*

şükela:  tümü | bugün
  • saint filminde vardı böyle bişey
  • oda sıcaklığında füzyon olayını gerçekleştirmek suretiyle büyük enerji elde etmek,normal füzyonda enerjinin büyük çoğunluğu ısı olarak meydana çıkmaktadır
  • japon uzmanlar amerikalılara, "biz bir bardak suyla şu kadar enerji üretiyoz, soğuk füzyon yapıyoz" deseler de amerikalılar "eheha hadi len" şeklinde siktiri basarak durumu inceleme lutfunda bile bulunmamışlar.. şüphedeyim ki, şimdi japonlar siz misiniz bizi iplemeyen diye diye, 0 maliyete elektrik üretiyor olmasınlar ?
  • 90ların baslarında iki zirzop biz mutfakta 12v araba aküsü ile füzyon yapıyoruz diye ortaya atlar. deneyleri başkaları tarafından tekrarlanamaz. zirzoplarla bir miktar dalga geçildikten sonra olay kapanır.
    gerçek olsa bi ayda dünyanın tüm dengelerini alt üst edecek bi fikir. bu açıdan azıcık korkutucu. 12v akü ele geçiren her kişinin eline ufak çapta bi atom bombası emanet etmek gibi bişi. bu babda the saint filminin aslında insanlığın son ayı ile ilgili bir bilim kurgu olduğu sonucuna varılabilir.
  • bir hayal. sıcağını yaptık da soğuk olanı kaldı.
  • teknik olarak imkansızlığını erdal inönünde açıklamaların bulunduğu bir cumhuriyet bilim teknik ekinde okuduğumuz soğuk füzyon "bir bardak suyla bütün kış" başlıklı haber sayesindedir ki beş yıl kadar önce hayatımıza geri dönmüş, bizi neş'e ye boğmuştur. apartman yöneticisi ve boş zamanlarında "elektronik mühendisi" olan ahmet sanlı bugün gazetesi muhaberine "evimde yaptığım deneyler sonunda amerika ve avrupada kaderine terkedilmiş soğuk füzyon u 'geliştirerek' aparmanımızın bütün kış ısınma sorununu halletmeyi başardım" şeklinde bir açıklamada bulunmuş, tüm apartmanın ısınma ihityacını karşılayan bardaktan su ikram etmiştir.

    uyduran şahsın hayalgücüne kaçamak bir bakış atmamızı sağlayan bu yan sütun haberi, türk insanının boş vaktinde keşfettiği soğuk füzyonla tüm türkiyenin enerji sorununu çözmek yerine kendi apartmanının sakinini memnun etmeyi seçeçeceğini açıkça göstermektedir.hayallerdeki ahmet sanlı ola ki ışınlanma teknolojisini keşfetse istabul/izmir arası dolmuş seferi düzenleyecek dünyayı hayrete düşürecektir.
  • (bkz: the saint)
  • 1989'da utah üniversitesi'nde çalışan stanley pons adlı profesör ve yardımcısı martin fleischmann soğuk füzyon diye bir şey gerçekleştirdiklerini açıklarlar. ciddi bir nötron ışınımı olmuş ve kimyasal tepkimelerle açıklanamayan bir ısı açığa çıkmıştır. fizik dünyası son derece heyecanlanır; ama hevesler kursaklarda kalacaktır, çünkü son derece tuhaf şekilde deneyle ilgili hiçbir ayrıntı açıklanmaz. yarım yamalak, diğer bilim adamlarının veya akademik bir komitenin elinden geçmemiş bir rapor sunulur, deneyin tekrarlanmasına hiçbir şekilde olanak vermeyen, uyduruk bir şeydir. teori de oldukça şüpheli gözükmektedir. diğer fizikçiler eldeki az bilgiye dayanarak tekrar deneyleri yürütür. hiçbir deneyde en ufak bir nötron ışınımına rastlanmaz. pons ve fleischmann'ın bilgi vermeyişi olsa olsa işin degman olmasıyla yorumlanabilecek bir hal almaya başlamıştır, ama deneyle ilgili doğru düzgün bilgi olmayınca kesin olarak soğuk füzyonun gerçekleşmediği söylenememektedir. birkaç gün sürdüğünü söyledikleri işlemin sonunda birşey görülmeyince bir hafta, o da olmayınca haftalarca sürer diye kıvırmaya başlarlar. bu arada deneysel hatadan bile gelebilecek ufacık belirtiler az da olsa birşeylerin olduğu yolunda yorumlanır.

    bu sırada abd hükümeti, başarı olasılığı az bile olsa başarının getirisi inanılmaz olacağından diğer enerji araştırmalarından 5 milyon doları (1989'un parasıyla) soğuk füzyon araştırmalarına aktarır. dünyadaki tüm büyük üniversitelerde fizikçiler harıl harıl bu konuyu incelemektedir; soğuk füzyonla ilgili süreli yayınlar çıkar, konferanslar, sempozyumlar gırla gider. ancak soğuk füzyon hala olanaksız görünmektedir.

    bir toplantıda pons ve fleischmann naylon bir kaptan oluşan bir su banyosunun içinde yer alan basit, ufacık bir düzeneği "u-1 utah tokamak'ı" diye tanıtınca salon gülmekten yerlere yatar. dünyanın en ileri tokamak'ına sahip olan princeton plazma fiziği laboratuarı'ndan harold furth adında bir bilim adamı ağır su yerine normal su kullanınca ne olduğunu sorar ve öyle bir deneme yapılmadığı cevabını alır. (bu kontrol deneyidir. iki deney arasında fark yoksa olay ağır suyla ve dolayısıyla nükleer tepkimelerle alakalı değildir)

    bu komedi bir süre devam eder. bu arada fizikçiler olayın fiziksel olarak mümkün olmadığını gösterir, kimyagerler çıkan ısıyı tamamen kimyasal tepkimelerle açıklar. ikili kontrol deneyleri yapmamak için bahane üstüne bahane bulur. sonunda "füzyon olduysa kullandığınız katotta döteryum bulunması lazım, onu da tespit etmesi iş değil" denilir. haftalarca bu da katotları ancak imalatçı firmanın test edebileceği gibi bahanelerle geçiştirilir. sonunda test yapılır. 6 haziran 1989'da test sonuçları gelecek ve utah üniversitesi'nde basın toplantısıyla açıklanacaktır. oysa basın toplantısı iptal edilir, pons ve fleischmann sonucu açıklamayacaktır. gerekçeleri de (bkz: bahane) sonuçların başka bilim adamlarınca veya akademik bir komite tarafından kontrol edilmemiş olmasıdır!

    utah üniversitesi hemen soğuk füzyon çalışmalarını durdurur. pons ve fleischmann toyota'da bu fiyaskoyu bir süre daha devam ettirip sonra da tam film gibi ayrı ayrı ve sefil birer hayata adım atar.

    işin en ilginç yanı, halen soğuk füzyon ile ilgili olarak infinite energy adlı bir süreli yayın çıkması, soğuk füzyon hakkında yıllık konferanslar düzenlenmesidir. yani fizikçiler arasında ufo kültü kılıklı bir soğuk füzyoncular kitlesi oluşmuştur, her yıl aha bir şey buluyoruz galiba diyip aslında bir yere gitmiyorlardır ve fizik dünyasının geri kalanından izoledirler.*

    kaynak kitap: voodoo science
    alt başlığı: the road from foolishness to fraud
    yazari: robert park
  • soğuk füzyon furyası ilk ortaya ciktiginda hacettepe'de bir grup "evet evet biz de yaptık" demişti. bunun üzerine diyanet işleri başkanı da beyan buyurdu: "kuran'da da soğuk füzyonun bahsi geçmektedir, şu ayette yazar" diye.

    sonra soğuk füzyon fos çıktı. bilim adamlarımız yanliş yapmışlar, din adamlarımız yanlış okumuşlar meğer...