şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ağustos sayısında carpentier ve jack dempsey'nin ringde karşı karşıya geldiği anla ilgili yazılan yazıda şöyle bir cümleye yer veren dergi,

    "hayatın asıl trajedisi kaybetmek değildir, az kalsın kazanacak olmaktır"

    sanıyorum bu dergi bunun için en iyisi.
  • niye socrates dergi diye yazılıyor ve anılıyor merak ettiğim yayın. bu naber dergi falan da aynı şekilde. trend herhalde amk. hiç milliyet gazete, açlık oyunları kitap, sebastian şarkı diyor muyuz? demiyoruz. hadi bari illa kullanacaksın dergisi diye yazılır o. bilmem ne magazine diyen ingilizlerden aparmaya çalışınca olmuyor. sik gibi duruyor afedersin.
  • ılk sayısına olan ilgi şaşırtıcı derecede fazla. ama insan dusunmeden edemiyor. ali ece nerede?
  • her ay aldığım dergi. lakin her ay aldığım dergiler içinde, tek oturuşta bitiremediğim tek dergi.

    bu ay hollanda futbolu / milli takımıyla ilgili simon kuper'e yaptırılan analiz çok güzeldi. ha bir de, slaven bilic'in röportajında, önder özen'le yaşadığı çatışmanın ne hakkında olduğu hariç yeni hiçbir şey okumadım. olmamış maalesef. aslında bunları söylemeye geldim.

    gelmişken düşüncelerimi de söyleyeyim dergiyle ilgili. en verimli, ufuk açıcı bulduğum kısımlar sporcularla vs. yapılan röportajlar oluyor. okuma kondisyonum düştüyse de, bir sonraki sayfada röportaja rastlarsam mutlaka bitiriyorum. bunun dışında, `caner eler'in "maç konuşması" güzel noktalara temas ediyor, tanıl bora, murat murathanoğlu gibi isimler yazılarında ritmleri düşük olsa da bir şekilde farkı belli edebiliyor.

    kondisyonumu düşüren kısımlar ise isimlerini aklımda tutamadığım yazarların x sporcuyla ilgili yazıları oluyor genelde. burada birkaç sorun var bence: niyet öyle olmasa da yazı "edebiyat yapmaya" kayabiliyor. bu konunun çok açılımı var... "şu çok zeki adamın hayatına da spor şöyle girmiş", "şu çok para kazanan sporcu da şöyle yufka yüreklidir" güzellemeleri, sporun-sporcunun prestijini yükseltme güdüsünün modası tam şuan geçiyor olabilir. yahut artık buna gerek olmayabilir. bu açıdan mıcırlı bir evrede dergi.

    burada tabi, yazarların yetersizliğinin de payı var. türkiye'de anlamı, edebi yönü kuvvetli, socrates dergi'nin amaçladığı şekilde yazabilecek insan sayısı dergideki kadar değil. burada belki okuyucu da sabırlı olmalı. bu da tamam. fakat türkiye'deki edebiyatı da maalesef sarıp sarmalayan, bana göre modası çoktan geçmiş olması gereken "abi halk, sosyalizm, halk çocuğu, biz de serseriyiz ama iyi okuruz, hayat babamın eve alkollü geldiği akşamlar bilmemne gibidir" akımından derginin toy yazarları da nasibini almış durumda. hah, beni en çok yoran, sıkan nokta bu. çünkü bu "edebiyat" ancak edebiyatın güçlü olmadığı ülkelerde var olabilir. türkiye'de edebiyat, türkçe pop / rock vs. şarkılarına benziyor. bir karşılaştırın, örneğin dergide yer alan morrissey'in şarkılarında "bu sabah balık pazarına gittim / yüzsüz kasiyerli marketten bira aldım / biranın gazı kaçmış / balığın kılçığı boğazıma takıldı / kılçıkla uğraşırken perdeyi yaktım" gibi spesifik anlatımlar, konular seçilir. ülkemizde ise "çok üzgünüm / bana dön / aldattın beni / başka adamlarlasın herhalde / unutmak çok zor" gibi genel-geçer, aynı cümleyi sözcüklerin yerini değiştirerek 3681 kez kuran şarkılar yapılır. şuan ana akım / popüler edebiyatta da aynı sorun mevcut. bunun da, edebiyatın güçlü olmaması, kültürün korunamaması, kültürün henüz dışarıya açılması, kültürün yeni olması, yazanın okumaması, okuyanın yazmaması gibi onlarca nedeni var.

    sözün özü, evet hayatla spor elbette mütemadiyen bağdaşıyor. buradan birçok çıkarım da yapılabilir. fakat bu yetersiz bir seviyede, sürekli, "aranarak" yapılınca sıkıcı olabiliyor. simon kuper gibi spor otoritelerine, kendi ülkelerine dair analizler yaptırmak, hatta mümkünse daha uzun yaptırmak daha ufuk açıcı. ve hatta edebiyatın altı biraz kısılıp, her sporda daha teknik, daha spesifik yazılar yazılır, analizler yapılırsa, google bir kenara, internetten ulaşamayacağımız noktalara gidebiliriz.
  • yeni yayınlanacak olan sayısında bana da yer vermesi gereken vasat dergi. ben de çok güzel futbol ajitasyonu yaparım, biraz da ben entel ve çakma solcu tokatlayayım. misal;

    “ umudunu kaybetmiş bir halkı hayata bağlamanın tek yoluydu belki de futbol, her şut bir çığlık, her pas bi yardım çağrısı demekti ama her gol bir devrimdi. işte bu yüzden luiz henrique attığı golün bir diktatörün elinde kan ağlayan mağrur ama gururlu halkı için ne ifade ettiğini ancak 47 sene sonra anlayabildi”
  • güzel dergi, benzersiz dergi. ama bunların yanında iki büyük handikaba sahip dergi.

    ilki günceli tam anlamıyla takip etmemesi. ikincisi ise yazarların kendilerini kanıtlama sevdasıyla fazlasıyla romantizme kapılıp içeriği ikinci planda bırakmaları ve edebiyatçı gibi takılmaya çalışmaları. ikisi de derginin kolay okunurluğunu ve ilgiyi koruyabilmesini engelleyecek durumlar. dergiciliğin gerilediği bir devirde bu iki hataya düşmemeleri lazım.
  • haziran sayısında geziyi unutmamış seçimlere selam çakmış muhteşem dergi. son sayfadaki gezi tablosu mükemmel.

    fazla romantik olduğu eleştirile dursun böyle bir türkçe derginin var olması bile bizi çok şanslı yapıyor.

    üç sayıyı da çıktığı gün alıp hatim etmiş biri olarak tek eleştirim sayfalara işleyen matbaa kokusu.

    https://twitter.com/…ergi/status/604921679157051392
  • olmuş demenin az geldiği dergi. hayatla sporu, edebiyatla futbolu, hayalkırıklığıyla heyecanla izlediğin maçta yenilmeyi, müzikle tezahüratı bir arada tutan hikayeleri okumayı hep çok sevdim. kaan koçu da mesela sırf bu yüzden çok sevdim, otda yazdıklarından, futbola da şiire de düşkün olduğumdan. mahalledeki abileri halısahaya bağlamasından.
    socrates jagger lanetini yazmış, onur ünlü'ye yazdırmış, maradona jordan karşılaştırması yapmış, sezen'i solda oynatmış, derginin küçük küçük hoşa giden bi' milyon ayrıntısı da cabası. (o mu bu mu da 1-0-2 seçimleri mesela?!)
    okumaya kıyamıyorum, o kadar sevdim ki, o kadar olur.
    boşuna bok atmayın, dünya tatlısı iş yapmışlar.
  • bütün futbol romantiklerini toplayan dergi. yalnız uğur meleke'nin de olması lazım bu işte.
  • öncelikle, spor dergiciliğinde ayakta kalmak için gereken yegane felsefeyi ve içeriği benimsemiş dergi. bu anlamda doğru bir hamle. ancak türkiye için, katkı sunanlar adına bir hobinin ötesinde anlam taşıyorsa, ticari olarak ayakta kalması orta vadede oldukça zor.

    bu tür dergiler çıktığında, kalitesine sevineceğim yerde, dergi çaresiz kapanacağı zaman üzerinden yapılacak ıslak romantizmin tasası tutuyor beni.