şükela:  tümü | bugün
  • eski misir'da olum ve yeralti tanrisi.
  • su altında karşılaştığınızda zehirli bir balık olduğunu anlamanız güç olabilir, sarpaya benzeyen parlak vücuduyla sizi aldatır ama uyarıldığında dikenli yüzgeçlerini açar ve renk değiştirerek gerçek yüzünü gösterir. ağ ayıklayan balıkçıları bile şaşırttığı, durumu geç farkeden balıkçının "anamı sikselerdi de ellemez olaydım" diye feryat ettiği balık hakkında gelen raporlar arasındadır.
    esmer sokarın latince adı, siganus luridus; beyaz sokarın latince adı siganus rivulatusdur.
  • (bkz: sokkan)
  • stargate sg 1 evrenindeki en acayip goa uld dur. lakin değeri bilinmeyip erken harcanmıştır. *
  • system lordları arasında kendine tanrıyı değil şeytanı oynamayı seçmiş goauld. kurbanlarını öldürmek yerine sonsuz acılar çekecekleri netu ya göndererek kendini benzersiz kılmış, tahtını apophis e kaptırarak stargate sg-1 da çabucak tüketilmiştir.
  • her iki solungacin ortasinda zehirli ignelere sahip, kumda ve kayada yasayan iki turu mevcuttur.
    (bkz: kaya sokarı) ve (bkz: kum sokarı)
  • sepet atarak tanıştığım, yediğim lezzetli balık. sepetten çıkarırken, yanaklarından tutarak çıkardığınız zaman tehlike oluşturmaz.
  • tutması zevkli balık. kuvvetli olduğundan yakaladığınızda sanki oldukça büyük bir balık yaklamış gibi olursunuz. mücadele eder. ağız yapısından dolayı kanca kolay kolay çıkmaz. oltadan çıkartırken kargaburun veya pensle yanaklarından tutabilirsiniz. iğnesi batsa da birşey olmaz, on dakikaya geçer. lezzetli mi lezzetlidir.
  • şehrin kıyıdan avlanma uzmanı gibi iş yapan, belediye işhanının arkasındaki yem satan abilerin bulunduğu mekandan aldığım, daha doğrusu bağlattığım olta ile dün basit bir şekilde avuç kadarını aldığım cici balık. valla kıyı eski bereketini kaybetti kaybedeli iyi ava fit olduğumuz balıktır kendileri. o oltacı da ayrı güzel. kim olursa olsun. yaşlı amca mı artık oğlu mu torunu mu bilemiyorum; her ikisi de sizin hayallerinizi gözden geçirip gerçekleri söylüyor ve amaçlarınıza uygun bir oltanın bulunup bulunmayacağını, ve neye benzeyeceğini belirlemenize yardımcı oluyor. evet, rehber gibiler. ben önce yaprak kurşunla belki ağırlık bağlamış olacağım tek iğneli uzun bir başıboş olta arzulamıştım. sebebini sordu genç adam, usulca. kırmızı gözlerime baktığı için ezberimi unuttum, minanır, dedim. minanır oltası. sabır dolu bir sükunetle gülümsedi. hissettim bunları. olmaz mı, sokar da gelse olur, dedim. aslında hedefim sokar, minanıra öyle şaşkın acemi talihi gözü ile bakarım; ama toplumsallık işte. herif bana öyle bakınca kilitlendim. bir de dişlerinde tel var; ama o ne özgüven. sanki biz telsiz olduğumuz için kabahatliyiz. hangi ara söküp attım amk. o zaman sarma dedim. yok, o da olmazmış. abi sokarsa şu şamandıra olacak bir, ucuna beş iğne bağlayacağız; ama iğne en önde olacak, gerisinde gezici kurşun, otuzluk, bu şamandıra ve stoper. stoper ile kurşun bende yok; ama komşudan alırız. stoper takmayı. şamandıra bağlamayı biliyor musun dediği zaman çoktan para bozdurmaya gideceğimi söylemenin provalarındaydım. stoper mtoper adı garipmiş, olayı çok basit. hallettim. zaten hatırladım elimdeki oluşumu, yat limanında çorun çocuğun elindeki av köpeği. tebessümle cayır sıcakta otelin kenarındaki kayalık plaja indim. tenha bir kayaya çıktım. stoper kardeş oltanın makarasında misinayı karıştırmaksızın sırasını aldığından, kurşun ve bilcümle mekanizma; yani şamandıra ve en uçtaki beş iğneyi içine sakladığım ekmek topu fbı ajanı gibi.

    dördüncü atışımda idi galiba. derinlik için stoperin yerini ve ekmeğin halini iyi ayarlamış olmalıyım. şamandıra derine indi. heyecan fırtınası. çekerken de nasıl dolaşıyor sokar efendi, yassılaşıp parlaklığını gözüm önüne serişi de ayrı bir gösteri.

    artık kıyının en mühim balıklarından. önce buz maşası götürürdüm, dün unuttum. ben de elemanı iyice sakin halinde alt tarafından parmaklarımı uzatıp solungaçlarını tuttum ve bir şey olmadan çıkardım. olması gereken buydu zaten. hatta bir iki kere de sokması gerek. hayırlısı.
  • sanırım bu balık beni, kaş civarlarında, çok küçükken ayağımın altından sokmuştu. üstüne basmışım herhal.
    sonraki 4 saat yerlerde can çekişir gibi acı ile kıvranarak geçmişti.
    sonra yörenin bir teyzesi bir domatesi ikiye bölüp üzerine şeker serpip balığın soktuğu yere bastırmıştı da acısını almıştı. kaç yıl geçmiş hala hem acısı hem teyzenin tedavisinin etkisi aklımdadır.
    sizi de sokarsa bi deneyin.
    ha bi de niye bilmiyorum ama içine biraz detarjan konulmuş suya da şekeri serpmeden önce domatesi sokmuştu. kendi imkanlarınca dezenfekte ediyor sanırım. ya da karışımı daha bazik hale de getiriyor olabilir.

    acıyı aldıktan sonra;
    "teyze" dedim, "sen cennete gideceksin" dedim.
    "yavrim eşşek kadar adamların acıdan bayıldığını gördüm" dedi, "sen iyi dayanmışsın" dedi.
    elini öptüm deyzemin.