şükela:  tümü | bugün
  • kendisi küçük etkisi büyük bir vladimir nabokov romanı.

    "...yine de mutluyum. evet, mutluyum. yemin ederim, yemin ederim mutluyum. bu dünyadaki tek mutluluğun gözlemlemek, gözetlemek, izlemek, kendini ve başkalarını irdelemek, büyük, biraz camımsı, biraz kanlı, kırpışmayan bir 'göz' olmak olduğunu idrak ettim. yemin ederim mutluluk bu. biraz adi, biraz hilekarsam ne fark eder..."
  • bir nabokov kışkırtması.

    arka kapak tanıtımında diyor ki: nabokov'un 1. tekil şahısla yazdığı tek roman. kapıdan içeri girdiğimizdeyse işin pek de öyle olmadığını görürüz. nabokov, tam da kendi otobiyografik öyküsüyle örtüşen- örneğin bu romanı yazdığında tıpkı göz'ün smurov'u gibi berlin'de bir sürgün rus'tur- bir karakter yaratıp, okuyucunun da algılarıyla ve acabalarıyla oynayarak karaktere, daha da yakınlaşırsak yazara vardığı hissi uyandırıp yoyoyu tekrar aşağı salar. göz'de de anlatıcı, romanın başlarında smurov'a uzak bir konumdayken sonra yekpare olurlar:

    "kapıyı iterek açarken yan aynadaki yansımayı fark ettim: melon şapkalı eli çiçekli bir genç adam bana doğru hızla yaklaşıyordu. o yansıma ve ben birleştik..." sf. 73.

    önsözünde yazarın belirttiği üzere romanın orijinal adı casus/gözcü anlamlarına çıkar. roman nabokov'un hiç sevmediğini iddia ettiği dostoyevski'nin tek başarılı bulduğu eseri öteki'ne atıfla başlar: aşağılanmaya uğrayan ezik karakterin kendine mesafeli bir karakterler aynası oluşturması, 2. bir kendiliğe çekilmesi. fakat nabokov'a hak vereceğim nokta, iki yazar da çift karakterliliği işlese de aralarındaki fark tam olarak edebilik. dostoyevski amatörü eğlendirirken, (bkz: sigmund freud) nabokov okuru pasiflikten çıkararak işin zeka ve eğlence kısmına kışkırtır. ( intihar edecektir; ardında yakınlarına mektup yazması gerekir. o da ne mektup yazacak kimsesi olmadığına ayılır :)

    görelim hânım ne söylemiş hey!

    "...tüm savunmasız varlığımla belayı davet ediyordum. bir akşam davet kabul edildi." sf.15.

    "temel bir yasa aramak aptalcadır, bulmaksa daha da aptalca. kötü ruhlu küçük bir insan, insanlığın tüm gidişatının zodiyak'ın sinsice dönüp duran burçlarıyla ya da boş ve dolu bir mide arasındaki mücadeleyle açıklanabileceğine karar verir... neyse böyleki böyle yasalar yoktur: bir diş ağrısı bir savaşa malolur, hafif bir yağmur bir ihtilali önleyebilir. her şey akışkan, her şey şansa bağlıdır, viktorya modası kareli pantolonlu o aksi burjuvanın, uykusuzluk ve migrenin meyvesi das kapital'in yazarının da çabaları boşunaydı. geçmişe bakıp kendi kendine 'acaba neler olurdu böyle değil de şöyle olsaydı...' diye sormasında ve olmuş olanın yerine başka bir olacağı koyarak, hayatın sıkıcı, anlamsız, yavan bir anın yerine gerçeğin yeşertemediği muhteşem, neşeli bir olayın öne çıkmasını seyredişinde iç gıcıklayıcı bir zevk vardır..." sf.27.

    "eğer sevilmiyorsanız, ama muhtemel bir rakibin de sevilip sevilmediğinden emin değilseniz, ve eğer bu rakiplerden bir kaç tane daha varsa ve hangisinin sizden daha şanslı olduğunu bilmiyorsanız; eğer başka türlü dayanılması mümkün olmayan bir endişeye tahminler yürüterek çözüm bulmanızı mümkün kılan o umut dolu cehaletle besleniyorsanız; o zaman her şey yolundadır, yaşayabilirsiniz. fakat sonunda isim açıklandığında, ve açıklanan isim sizinki olmadığında vay halinize!" sf 54.

    " ... elimi kalbime bastırarak kurşunun gizli izine baktım: benim gerçekten öldüğümün kanıtıydı; dünya güven verici anlamsızlığını hemen yeniden kazandı. işte yeniden güçlüydüm..." sf 74.
  • “roman birinci ve üçüncü tekil şahıslar arasında kayarcasına yol alır. göz’ün anlatıcısı ‘gerçekten’ ölü mü, yoksa öldüğünü mü sanır? anlatıcı ve smurov bir ve tek kişi midirler, öyle ise, ‘biri’ ‘öbürü’nün bilincinde midir?”
    kitabın arka kapağındaki brian boyd’a ait olan bu yazı, oldukça karmaşık bir eseri okumaya niyetlendiğimizi gözler önüne seriyor.
    kitap çok kısa olmasına rağmen bitirmem uzun sürdü. zaman zaman okuduğum kısımlara geri döndüm. buna rağmen çok sevdim. okuyucuyu zorlayan, onu düşünmeye, olayları çözmeye iten kitaplara bayılıyorum. nabokovla tanıştığım bu eserin ardından solgun ateş’i okumak için sabırsızlanıyorum.