şükela:  tümü | bugün
  • nedense hep nostaljisi yapilan, guzel anilan evlerdir. cocuklugun eski guzel gunlerini hatirlatan, herkesin bir arada oldugu, sicacik sobanin etrafinda toplastigi, kestane kizarttigi, sobadan cikan huzur veren alevin sesini dinledigi...
    sobali ev oysa cocuklugun soguk geceleri demektir kimi zaman. uyurken usumek, uyanirken usumek, mutfakta usumek, tuvalette, banyoda, usumek demektir.
    usumenin sevimsiz bir tarafi var.
    usumenin yoksullukla ilgili de bir tarafi var. bazen yakacak bulamamak, isinmak icin komsuya gitmek, evde battaniyeye sarilmak, her kis yakacak derdi demek. her kis isinma derdi demek. sobali ev bir orta sinif nostaljisi degildir her zaman. herkes icin. ve her cocuk, her anne, her baba icin. sevmiyorum ben sobali evleri, acitan bir tarafi var.
  • kaloriferli evde oturanların elektrikler kesildiğinde özendikleri,bulunmak istedikleri ev.
  • her yıl eylül, ekim aylarında, kömür fiyatlarının arttığından, yazın almak gerektiğinden bahsedilirdi. tarafımızdan sevinçle karşılanırdı sobanın gelişi. annem, artık evin daha çabuk kirleneceğinden, her sabah sobayı tutuşturmanın zorluğundan yakınırdı. pazar günü banyo yapılır, çamaşırlar boruya asılan tellerde kurutulurdu. ev çamaşır suyu kokardı hep. üstünde çay yapılır, kestane pişirilir, sabahları ekmek kızartılırdı. bebeklere öğretilen en önemli şeylerden biriydi sobanın cıs olduğu. akşam sofralarında, sobanın o gün nasıl bir performans gösterdiğinden bahsedilirdi. annem ''bugün soba çok iyi yandı, bütün yemekleri üstünde pişirdim'' ya da '' naalet soba tüttü bugün hep, daha geçen hafta temizlemedik mi biz bunun borularını'' derdi. fındık, çekirdek, ceviz gibi yiyeceklerin kabukları saklanırdı bir gün sonra sobayı tutuşturmak için. misafirler gelince sobanın etrafı boşaltılır, konuklar buyur edilirdi evin en güzide köşesine. bi de gece, ışığının tavandaki oynaşmasını izleyerek uykuya dalardık kardeşlerimizle yattığımız çekyatlarda.
  • sobalı ev soğuk demekti, buz gibi bir evde uyanmak, tir tir titremek. ama aynı zamanda sevgi demekti çocuklar için, korunma, sarıp sarmalanma sevgiyle. içeriden bir bağırma "çocuklar kalkmayın daha, babanız yaktı sobayı, ısınır şimdi ev". onlar erkenden kalkıp soğuk olmasın diye çocuklarının günü, hayatı, ellerinden geleni yapmışlardır çoktan. o yüzden her türlü zorluğuna, olumsuzluğuna rağmen hem anne babalar hem çocuklar tarafından güzel hatırlanır eskinin sobalı evleri.
    bir de buram buram kokan kızarmış ekmek kokusu... sabah kahvaltısında yenen üzerine yağ sürülmüş ve azıcık tuz serpilmiş kızarmış ekmekler. kimbilir belki de şimdi hangi restorana gitsem ilk istediğim şeyin kızarmış ekmek ve tereyağ olmasının tek sebebidir sobalı evler...
  • çocukluk demek,izmir demek...sabah üşümek,akşamları kestaneyi daha keyifli yemek demek.''sobaya dokunma ''nın ilk öğrenilen cümlelerden olması demek.sobanın üstünde duran güğümden sıcak su taşınıp banyo yapılması demek.
  • banyodan sonra bornozla yanında oturulup, çizgi film izlenen ev. huzur evi.
  • insanı hayattan sogutan evdir.tuvalete gidemezsin adam gibi,agız tadıyla banyo yapamazsın,bir oda ısınır digerleri buz gibidir vs.
    kaloriferli evlerde hayatınızın bir bölümü geçtiyse;sevgidir nostaljidir bilmemnedir geçiniz hepsini.bir gün bile yasamak istemezsiniz sobalı evde.
  • bahar temizliği ifadesinin ortaya çıkmasına sebeptir...

    hiç bir kaloriferli ev bahar gelince badana yapmaya kasmaz mesela... sobalı ev ise bir baharda kaytarsa bile diğer bahar mecburdur tavandan, duvardan isleri temizlemeye...
  • hayatın eşit şartlarda başlamadığını, başarmak için, birilerine göre "başarılı sayılabilmek" için aşılması gereken, üstesinden gelinmesi gereken onlarca şey olduğunu bilmek demek sobalı ev. evin ısınabilen tek odasında aile fertleriyle "ders çalışmaya çalışmak" demek. televizyon sesiyle ders çalışmayı öğrenmek demek. haftasonları kömürlükten; odunları, kömürleri onlarca merdiveni çıkarak ve donarak taşımak demek. elektrikli battaniyeyi yatmadan önce fişinden çıkarmayı unutmamak demek. geceleri yüzünüz donmasın diyerek, kafanızı üşümemesi için battaniyenin altına sokarak uyumaya çalışmak; yıllar sonra yaz aylarında olsa bile "kafanızı neden pikenin altına soktuğunuzu" soranlara bu hikayeyi anlatmak demek.