şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın yokolmasından önce yunusların insanlara bıraktığı son mesajdır.
  • "eğer birkaç david bowie'yi alıp bu david bowie'lerden birini diğerinin üstüne koyar, sonra da üstte duran david bowie'nin her iki kolunun ucuna birer david bowie daha ekler ve tüm bunları kirli bir plaj elbisesine sararsanız pek de john watson* gibi görünmeyen ancak onu tanıyanlar için oldukça tanıdık duran bir şey elde edersiniz" --douglas adams, so long and thanks for all the fish

    (edit: çeviriyi düzelten 24th fret'e teşekkürler)
  • şahane ve alabildiğine komik bir girişi vardır ki yapılmış en fantastik dünya tanımı olabilir, şu bir sayfayı okuyunca ondakika boyunca guy ritchie filmi izlemiş gibi olunabilir ya da uzun saatler boyunca rakı balık yapılmış gibi de olabilir.
    üşenmiyorum yazıyorum.

    "galaksinin batı sarmal kolu'nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır.
    bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki digital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.
    bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı-eskiden vardı: üzerine yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kağıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. bu da tuhaftı çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kağıt parçacıkları değildi.
    bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse mutsuzdu, digital kol saatleri olanlar bile.
    her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu.
    sonra adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık iki bin yıl sonra, bir perşembe günü, rickmansworth'de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti.
    ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden yerküre yeni bir hiperuzay kestirme yolunun yapılması için beklenmedik bir şekilde yok edildi ve böylece bir fikir yitip gitti, görünüşe göre sonsuza dek.
    bu, o kızın öyküsüdür"
  • üstad öldüğünde arkasından "so long and thanks for all the laughs" denmesinin de sebebi budur haliyle
  • aşağıdaki gibi tanıtılan douglas adams5+1 dizisinin dördüncü kitabının ingilizce adı.

    ''kahramanımız arthur dent muhteşem bir kriket atışıyla galaksiyi kurtardıktan sonra kafasını dinlemeye karar vermişti. özellikle de hayallerinizdeki kızla aslında olmaması gereken bir yerde karşılaşmışken.

    nasıl bir kızla mı?

    baktığınızda soluğunuzun kesileceği türden bir kızla; koyu renk saçları soluk ve ciddi bir yüzün etrafına dalgalar halinde dökülen bir kızla; önemli ama pek rağbet görmeyen bir erdemi simgelemek için bir bahçeye yerleştirilmiş heykele benzeyen uzun boylu bir kızla; bakıyor gibi göründüğü şeyden başka bir şeye bakıyormuş hissini veren bir kızla.

    bu kız, yani fenny, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti.

    ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden yerküre yeni bir hiperuzay kestirme yolunun yapılması için beklenmedik bir şekilde yok edildi ve böylece bu fikir yitip gitti, görünüşe göre sonsuza dek. bu kitap işte o kızın öyküsüdür. ''
  • serinin en kötü kitabı. aynı zamanda muhteşem.
  • bence gelmiş geçmiş en güzel roman girişine sahip kitap. ilk okuduğumda hayatımın gidişatını değiştirdi. orhan pamuk yeni hayat'ın başında "bir kitap okudum hayatım değişti" diyordu ya, kimse de böyle deli saçması bir şeye inanmak istemez. ama inanmalısınız, çünkü bunun doğruluğunun kanıtı benim.

    "galaksinin batı sarmal kolu'nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır.

    bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırksekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.

    bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı -eskiden vardı: üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi.

    bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse mutsuzdu, dijital kol saatleri olanlar bile.

    her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerinin düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu.

    sonra, adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık iki bin yıl sonra, bir perşembe günü, rickmansworth'de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti.

    ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden yerküre yeni bir hiperuzay kestirme yolunun yapılması için beklenmedik bir şekilde yok edildi ve böylece bu fikir yitip gitti, görünüşe göre sonsuza dek.

    bu, o kızın öyküsüdür."

    unutmadan havlu gününüzü kutlarım. yerkürenin bazı yerlerinde 25 mayıs geçse de evrenin pek çok yerinde 25 mayıs yaşanıyor. o nedenle kendimi geç kalmış saymıyorum.
  • bir gün yunusların gitme ihtimali ile her duyduğumda feci hüzünlendiren kitap ismi. kitabı okumadım bu arada ama az önce sipariş ettim, yakında nihayet okuyacağım.

    mahjong oynuyordum, nerelere geldim... telefona mahjong solitaire yüklemiştim, değişik bir şey çıktı, normal şekiller yerine balıklar, mercanlar, yunus, balina... deniz deyince aklınıza gelecek her şey var. pek keyifle oynarken bir an bir gün hiçbirinin olmayacağını düşünüp üzüldüm ve bu cümle geldi aklıma. çin'deki nehir yunusunun nesli 2000'li yıllarda tükenmiş. bu ne ilk ne son. hepsi bir bir gidiyor. onlarsız ne kadar boş ve çirkin bir dünya olacak, kimse bunu düşünmüyor... ben o günleri görmeyeceğimi umuyor, görecek olanlara şimdiden sabır diliyorum.

    "vapurla giderken boğazdan yunusların geçtiğini gördük biz evladım. çok güzeldiler, güzel günlerdi..."

    yazık...
  • sanırım serinin en sevdiğim kitabı bu. --sanırım diyorum çünkü hem maceraya dalıp "dahaaa dahaa" dedirttiği için otostopçunun galaksi rehberinden vazgeçemiyorum, hem de evrenin sonundaki restorana gidip garsonun nefis,leziz kaburgalarından tutup şöyle güzelce bir sıktırmak istiyorum.--

    ayrıca tahminim o ki, o güne kadar pek de ilgi duymamış bir sürü insana ansızın yunusları sevdirivermiştir. bu açıdan da mühim.

    birileri bir yerlerde insanların garipliğinden, genel garipliklerden her bahsettiğinde kitapta yer alan aşağıdaki bölümü hatırlıyorum. -- kitabı(hatta kitapları) okumamış bir insana yalnızca bu kısımdan bahsetmeye çalışmak genelde beyhude bir çabadan öteye gitmediğinden, çoğu kez düşünüp kendi kendime kikirdemekle yetiniyorum.--

    kendisine "akıllı wonko" diyen, tecrit bir hayat süren wonko amca bu durumu açıklarken bir kürdan kutusundan bahsediyor:


    işte bana en sonunda her şeyden el ayak çektiren sözcükler. aslında bu oldukça ani oldu. o sözcükleri gördüğümde ne yapmam gerektiğini biliyordum.
    "çubuğu ortasına yakın bir yerden tutun. sivri ucu ağzınızda ıslatın. iki diş arasındaki boşluğa sokun ve diş etine kadar ittirin. nazik bir şekilde ileri geri oynatın" "