şükela:  tümü | bugün
  • bi teoriye göre de futbol sadece futboldur. bugün lamborjiniye binip silikondan köylü güzelleriyle gezen düz adamlara da 20 sene sonra anlamlar yüklenip imge imge imgelenecekler mi merak ediyorum. milyarlık endüstriyi türlü hüzünle, nostaljiyle harmanlayarak şerefli ikincilikler, onurlu mağlubiyetler edebiyatı çabalarından bi tanesi daha.
  • ağustos sayısında carpentier ve jack dempsey'nin ringde karşı karşıya geldiği anla ilgili yazılan yazıda şöyle bir cümleye yer veren dergi,

    "hayatın asıl trajedisi kaybetmek değildir, az kalsın kazanacak olmaktır"

    sanıyorum bu dergi bunun için en iyisi.
  • niye socrates dergi diye yazılıyor ve anılıyor merak ettiğim yayın. bu naber dergi falan da aynı şekilde. trend herhalde amk. hiç milliyet gazete, açlık oyunları kitap, sebastian şarkı diyor muyuz? demiyoruz. hadi bari illa kullanacaksın dergisi diye yazılır o. bilmem ne magazine diyen ingilizlerden aparmaya çalışınca olmuyor. sik gibi duruyor afedersin.
  • ılk sayısına olan ilgi şaşırtıcı derecede fazla. ama insan dusunmeden edemiyor. ali ece nerede?
  • her ay aldığım dergi. lakin her ay aldığım dergiler içinde, tek oturuşta bitiremediğim tek dergi.

    bu ay hollanda futbolu / milli takımıyla ilgili simon kuper'e yaptırılan analiz çok güzeldi. ha bir de, slaven bilic'in röportajında, önder özen'le yaşadığı çatışmanın ne hakkında olduğu hariç yeni hiçbir şey okumadım. olmamış maalesef. aslında bunları söylemeye geldim.

    gelmişken düşüncelerimi de söyleyeyim dergiyle ilgili. en verimli, ufuk açıcı bulduğum kısımlar sporcularla vs. yapılan röportajlar oluyor. okuma kondisyonum düştüyse de, bir sonraki sayfada röportaja rastlarsam mutlaka bitiriyorum. bunun dışında, `caner eler'in "maç konuşması" güzel noktalara temas ediyor, tanıl bora, murat murathanoğlu gibi isimler yazılarında ritmleri düşük olsa da bir şekilde farkı belli edebiliyor.

    kondisyonumu düşüren kısımlar ise isimlerini aklımda tutamadığım yazarların x sporcuyla ilgili yazıları oluyor genelde. burada birkaç sorun var bence: niyet öyle olmasa da yazı "edebiyat yapmaya" kayabiliyor. bu konunun çok açılımı var... "şu çok zeki adamın hayatına da spor şöyle girmiş", "şu çok para kazanan sporcu da şöyle yufka yüreklidir" güzellemeleri, sporun-sporcunun prestijini yükseltme güdüsünün modası tam şuan geçiyor olabilir. yahut artık buna gerek olmayabilir. bu açıdan mıcırlı bir evrede dergi.

    burada tabi, yazarların yetersizliğinin de payı var. türkiye'de anlamı, edebi yönü kuvvetli, socrates dergi'nin amaçladığı şekilde yazabilecek insan sayısı dergideki kadar değil. burada belki okuyucu da sabırlı olmalı. bu da tamam. fakat türkiye'deki edebiyatı da maalesef sarıp sarmalayan, bana göre modası çoktan geçmiş olması gereken "abi halk, sosyalizm, halk çocuğu, biz de serseriyiz ama iyi okuruz, hayat babamın eve alkollü geldiği akşamlar bilmemne gibidir" akımından derginin toy yazarları da nasibini almış durumda. hah, beni en çok yoran, sıkan nokta bu. çünkü bu "edebiyat" ancak edebiyatın güçlü olmadığı ülkelerde var olabilir. türkiye'de edebiyat, türkçe pop / rock vs. şarkılarına benziyor. bir karşılaştırın, örneğin dergide yer alan morrissey'in şarkılarında "bu sabah balık pazarına gittim / yüzsüz kasiyerli marketten bira aldım / biranın gazı kaçmış / balığın kılçığı boğazıma takıldı / kılçıkla uğraşırken perdeyi yaktım" gibi spesifik anlatımlar, konular seçilir. ülkemizde ise "çok üzgünüm / bana dön / aldattın beni / başka adamlarlasın herhalde / unutmak çok zor" gibi genel-geçer, aynı cümleyi sözcüklerin yerini değiştirerek 3681 kez kuran şarkılar yapılır. şuan ana akım / popüler edebiyatta da aynı sorun mevcut. bunun da, edebiyatın güçlü olmaması, kültürün korunamaması, kültürün henüz dışarıya açılması, kültürün yeni olması, yazanın okumaması, okuyanın yazmaması gibi onlarca nedeni var.

    sözün özü, evet hayatla spor elbette mütemadiyen bağdaşıyor. buradan birçok çıkarım da yapılabilir. fakat bu yetersiz bir seviyede, sürekli, "aranarak" yapılınca sıkıcı olabiliyor. simon kuper gibi spor otoritelerine, kendi ülkelerine dair analizler yaptırmak, hatta mümkünse daha uzun yaptırmak daha ufuk açıcı. ve hatta edebiyatın altı biraz kısılıp, her sporda daha teknik, daha spesifik yazılar yazılır, analizler yapılırsa, google bir kenara, internetten ulaşamayacağımız noktalara gidebiliriz.
  • güzel dergi, benzersiz dergi. ama bunların yanında iki büyük handikaba sahip dergi.

    ilki günceli tam anlamıyla takip etmemesi. ikincisi ise yazarların kendilerini kanıtlama sevdasıyla fazlasıyla romantizme kapılıp içeriği ikinci planda bırakmaları ve edebiyatçı gibi takılmaya çalışmaları. ikisi de derginin kolay okunurluğunu ve ilgiyi koruyabilmesini engelleyecek durumlar. dergiciliğin gerilediği bir devirde bu iki hataya düşmemeleri lazım.
  • bisiklet, özellikle yol bisikleti denildiğinde aklıma ilk olarak tour de france sonra da caner eler geliyor. bu yarışı caner ve eurosport türkiye'deki çetesinden dinleyip izlemek başlı başına keyif benim için. çete yorum yapmakla yetinmeyip socrates'in bu ayki sayısına dört de güzel yazı hazırlamış. le tour severlerin kaçırmamasını tavsiye ederim.

    inan özdemir "kağıt parçası" adını verdiği yazısında le tour'un tarihinden, turu yaratan l'equipe gazetesinden(dergi) bahsediyor.

    berkem ceylan "hollanda'dan başlayan düşler" yazısında ise bu sene tur'un hollanda'dan başlaması ve bisikletin hollanda için önemine değiniyor.

    aydan çelik ise giro d'italia ile tour de france'ın karşılaştırmasını yapmış.

    sarper günsal "bilinmeyen şampiyon" yazısında üç le tour, bir de dünya şampiyonluğu kazanmış louison bobet ve kardeşinin hikayesini kaleme almış.
  • haziran sayısında geziyi unutmamış seçimlere selam çakmış muhteşem dergi. son sayfadaki gezi tablosu mükemmel.

    fazla romantik olduğu eleştirile dursun böyle bir türkçe derginin var olması bile bizi çok şanslı yapıyor.

    üç sayıyı da çıktığı gün alıp hatim etmiş biri olarak tek eleştirim sayfalara işleyen matbaa kokusu.

    https://twitter.com/…ergi/status/604921679157051392
  • olmuş demenin az geldiği dergi. hayatla sporu, edebiyatla futbolu, hayalkırıklığıyla heyecanla izlediğin maçta yenilmeyi, müzikle tezahüratı bir arada tutan hikayeleri okumayı hep çok sevdim. kaan koçu da mesela sırf bu yüzden çok sevdim, otda yazdıklarından, futbola da şiire de düşkün olduğumdan. mahalledeki abileri halısahaya bağlamasından.
    socrates jagger lanetini yazmış, onur ünlü'ye yazdırmış, maradona jordan karşılaştırması yapmış, sezen'i solda oynatmış, derginin küçük küçük hoşa giden bi' milyon ayrıntısı da cabası. (o mu bu mu da 1-0-2 seçimleri mesela?!)
    okumaya kıyamıyorum, o kadar sevdim ki, o kadar olur.
    boşuna bok atmayın, dünya tatlısı iş yapmışlar.
  • bütün futbol romantiklerini toplayan dergi. yalnız uğur meleke'nin de olması lazım bu işte.