şükela:  tümü | bugün
  • birkaç senedir inceliyorum bu platformu. çıkan sanatçıları, dinleyen kitleyi. birçok video izledim. istisnalar dışında ben pek kayda değer bir şey bulamadım. ama tabi olay türkiye gibi müzik konusunda dünyada zirvelere oynayan bir coğrafya olunca iyi-kötü ayrımına gitmeden her türlü alternatif yönelim, farklılık şaşırtıcı konumlara gelebiliyor.

    sofar sounds neden en çok istanbul'da tuttu, neden mesela londra'da veya berlin'de böyle tutmuyor. türklerin videoları milyon izlenirken, neden elin ingilizi yirmibinlerde kalıyor:

    1. türkiye'de kendini alternatif olarak tanımlayan müzisyen kesmin büyük bir çoğunluğunun eline gitar alıp bohem sözlü şarkılar yazıp bunları ajdar cesaretiyle halkla paylaşmaktan başka bir şey yapmaması, yapamaması veya bundan fazlasını yapacak düşünsel birikime sahip olmaması. dolayısıyla farklı görünmek isteyen gençliğin elimizde bir bu var diyerek müziğin üzerinde kafa yormadan sahiplenmesi.

    2. tembel türk dinleyicisinin önüne alternatif diye sunulan, yeni minimal türk underground müzik hareketi olarak tabir edilen bu müzikleri; evlerinde ellerinde kahve bardağı, konserde bomonti ile kendilerini melankolik ruh hallerine sokmaya çalışarak, anlıyormuş gibi yaparak aslında pek de bir şeyden anlamayarak dinleyen bir kitlenin olması. varoşta geleceği olmayan bir genç bu tavırları görse morali düzelir bir ben çekmiyormuşum şu dünyada diye.

    3. bu kusursuz arz-talep dengesine sahip alışverişi eleştiren olmaması sebebiyle bir tür kısır döngü içine girilmesi. bence bu akım 2-3 yıl önce çoktan bitmiş olmalıydı. ama türk dinleyicisi çok ayrı bir sosyolojik vaka. bu akım şekerli bir sakız gibi. yarım saat boyunca çiğneyip atmak gerekiyor, halbuki şu an ağızda 4 saat tutup şekersiz tatsız bir hale getirip çeneyi yormaktan başka bir şeye yaramamakta. en sonunda bir pizzacıda sandalye altında yapıştırılmış şekilde hayatına devam edecek.

    4. türklerde müzikteki en önemli kıstasın vokal olduğu fikrinin çok daha uç seviyelerde olması. yani eğer sesin güzelse, sen istersen (gerçi istemesen de böyle oluyor) altyapıyı gayet vasat bir şekilde oluştur, o müziğin tutma ihtimali çok yüksek. haliyle sofar'a çıkan müzisyenlerin hepsinin sesleri allah vergisi ama hepsi aynı ton. aynı tavır, aynı mimik, aynı kafa, aynı gitar, aynı gitar melodileri, aynı minimalizm adı altındaki tembelcilik, vizyonsuzluk.

    -------------------------------------------------------------

    türkiye'de müzik adına eleştirilerimi maalesef sadece istanbul'a yapabiliyorum. geri kalan şehirlerde müzik adına eleştirilecek veyahut buna değer herhangi bir şey yok çünkü. adana'nın, eskişehir'in, muş'un nesini eleştireyim ben yani.

    türkiye'de müzik nasıl ilerler derseniz. ne zaman dinleyici müziği sanat eseri olarak ele alıp, şarkı şarkı değil albüm albüm dinler; albümü araştırır (kimler yapmış, nasıl yapmış, nerede/ne zaman/hangi koşullar altında yapmış, hangi prodüktörle çalışmış, o prodüktör nasıl bir herif, albüm kapağını kim dizayn etmiş); dinlediği müziğin tarihini, nelerden etkilendiğini merak eder neleri etkileyebileceği konusunda kafa yorar; yabancıysa sözlere değer verir, bu sözlerin arkasındaki kültürel ve kişisel tarih hakkında düşünür; dinlediği albümü çıkaran grubun konser performanlarını izler, yakındaysa konserlerine gider, çok beğendiyse albümlerini satın alır; grupla yapılan röportajları takip eder hatta magazinel hayatlarına da burnunu sokar; takip ettiği online veya elle tutulur müzik alanları olur işte o zaman bir şeyler değişmeye başlar.

    burada insanlar konsere gitmiyor mu diyeceksiniz. evet gidiyor. ama fark şu. yurtdışında insanlar sevdikleri grupların konserlerine gidiyor, burada giden de konser varmış diye gidiyor. yurtdışındakiler bir önceki paragrafta bahsettiğim bir süzgeçten geçerek o konser salonuna adım atarken, buradaki dinleyici sadece youtube veya spotify'dan dinlediği bir şarkı geçmişiyle alanda yerini alıyor. bu yüzden yurtdışındaki bir grubun konserindeki dinleyicisi kitlesi çok daha enerjik, heyecanlı ve havasında oluyor. coşuyor, coşturuyor. dikkat edin buradaki gruplar yurtdışı ve yurtiçi arasında kıyaslama yaptıklarında her zaman yurtdışındaki kitlenin daha heyecanlı ve coşkulu olduğunu söylerler. işte bu fark bir önceki paragrafta anlattığım farklılıklarla alakalı. bu farklılıklar dinleyici için bir tür temel atmak aslında.

    bir kere bu temeli atıp, bu kültürü benimsedikten sonra esasen şarkı formatında müzik dinlemenin bir sakıncası yok. zaten albüm formatında müzik dinleyen insanlar da tabiki kendi şarkı listelerini oluşturmayı sever falan filan. olay bir şarkıyı sevdiğinde albüme geçiş yapabilmek veya bir müzik keşfedilecekse onun şarkı yoluyla değil albüm dinleyerek keşfedilmesi yoksa bir albümü anladıktan sonra illaki oradaki 3-4 şarkı daha çok dinlenecek ve sevilecektir. neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmek gibi bir şey bu. tümdengelim ve tümevarım mekanizmalarının çalışması. bizdeki olay ne gelim oluyor ne de varım. insanlar şunun farkında değil: dinlenilen şarkı o albüm veya müzisyen için bir demodur, bir tanıtımdır. bir filmin fragmanı gibidir. sadece şarkı dinlemek, sadece fragman izlemek gibi bir şey veya kitabın arka kapağını okumak. nasıl kitapların konusunu okuyarak edebiyat kültürü oluşturabilmek imkansızsa, şarkı formatında müzik dinleyerek müzik kültürü oluşturmak o kadar imkansızdır.

    sonuç olarak bahsettiğim süreçten geçerek müzik dinleyen bir toplumun içinden çıkacak müzisyen de esaslı olacaktır. sonuçta her müzisyen aynı zamanda bir dinleyicidir ve vaktinde sadece bir dinleyiciydi. iyi müzisyen ve iyi dinleyici paslaşmasıyla kulaklar gelişecektir, bu iki taraf birbirini kaliteye doğru ittikçe türkiye'de müzik kültürü bu sefer gerçekten filizlenmeye başlayacaktır. şu anda tabiki bu olmayan kültür içinde sanki çok zengin bir ortam varmış izlenimi yaratan istisna müzisyen ve gruplar da vardır. şimdi replikas, she past away, balina vs. diye tepki mesajları gelmesin. ama bu gruplar toplumda istisnadır.

    sofar sounds'un ekmeğinde ve başarısında gözüm yok ama müzik açısından kültürü oturmuş bir toplumda sofar gibi oluşumların oransal açıdan belli bir noktadan sonra büyümesi çok zordur. bu yüzden istanbul sofar çatısı altında bir istisna.
  • sofar sounds ankara neden olamıyor bi' kere?

    nerede bu müzisyenler?
    nerede bu insanlık?

    sitemliyim! yutub vidyöleri her ne kadar gülümsetse de, fazlasını istiyorum ben neticede.
  • sofar istanbul hakkında zamanında elli tane şey söylemiştim yakın çevreme. tam bir türk olarak, bu iş aslında şöyle olmalı şunlar şunlar yapılmalı vs. diye söylenip durdum.

    daha sonra bir kaç sofar konserine katıldım istanbul'da, düşüncelerim çok fazla değişmedi. çok güzel bir olaydı ama daha iyisi yapılabilir bir sürü imkan var istanbul'da diye düşündüm durdum.

    sonra londra'ya geldim ki burası membahı sayılır sofar konserlerinin, ayda 7-8 sofar konseri yapılıyor. burada bir kaç tane sofar konserine katıldım, daha sonra cambridge, edinburgh ve manchester gibi bir kaç şehirde daha katıldım.
    sonra düşüncelerim büyük ölçüde değişti. organizasyon olarak istanbul ekibi gerçekten çok iyi iş çıkarıyor tüm türkiye şartlarına rağmen. çok özverili çalıştıklarını düşünüyorum.

    müzisyen bazlı da değerlendirmek isterim: katıldığım sofar istanbul konserlerinde müzik çok güzeldi her zaman. ancak müzisyen tavırları bazen sinir bozucu olabiliyor. hak edilmemiş o egoyla o sahnede olmaları bazen çok çekilmez bir durum yaratabiliyor. çoğunlukla rahat değiller. tabii ki bunu hepsi için söylemiyorum. mesela bir nilipek, miss crowley,kalben, adamlar izledim ki gerçekten de tadından yenmez. hem duruşları hem sahne performansları. britanya'da ve muhtemelen diğer pek çok yerde bu biraz daha farklı. neredeyse sıfır egoyla çıkmışlardı sahneye, çok samimi çok insancıldılar.

    teknik olarak karşılaştırmak gerekirse ses ekibi olarak sofar istanbul biraz zayıf kalıyor. yer yer video ekibinin de çok iyi iş çıkarmadığını söylemek yanlış olmaz. ancak farkettiğim bir şey daha var ki, istanbul ekibi işini eksiksiz ve mükemmel yapmaya çalışıyor. britanya'da ise olmuyorsa kasmadan bırakıp "aman bu da böyle olsun" diyorlar.

    son söz olarak, tebrik edilmesi gereken bir ekibin eseri.
  • son zamanlarda dinlediğim en güzel türkçe şarkıları bana hediye eden, öğrenmeme imkan veren huzurlu, kaliteli organizasyon.
    şarkı söylemek istiyorum ben ya, bir kez daha anladım.

    ayrıca no land diyorum ve susuyorum..
  • kolu kırılmış gibi elinde boş bomonti şişesiyle ayakta mal mal sağa sola bakan müptezel seyirci grubundan ve tamamen amerikan folk müzik tarzı müzikler ve alt damağında 0.7 kalem ucu varmış gibi şarkı söyleyen ibne vokallerden oluşan saçmalıktır.
  • sofar sounds istanbul sadece bir platformdur, dünyada sayısız akustik konser video serisi var ve imkanlarından ve konseptlerinden dolayı ne kadar farklı türlerde müzik yapan insanlar ağırlasalar da teknik yeterlilik ve set up'tan dolayı günün sonunda aynı janr ağırlıyormuş gibi oluyor. kaldı ki müzik projeleri benzer janrlar ağırlamaya devam edebilir, bu bir tercihtir. sofar istanbul bugüne kadar singer songwriter da, grup da, gitar virtüözü de, spoken word de, rap de, rock da, pop rock da, saz da, santur da, gitar da, çello da ağırladı. unutulmaması gereken bir şey var ki bu müzisyenleri sofar ekibi doğurmuyor, zamanın ruhu içinde türkiye'de bazı insanlar müzik yapıyor evlerinde ve bir prodüktörle çalışmadan, üzerine düzenleme yapılma imkanı olmadan, biri kalkıp gaziantep'ten gelip şarkısını çalıyor. o video 2,5 milyon kez izlenince işte deniz tekin'e avrupa müzik albüm yapıyor, kalben tek gitarıyla gelip söylüyor ama sofar istanbul ekibi kalben'i de ondan önce çalan müzisyeni de ilk kez o gün orada görüyor, o sevilirse işte 3 milyon izleniyor ve dmc ona albüm yapıyor. bir müzik platformu bir ülkede ne müzik akımı yaratabilir, ne müzisyenlere ne türde müzik yapacaklarını söyleyebilir, ne de bir müzisyenin o gün bünyesindeki konserde sound'unu kendi istediği gibi çıkarmasını sağlayabilir, müzisyen ne isterse onu çalar. sofar da dahil diğer hiçbir müzik projesi müzisyeni ile yargılanamaz, bir müzisyen de yaptığı müzikle yargılanamaz, herkes yetenekleri ve eğilimleri ile kendi dünyasını ifade eder, isteyen takip eder istemeyen etmez. emeğe saygısızlık ise bambaşka bir tercihtir, klavyeye sahip olanlarda sıkça görülür.

    çok istiyorsanız kamera açısı şöyle, ses sistemi iyi değil vs gibi eleştirilerle prodüksiyon anlamında bir yapımı eleştirebilirsiniz, ama kalben'in popüler olması ve sizin o müziği sevmiyor olmanız ve bunu söylemeye cesaret edemiyor olmanız 5 metre uzaktan belli oluyor. dünya kalben ve deniz tekin'den ibaret değil sofar'ın dünyasında. sofaristanbul.tumblr.com adresinden hedonutopia, seha can, eli, no land, plaj, nekizm, cava grande, tsu!, flower room, irtifakaybediyoruz!, on your horizon, nu park, ah! kosmos dinleyebilirsiniz. fakat bu bir gerçek ki bu müzisyenlerin besteleri türkiye genelinde anlaşılması, hemen kabul görmesi çok kolay olmayan müzikler, milyonlarca kez izlenen ise genel beğeni radarına daha rahat giren besteler. bu gerçek iki grubun birrbirinden daha iyi ya da daha kötü şarkı yaptığını göstermiyor, fakat müzik yapmak ve şarkı yapmak farklı şeylerdir. sayılan, adı geçen tüm müzisyenler saygıyı hak ediyor, eleştirilde bulunuyor, inceleme yapılıyor gibi tavırlara bürünüp içini ortaya koymuş müzisyenlere toplu hakaret kimin ne işine yarıyor cevabı yok.

    hobi olarak yine eleştirin de biraz tutarlılık ve makul olmak da lazım.
  • sayesinde pek çok alternatif grubu keşfetmemi sağlamış harika organizasyon.
    bir an böyle bir organizasyonu bizim apartmanda düşündüm de ,apartmanın mevlit topluluğu kapıda iki polisle birlikte bitivermiş şekilde, ürperdim.
  • ay itibariyle ayda 3200 başvuru arasından random.org sitesi vasıtasıyla evin büyüklüğüne göre ortalama 40 kişi seçerek davetli çağırmak durumunda olan ev konserleri oluşumu. her yerde diyor, bir daha desin: oluşumu duyulması, deneyimlenmesi, kulaktan kulağa yayılması için ne kadar farklı insanı ağırlarsa o kadar amacına ulaşır. eşi dostu için her ay koca bir konser organizasyonu yapacak babayiğit tanımıyoruz :) aynı insanlar olarak algılananlar sofar ekibidir, vallahi de billahi de eve maksimum güzel, müziksever insan sığdırmak yegane derdidir.
  • global müzik hareketi sofar sounds'un türkiye ayağıdır.

    ilk konserini 7 aralık tarihinde gerçekleştirmiştir. her ay farklı bir evin oturma odasında müzik severleri buluşturmayı hedefler.

    ilk konserden görüntüler: https://www.facebook.com/…29.554460417967840&type=3

    https://www.facebook.com/sofaristanbul
    https://twitter.com/sofaristanbul
  • her ay istisnasız kibarca reddedilmekle birlikte şuursuzca başvurmaya devam ettiğim etkinlikti. haftaiçi önemli bir sınavım olduğu için bir haftasonucuk eve kapanıp ders çalışmaya and içtim, işte o haftasonu olan konsere beni kabul etmeye karar verdiler. komplo olduğunu düşünsem de zıplayarak gideceğimi teyit ettim. sınavım kötü geçerse yakalarındayım.

    katılmak istiyorsanız çok önemli işiniz olan bir günkü konsere başvurun, murphy yardımınıza koşacaktır *

    edit: bu entry üzerine sofar sounds istanbul'dan sınavımın nasıl geçtiğine dair mesaj aldım. böyle de tatlı bir ekipler. hem çok güzel işler yapan hem de üstüne sıcakkanlı olan bu arkadaşların başarılarının devamını diliyorum.
hesabın var mı? giriş yap