştım. fakat o bana kelepçeyle bir ilgisi olmayan gastrik bypass diye bir operasyondan bahsetti. araştırınca ben de bunun mantıklı bir yöntem olduğu kanısına vardım. gittiği doktorlarsa kendisine gastrik bypass yerine bu ameliyatı önerdiler. sonuçta ameliyat oldu ve şu an gayet sağlıklı bir şekilde kilo veriyor.

    ameliyat olmakla iş bitmiyor tabi ki. operasyon sonrası doktorun verdiği diyet ve egzersiz programına uymak zorundasınız. ameliyatta midenin %80'i alınıyor. bu çok az yemek yiyebileceğiniz anlamına geliyor ve mideyi büyütecek bazı gıdalardan uzak durmanız gerekiyor.

    arkadaşımdaki değişimi yakından gözlemleyen biri olarak, doktordan onay alıp bu ameliyatı olmak isteyenlere içlerini ferah tutmalarını öneriyorum.
  • 3 ay önce olduğum ameliyat.

    evet tam 3 ay önce oldum ben bu ameliyatı, 40 kilo gitti bile. 3 ayın sonunda yaklaşık 10 beden küçüldüm, eski kıyafet ve resim karşılaştırmalarında her seferinde biraz daha kendime hayret ediyorum "oha bu ben miyim lan" diye.

    hiç kimse zorlamadı beni, sadece bir gün içinde bulunduğum durumdan sıkıldım ve ameliyat olmaya karar verdim. bir hafta sonu doktorumu şahsi numarasından aradım ve "ameliyat olmak istiyorum" dedim, "atla gel hastaneye konuşalım" dedi. bir gün önce ameliyat ettiği hastaları ile ilgilenirken tek tek anlattı bana her şeyi, aklımda kalan bir kaç ufak tefek soru vardı hepsini büyük bir titizlikle cevapladı.

    bir devlet hastanesinde, bir devlet hastanesi doktoru ameliyat etti beni, en başından en sonuna kadar o kadar rahat ve insana güven veren bir hali vardı ki bir ara korkmadım değil. yandaş hiç bir hastalığım yoktu, sigara içmiyorum zaten, alkolü 1 ay öncesinden bırakmıştım. ameliyat için gereken tetkikleri yaptırdığım her doktorun ağzı açık kaldı, onlara göre nasıl bu kiloda olur ve hiç bir rahatsızlığım olmazdı. en son ameliyata onay verecek olan anestezi doktoru tahlil sonuçlarını inceledi ve tam emin olmak için bir kaç tetkiki kendisi yaptı, dosyamı imzalamadan önce "sigara kullanıyor musun?" diye sordu ve hayır cevabını alınca "şunu en başından söylesene evladım" dedi ve dosyamı imzaladı. sanırım ameliyat öncesi ve sonrası sigara kullanıp kullanmadığınız doktorlar için çok önemli...

    ameliyat günü sabah erken saatte devlet hastanesine gittim ve bana tahsis edilen yatakta yatan hasta henüz taburcu edilmediğinden neredeyse ameliyat saatine kadar ortalıkta gezinip diğer hastalarda muhabbet ettim, hastanede kaldığım 3 gün boyunca tüm kat hastaları ve görevlileri "nerede o fırlama şişko" diyerek odama akın akın geldi. henüz yatağıma geçmiş ve önlüğümü giymişken hasta bakıcı beni almaya geldi, sıcağı sıcağına girdik ameliyathaneye. doktorum ve hemşireler gereken hazırlığı yapana kadar bir süre hazırlık odasında yattım ve o sırada yine gırgır şamata aldı başını gitti, ameliyat masasına resmen kaydıraktan kayarcasına geçiş yaptırdılar. sonra ismini bilmediğim ama henüz gözlerimi kapatmadan önce son gördüğüm melek yüzlü narkozcum geldi, öyle güzeldi ki başka yer ve başka bir zamanda karşılaşmış olsaydık hiç affetmez kendisinin müptelası olurdum.

    neyse konumuza dönelim...

    ailem ve diğer hasta yakınlarının söylediğine göre en kısa benim ameliyatım sürmüş, yoğun bakımda narkoz etkisinden çıkmaya başladığım sıralarda sürekli doktorumun gelip benimle ve diğer hastalarıyla ilgilendiğini hatırlıyorum, ameliyattan 8 saat sonra yürüyüş yapmaya başladım bile. ertesi gün yoğun bakımdan çıktım ve normal yatağıma geçtim, tamamen kendime gelmiş ve oldukça enerjiktim. şimdi burada bazı şeyleri iyi anlatmam gerektiğine inanıyorum, çünkü bir çok etken ve faktör kişinin bünyesine göre değişkenlik gösteriyor, işte onun için madde madde sıralamak en iyisi.

    ağrı, sızı: ben ağrı eşiği yüksek olan bir insanım, ameliyat sonrası sadece yürüyüş için yataktan kalktığım zamanlarda dikiş yerlerim hafif ağrıdı ki o çok normal, ne öncesi ne sonrası hiç bir ağrım sızım olmadı.
    yoğun bakım: abi çok net söylüyorum işin en çok hoşuma giden kısmı bura oldu, saolsunlar bebekler gibi baktılar tüm hastalara. narkoz sırasında ve sonrasında istediğim gibi saçmaladım ki bir ara hemşireye narkozluyum ayağı ile laf attım ama sanırım işi çaktı.
    sonda: ben bunu taktırmam diye diretmeyin veya cinslik yapmayın, o kadar güzel bir icat ki anlatamam.

    ameliyat sonrası 2. günün sabahı kaçak testine girdim ve işin en önemli kısmını sorunsuz hallettikten sonra öğleden sonra taburcu oldum. yürüyerek geldiğim hastaneden aslanlar gibi yürüyerek çıktım, evde bir 10 gün istirahat ettim.

    ameliyat sonrası ilk 15 gün çok dikkat etmeniz gereken bir süreç, ben tam kurban bayramından bir hafta önce ameliyat oldum ve en dikkat etmem gereken dönemde o kurban bayramı bana bitmedi amk. bütün ev o lahmacun senin, bu antrikot benim çılgın attı resmen. lan kapıları pencereleri kapatıyorsun yine geliyor kokusu burnuna, millet lahmacun içine lahmacun sarıp yerken sen gidip et suyu içiyorsun. ilk ayın sonunda giden kilolar ve yavaş yavaş düzelen yeme düzeni ile kısa sürede yaşadığınız bütün zorlukları unutup önünüzdeki güzel günleri düşünmeye başlıyorsunuz, hayat sizin için resetlenmiş ve istediğiniz gibi şekillendirebileceğiniz şekilde önünüzde duruyor resmen.

    şimdi işin teknik kısımlarına gelelim;

    ben bu ameliyatı genel sağlık sigortası kapsamında tek kuruş ödemeden devlet hastanesinde oldum, şayet paranız yoksa ve bu ameliyatın masraflarının devlet tarafından karşılanmasını istiyorsanız öncelikle kısacası vki denilen açılımı vücut kitle i(e)ndeksi olan ölçünüzün +40 olması veya +35 ve yandaş hastalığınızın olması gerekiyor. boyunuzu boyunuzla çarpıyorsunuz, kilonuzu çıkan sonuca bölüyorsunuz ve karşınızda vki ölçünüz.

    eğer bu şartı sağlıyorsanız yaşadığınız şehirde veya size en yakın devlet hastanesinde bu ameliyatı yapan bir doktorla iletişime geçiyorsunuz, doktora direk ulaşamıyorsanız bile randevu alıp gidin ve direk konuyu açın kendisine. burada dikkat etmeniz gereken 2 nokta var, 1. doktorunuzu iyi takip edin, önceki hastalarıyla konuşun, 2. ameliyat olacağınız hastanenin aynı şehirde olması veya gidip gelmenizin sorun olmayacağı bir hastane olmasına özellikle dikkat edin, çünkü yaklaşık 1 haftadan başlayıp 1 ay kadar sürecek bir tahlil maratonu var ki sonunda heyet onayı almanız gerekiyor, ben doktor, aynı şehirde olan hastane ve hastanede çalışan akraba sayesinde oldukça şanslıydım ki 1 hafta içerisinde tüm tetkikleri bitirdim.

    3. ayın sonunda artık kimse bana alien görmüş gibi bakmıyor, ameliyattan 1 ay sonra yönetici pozisyonunda iş buldum ve hala çalışıyorum, doktorumun söylediği ve benim gözlemlediğim en geç yaz bitimi kilo sorunundan tamamen kurtulmuş olacağım. zamanında 2 sene vücut geliştirmeyle uğraştığım için yağların altında kalmış kas kırıntıları ortaya çıkmaya başladı ve deri sarkmaları neredeyse çok çok az oldu, 1 sene sonra tekrar çok sevdiğim spora devam ederek tamamen toparlamış olurum diye plan yapıyorum.

    kola, ekmek, abur cubur, fast food gibi yiyeceklerin tadını tamamen unuttum ve hiç birini hatırlamıyorum bile, yeme içmeye para harcamayınca ekonomik anlamda çok acayip kar yapıyorsunuz. eskiden sinemaya gitmek sinema bileti + yemek + film abur cuburu + sinema çıkışı tıkınma= ebesinin amı ali sami şeklinde oluyordu, şimdiyse sinema bileti = sinema bileti oluyor.

    bu ameliyat için söylenenleri çok fazla kafanızda büyütmeyin, doktor odasının önünde beklerken "bir yakınım bu ameliyatı oldu, midesi pöf diye patladı öldü" diye konuşan yurdum cahilleri olacaktır. hiç canınızı sıkmayın, tek muhatabınız doktorunuz olsun, sanal ortamda facebook gurupları var, birilerine yardımcı olabilmek için kendini paralayan betty puf puf gibi güzel insanlara sorun veya takip edin sayfalarını, naçizane sözlük içerisinde bana mesaj atın aklımın ve bilgimin yettiğince seve seve yardımcı olurum. etrafınızda obez olarak yaşayan tanıdıklarınız varsa bu tüp mide ameliyatını araştırmasını söyleyin, içinde yaşadıkları o karanlık tünelin sonunda bir ışık olduğunu bilsinler.

    son olarak; emin olun şuraya kilolu bir insan olarak hayatımda yaşadıklarımı yazsam en az 10 film, 5 dizi, 23 arabesk albümlük dram çıkar, şahsen obez olmak tercih ettiğim bir şey değildi ama bu bir hastalık ve ben bu hastalıktan muzdariptim.
  • +40,5 vki ile benim de olmayı düşündüğüm operasyon. hatta düşünmekten öte muayenemi oldum konsültasyon aşamasına geçtim bile. tek ve en büyük sıkıntım ailemde, iş çevremde, arkadaş çevremde bir tek allahın kulunun beni desteklemiyor oluşu. ameliyata ne gerek varmışmış, herkes beni böyle seviyormuş, ameliyat tehlikeliymiş bik bik bik. üzerimdeki baskı tarifsiz. bakalım ne kadar dayanırım.
  • mide kesildikten sonra tüp şeklinde kaldığından, tüp mide olarak bilinen ameliyat. tamam biz hastalar kendi aramızda tüplüyüz diyoruz ama mideye tüp müp takmıyorlar arkadaş. o yüzden mide tüpü falan diye isimler uydurmayın şu ameliyata. millet ne zaman çıkacak tüpün diyor yahu. şaka gibi.
  • şimdi en başta bu ameliyatın varlığından ziyade insan evladına midesinin büyük bir kısmını kestirip aldırma cesaretini verebilen bu manyak süreçten bahsetmek gerekir. bir insan midesini niye aldırır lan? yani şöyle düşünün, dışarıdan adama bakıyorsun son derece sağlıklı gözüküyor. götü göbeği büyük başka bir sıkıntı yok diyorsun. halbuki o kıraç'a endamın yeter şarkısını yazdıracak göt ve göbek o er veya hatun kişinin hayatını sikip atmış haberin yok.

    benim öyküm biraz farklı. ben doğuştan yanağından makas alındığında plop sesi çıkan bir çocuk hiç olmadım. hatta üniversite son sınıfa kadar 68 kilo 174 boyunda son derece fit bir adamdım. ama insan gibi yemezdim. antepli olmamın da hayvani etkisiyle yemekle adeta sevişirdim. gecenin yarısında unla merdaneyle ekmek açar sonra pişirdiğim o ekmeklerle...hahaha yok lan tabi ki o kadar değil, ben kim ekmek açmak kim amına koyim? fırına gider alırdım. gecenin kör saatinde o ekmeğin arasına koyduğum şeyleri tarım ve gıda bakanlığı görse direkt organizmamı gdolu bünye kabul edip ülkeden sınır dışı bile edebilirdi. ama enteresan bir durum, yiyordum yiyordum ama kilo almıyordum. evet, iyi bildiniz şişman kardeşler, "ulan amına koydumun ipnesi benden fazla yiyor ama almıyor" diye parmakla gösterip beddua ettiğiniz o eleman benim. aha da bedduanız tuttu amk çocukları kına yakarsınız artık.

    ne olduysa bir anda oldu, pürüzsüz ve yağsız seksi biskolata kokulu vücudum geçen yıllarla birlikte vita tereyağının paslanmış tenekesine döndü. her sene eksiksiz beş kilo almaya başladım. gelen kilolar "ya ufak bir tahsilat işi var bi gece sende kalayım hacım" deyip bir daha evden çıkmayı bilmeyen amcamın oğlu götveren muharrem gibiydi. gelen kilolar boş durmuyordu, inşaatımın temelini sarsıyor ve sikiyorlardı.

    bu noktadan sonra yaşadığım her şey aslında diğer obez kardeşlerimin yaşadığı şeylerle neredeyse aynı. bundan sonrasını özet geçiyorum ama muhakkak vakit bulduğumda bu kısımlarla da ilgili sizi bilgilendireceğim. kısa bilgi: 1 hafta önce bu ameliyatı oldum ve şimdilik yedi kilo verdim. bir yıl içinde 45 daha vermek niyetindeyim. lan dur hatta size bir teaser yapayım, bundan sonra neleri yazıcam?

    -jokond ameliyat kararı alırken çevresinden kaç kişiyi kızgın şişlerle deşmek istedi?
    -betty puf puf denen melek hatun kişisi hayatımın değişimine nasıl da büyük bir katkı sağladı?
    -halil coşkun beyin kaç tane takım elbisesi var lan?
    -ameliyathaneler neden buz gibi ve benim götüm niye karpuz gibi amk?
    -bir insan evladına günde üç öğün çikolatalı neskuik tadında protein takviyesi içirirsen ve o eve misafir gelip tuvaleti kullandığında aaa kakaolu oda parfümü mü aldınız xdxdxd derse ne bok yersin?

    hepsi ve daha fazlası yakında bu sayfadaaaa...
    öpüyorum hepinizi canlarım...
  • bu ameliyat grubunun içinde yer alan veya almayı düşünen beypiliç yetiştirme tesisine gitmeyi bekleyen kutu kutu civciv yoğunluğunda insan varmış da haberimiz yokmuş. evet abicim obezite bir problem, hepimiz hayatımızdan bu kilo belasını çıkarmak istiyoruz ama bahsini ettiğimiz bu ameliyat külkedisinin hacıbaba kabağını kral faytonuna çeviren bir şey değil mına koyim. ulan o kabak bile gecenin yarısında eski pörtlemiş haline dönüyor masalı yazan andersen kardeşler yayıncılık bile "e yuh lan bi yere kadar, en iyisi eski haline döndürelim" demişken, senin bu operasyon sonrası bir nevi doktor mehmet öz herbokubilirciliğiyle önüne geleni yiyeceğini ve kilo vereceğini sanman adeta bir armut yetiştirme hikayesi. fakat yetişmiş armutun da bizzat kendisi sensin canım benim.

    bak daha açık izah edeyim, yorma beni gülüm. bu ameliyat sonunda çok adam kilo vermiş ama bak sana allahın adını veriyorum amerikalıların sleeve gruplarını bir ziyaret et, düştükleri halden feyz al. mal herif 6 aylık ameliyatlı, dayanamadım gittim hamursuz pizza yaptım yazmış. bildiğin karton kağıdın üstüne eski beslenme alışkanlığının devamı olan yağlı yuğlu salamı, sosisi, peyniri boca etmiş. üstüne de light ketçap sıkmış amın oğlu. o pizzayı yemiş bir de fotosunu paylaşmış. beni aslında babam antartika üzerinden geçerken uçaktan düşürdü, kafamı buz kalıplarıyla perçinlediler o yüzden ben biraz böyleyim demenin türkçesi veyahut amerikancası. çünkü aynı çikonun üç gün sonra yaptığı paylaşım her şeyin özeti. tartıya çıkmış bir haftada bilmem kaç pound aldığını görmüş. yanında da selfie fotosu var. küçük emrah'ın anasını keranede ilk gördüğü an kaşlarında yaşanan büzüşme bu arkadaşın adeta suratına yayılmış amına koyim.

    şimdi buradan hareketle sleeve gastrectomy yani halk tabiriyle tüp mide ameliyatının (bu esnada bacak bacak üstüne attım ve sağ işaret parmağımı yüzüme koydum ki havaya gireyim. yok işaret parmağı olmadı tek elle yazamıyorum geri indirdim xd) mucize olmasının sebebi bizatihi insanın kendisidir. iradesidir, beyninde artık bu işi bitirmesidir. tüp mide buna destek verir, yol verir bu kadar. benim hiçbir bilimsel veriye dayanmayan bir tezim var. şayet bir insan evladı ideal kilosunun yarısından bir fazlasını almışsa direkt onu kazana atıp pişirelim. hahaha yok lan pişirmeyelim tabi, bu düzeyde ve fazlasını almış bir insanın eski ideal kilosuna normal bir azimle dönmesi ve daha da önemlisi o kiloda kalması mümmmmmkünnn değil. bu arkadaşın muhakkak bir uzman desteğine ihtiyaç var. zaten çevremizde zibilyon tane örnekle karşı karşıyayız (aynaya bak lan aynaya) bu uzman desteği diyetisyen, spor hocası falan olduğunda verilen kilolar adeta bir türlü ekranlardan kopamayan mehmet ali erbil gibi sürekli geri dönüyor.

    peki niye geri dönüyor? allah senin belanı versin amk çikosu şişkosu seni ya. (la noliy?) sabah bir kibrit kutusu peynir dedik, öğlen çorba akşam da marul yiyeceksin hıyar oğlu hıyar. ömrün boyunca böyle yersen kilo verirsin. peki sen ne yaptın lan bidon kafa? gittin dayanamadın bi porsiyon iskender yedin. anaaammmm bir haftalık diyet gitti. senin ta amına koyim ben. şimdi sus, başını eğ, diyete aynen devam. yoksa eski kilolar kucağında.

    e şimdi oldu mu lan? sen yemeği artık bir haz noktasına çevirmiş adama/kadına ömür boyu sürekli kontrol altında olmayı ve haz duyduğu şeyden vazgeçmeyi "iradeyle" halletmesini istiyorsun. bir de o haftalık, aylık kontrollere gelindiğinde şayet istenen kilo verilmemişse bir dudak büzmen var kiii abooov yeminlen üstüne grayder kepçesi ile saldırmak istiyorum.

    yalnız ben bunları yazdıkça fark ediyorum, bu sleeve gastrectomy dediğimiz hadisenin öncesiyle ilgili de çok ama çok yazılması gereken şeyler var. o zaman en güzeli biz bu mevzuyu uzatalım, aklımıza geleni yazalım. ameliyat ve sonrası kısmını yazacaktım kısmet bu mevzuya oldu. devam edeceğiz...