şükela:  tümü | bugün
  • yaban çilekleri isveçce bir deyimin parçasıymış meğer. gizli bir sığınağınız, kaçacak bir yeriniz, 'yeryüzünde bir cennetiniz' varsa, ona 'bu benim yaban çileği bahçemdi', diyormuşsunuz. çünkü yaban çilekleri, gerçek hayatta, mesela bir orman yürüyüşünde, aniden karşınıza çıkıp sadece size sunulan bir hediye gibi ellerinize bırakıyormuş kendisini. siz de çilekleri bir güzel yiyip bu keşfinizden kimseye söz etmiyormuşsunuz. onun için isveçliler, gizli tuttukları anılar ve başkalarıyla paylaşmadıkları hazineleri için bu deyimi kullanıyorlarmış.

    bunu öğrenince bergman'ın bu filminin anlamını daha iyi kavrıyor insan.
  • yalnızlık başyapıtıdır. bu filmde bergman'a göre yalnızlığın en büyük özelliği insana kendi kendini sorgulama fırsatını vermesidir. düz bir anlatımda bu sorgulama kişinin iç sesleri ya da günlük olaylara gösterdiği tepkiler ile anlatılabilecekken bergman bu durumu rüyalar ile anlatır. bu anlatım da insanın kendi kendine bile söylemekten çekindiği sözler, görüntüler, hatıralar ile karşılaşmasının bir şöleni haline gelir.

    filmin ilk dakikalarında profesör, gördüğü bir rüya/kabustan uyanır ve ertesi günü yapacağı yolculuğu araba ile yapmaya karar verir. bu karar aslında onun için bilinçsizce verilmiş bir karardır. ama bu karar kendi bilincine yapılan bir yolculuğa dönüşecektir. çünkü geçmişiyle yüzleşecektir.

    yolda çocukluğunun geçtiği evi, yaban çileklerini görür; gençken aşık olduğu kadını hatırlatan bir genç kız ile karşılaşır, annesini ziyaret eder ve geliniyle hayat üzerine analizler yapma fırsatı bulur. tüm bu analizler ile kendini daha yakından tanır ve hayattaki yalnızlığının bir neden sonuç ilişkisine bağlı olduğunu anlar. bu yalnızlık onun kararlarının bir sonucudur.

    filmin önemli bir diğer karakteri ise profesörün gelinidir. profesörün geçmişine çıktığı bu yolculukta ona eşlik eden gelini onun hayatı ve kararları üzerinden kendi evliliğini sorgulamaya başlar. bu kadar karamsar, yaşamı ve insanları anlamsız bulan bir ailede var olma savaşı verdiğini yeniden keşfeder.

    fimde kullanılan önemli simgeler yaban çilekleri, akrepsiz ve yelkovansız saat ile arabadır. araba profesörün dünyevi yolculuğunu, yaban çilekleri ise ruhani yolculuğunu temsil eder. profesörün arabasına binenler ise onun bu yolculuğunda kendisiyle hesaplaşmasına yardım eden misafirleridir. saat ise zamansızlığı anlatır. yani geçmişin, geleceğin olmayışını, yani ölümü... bu simge film içersinde bergman tarafından izleyici ve profesöre gösterilen bir gerilim simgesi adeta. filmin başındaki kabusta zamansız saatten sonra tabut taşıyan at arabası ile de yine ölüme gönderme yapmaktadır usta yönetmen. aynı saat sadece rüya ve kabuslarında değil gerçek hayatta da karşısına çıkar profesörün. ölmüş kardeşinden geriye kalan ve annesi tarafından yıllarca saklanan tek şey yine rüyasında gördüğü zamansız saattir. * * * *

    bergman filmiyle bizi sadece kuzey avrupa insanın hayatına değil tüm insanlığın hayatına dair bir yolcluğa çıkarır. filmin sonunda da sorar: yalnız olduğumuz için mi benciliz, bencil olduğumuz için mi yalnızız.
  • ingmar bergman'ın, senaryosunu hastanedeyken yazmış olduğu film.

    bergman, sjöström'ü önceleri bu film için uygun bulmamış, oynatmak istememiş. ancak yaşlı usta film ilerledikçe inanılmaz bir performans gösterdikçe bergman da hatasını kabul etmiş, sjöström'ün filme büyük katkı yaptığını belirtmiştir.

    --- spoiler ---
    sjöström'e dair ilginç olan bir diğer nokta da, tıpkı baş karakter isak borg gibi, onun da ölüme yakın olmasıymış. zaten victor sjöström, filmin bitişinden 2 buçuk yıl sonra, 30 ocak 1960'da vefat eder. ingmar bergman, bu isveç sinemasının kendisinden önceki önderinin performansını şu sözlerle anlatıyor:

    "yaban çilekleri'nin çekimi, zamana karşı bir mücadele oldu. yokolma güçlerine karşı verilen bir kavgaya, ürkütücü bir azim ve iradeye tanık olduk. mücadele her an sürüyor, bazen biz bazen de öteki taraf kazanıyordu... ve ben victor sjöström'ün yüzünü, çekinme duygusundan bağımsız bir merakla inceleyip duruyordum. bu yüz sessiz bir acı çığlığı gibiydi. bazen de kuşku verici bir yırtıcılık ve bir inilti bu yüzü kemiriyordu..."

    birçok sinemacı da, bergman'ın ileri dönem filmlerinde yüz çekimlerine ve yakın planlara sıklıkla başvurmasında, yaşlı ustanın yaban çilekleri'ndeki yüz ifadelerinden böylesine etkilenmiş olmasının büyük payı olduğunu düşünürler.

    --- the seventh seal için spoiler ---
    film, bergman adına, büyük yönetmenin metafizik kaygılardan arınmaya başlaması sürecine denk gelir. the seventh seal* filmindeki yoğun metafizik sorgulama, bu sefer senaryodaki ağırlığını yitirmiş, ancak iki gencin alaycı ve seviyesiz kavgası şeklinde karşımıza çıkmaktadır. bergman da, tıpkı filmde borg'un bir aşk şiiri okuyarak yaptığı gibi, bu tür sorulara karşı ilgisiz bir tavır takınmıştır. isak borg, filmde ingmar bergman'ı temsil ediyor şeklinde düşünülebilir. onun cevapları bergman'ın cevapları olarak algılanabilir.

    film, bir noktada yedinci mühür'ün bıraktığı noktadan devam ediyor, şöyle ki; yedinci mühür'deki ağır sorgulama, dünyevi mutluluğun ve sevginin yüceltilmesi ile son buluyordu, ve tüm bu değerlerin sembolü olarak da bir sahnede yaban çilekleri yer almaktaydı (zaten isveç dilinde yaban çilekleri, bergman'ın sembolik anlatımından ziyade, isveç halkının mutluluğu ve huzuru anlatmak için kullandığı bir deyimmiş). bir sonraki film olan yaban çilekleri de, adı üstünde dünyada huzuru ve sevgiyi bulamayan, geçmişi hatalarla dolu bir adamı anlatmakta, dolayısıyla yedinci mühür'de varılan sonuç, bu filmde tema olmuş ve derinlemesine işlenmiş. bu bağlamda bu iki efsanevi film bir arada izlenmeli ve değerlendirilmeli diye düşünüyorum.
    --- the seventh seal için spoiler ---
    --- spoiler ---

    tüm bunların yanında, filmde son derece yoğun bir sembolik anlatım var, müthiş bir görsellik var*, ve tabii ki gelecekteki muhteşem yapıtlarını o zamandan sezdirircesine olağanüstü derin sahneler var. daha da ötesi, sanki bunlar yetmiyormuş gibi, film boyunca seyircinin içini ısıtan ve yaşama sevinciyle dolduran bir sıcaklık var. bibi andersson var, max von sydow var, ingrid thulin var, gunnar bjornstrand var...
  • bir grup öğrenciye siyah beyaz fotoğrafçılık konusunda ders verecek olsam; doğru çerçeve nasıl hazırlanır, ton kontrastı, biçim kontastı nasıl sağlanır, ışıkla karanlık dengelenebildiğinde ne mükemmel görüntüler çıkabiliyor göstermek istesem, feyz almaları için bu filmin bir kopyasını ellerine verip istisnasız her karesini uzun uzun incelemelerini tavsiye eder, işimi hakkıyla yapmış olmanın verdiği rahatlıkla sınıftan ayrılırdım.
  • bergman der ki "yaban çilekleri benim değil victor sjoström'ün filmidir".
  • ingmar bergman 'in yazdigi ve yonettigi olaganustu film. yasli bir doktor hizmetlerinden dolayi kendisine verilecek onur odulunu almak uzere arabasiyla yola cikar. yolda yeni insanlarla tanisir, korkulariyla yuzlesir, gecmisiyle hesaplasir... buyuleyici bir filmdir.
  • 1957 yapımı ingmar bergman imzalı isveç filmi. gerçek zaman içinde yaşanılan flashbackleri ile eternity and a daye ilham kaynağı olduğu fikrini uyandırıyor. korku sahnelerinde kullanılan çekim ölçekleri halen günümüzde de kullanıldığından, bu filmi tam bir usta işi olarak tanımlamak yerinde olur. kabus sahnelerindeki gerçeklerle yüzleşme ve kullanılan akrepsiz-yelkovansız saat unsuru bilinçaltı patlaması yaşatır izleyende. siyah beyazdır,91 dakikadır, arşivliktir...
  • ruyalarin kacinilmaz bir arzu tasiyiciligi yani vardir, sinemaninsa yadsinamaz bir ruya tarafi. yasli bir adamin kacinilmazi beklerken kacirilanlari sorguluyan ruyalarinda ise basyapit mayasi vardir kacinilmaz olarak.

    "son bir aydir garip ruyalar goruyorum. sanki kendime uyanikken duymak istemedigim seyleri soyler gibi"

    smultronstallet gecmiste kalmis guzel anilarin hatirlandigi, kisinin bu hatirlamada huzur ve mutluluk buldugu anlar icin kullanilan bir deyimmis. isak borg ne zaman guzel bir aniya gitmeye calissa gecmiste kalmis, tatsiz birsey de var hep o aninin icinde. belki de ancak sinemada, yapabilecegimiz turden cesur bir ic hesaplasma var (cesaret izleyicinin degil elbet. izleyici cesareti olmadigi icin izleyici zaten).

    ...ve film ilk askin 'baska yaban cilegi kalmadi' demesi ile sona eriyor.
  • izleyeni sarsan yok yok sarsmak hafif kalır izleyeni döven film. kendimi bu filmden dayak yemiş gibi hissediyorum olm.

    --- spoiler ---

    profesörün oğlunun dünyaya bir çocuk getirmeyi reddetmesinin sebeplerini açıklarken söylediği şu cümle çok gerçektir:

    '' istediğimden bir gün bile daha fazla yaşamamı gerektirecek hiçbir sorumluluk istemiyorum. ''

    bergman'ın ellerinden öpüyorum ( akrepsiz ve yelkovansız bir zamanda tabi ki :) )

    --- spoiler ---
  • 'insanlarla olan ilişkilerimizde, temelde onların karakterini ve davranışlarını tartışır ve değerlendiririz.
    işte bu yüzden, bu sözde ilişkilerin tümünden kendimi geri çektim. bu benim yaşlılık günlerimi daha da yalnız kıldı.
    hayatım çalışmakla geçti ve buna müteşekkirim.'

    isac bu kelamları ile açılan bu film at gibi çalışıp gnleri ağır ağır ama yılları çarcabuk geçen bir adamın sona son düzlük kala vaziyetini anlatıyor.

    bu adamın 50 senelik çalışma hayatının ödülü bir adet uyuz ödüldür. sahi biz insan oğlu için de bu geçerli değil midir? çalış çabala karsılığı kol saati...

    gerçi mevzu bahis edilen isac kişisi ömrü hayatı boyunca hep sükutu hayale uğramış olduğu için kendini çalışmakla ve yalnız kalmak koruyor. acılarını ve sıkıntılarını ancak böyle tamir edebiliyor.

    pişmanlıkları dolu dolu dolmuş taşmış hatta. etseydim yapsaydım pişmanlığı değil bu yaptım ettim ve sonuçlarına katlanıyorum pişmanlığı. şüphe yok ki pişmanlığın insan ruhu üstündeki etkisi en faz tuz ruhu kadardır.

    bu filmi belki 50 defa seyrettim. her film bitince el lucevan stelle aryası kulaklarımda çaldı. aklımada hep samuel beckett'in şu dörtlüğü arz-ı endam etti;

    işte burada bu gerçeğe ulaştım nihayet...
    belki de en güzel yıllarım geride kaldı.
    bir mutluluk olasılığının varolduğu yıllardı.
    ama artık geri gelmelerini istemem.

    rivayet muhteliftir ki lazarus dirildikten sonra saçma sepelek bir dünyadansa karanlıklar vadisine geri dönmek istemiştir, eh isac efendi de kuyruğu titretirken hiç olmazsa makul ve vakur olmak gerektiğini herşeyi ile anlatıyor.

    bu filmi izlemediyseniz izleyiniz, izlemeyenlere izletiniz.