şükela:  tümü | bugün
  • faşist sikmişliği vardır.
  • http://siyaset.milliyet.com.tr/….htm?showpageskin=1

    edit - kendini solcu zanneden jakoben taraftarlar sinirlenmişler. üzülmeyin, muharrem ince gelip hepinizi hak ettiğiniz muassır medeniyet seviyesine ulaştıracak. kendisi her daim dimdik duruşu ile bilinir zaten.
  • arkaik bir sağcı lavuk sallaması gibi duran iddia. sallayın gitsin.
  • sol görüşlü olmama rağmen katıldığım örnekleri mevcut.

    açlık grevindeki insanlara üzülüyorum diye bara oturup karı-kız keserken (sorsan kesmiyor ama senin geldiğini fark edene dek gözler fıldır fıldır amk) akşamın 8'inde zil-zurna olacak kadar içerek matem tutan salak arkadaşlar gördüm lan ben.

    devrimciyim diye telefon kulübelerinin camlarını ve park etmiş arabaların dikiz aynalarını nasıl kırdığını anlatıyordu üniversite okuduğu zamanlarda.

    böyle "solcu"ların en büyük eğlenceleri de "fraksiyonlar" arası görüş farklılıklarını ağızlarındaki köpüklerle kudurarak birbirlerine anlatmaları. en büyük arzuları da devrim falan değil; medeni cesaret kıtlığını telafi edebilmek adına ortama dalıp, herkesin kafası güzel olup uyuduğu bir anda şansına kalan manitayı devirmek; aşık olmak, evlenmek (e güzel); sonra da yuva kurmak için kapitalizmin en rezil müesseselerinden birinde işçi yularını boynuna asıp asgariden hallice maaşa talim etmek.

    arası yok abi bu insanların. mustafa kemal deyince de allah deyince de küplere binerler. bir insan olarak dahi mustafa kemal'i oturup konuşamazsın, çünkü dogma bellemişler ve dogmanın kralı haline gelmişlerdir.

    var böyle insanlar; shakespeare falan da okuyamazlar kraliçeye yalaka diye.

    silsilesini sikeyim topunun. bunların sayelerinde(!) anadolu insanı komunizmü ve sosyalizmi (hatta sosyal demokrasiyi) karıları değiş tokuş etmek zanneder, düşman beller.
  • sol oldukça genel bir tabirdir. tıpkı sağ gibi. kendi içinizde bilmem kaça ayrılıyorsunuz şeklinde bir "eleştiri" bu nedenle kabul edilemez. zira sağ da şu şekilde ayrılabilir; liberaller, milliyetçiler, faşistler, muhafazakarlar.
    liberalleri izledikleri sosyal politikalara göre sosyal liberaller, kültürel liberaller, yeşil liberaller, muhafazakar liberaller, ulusal liberaller v.b. diye ayırabilirken, ekonomi politikalarına göre neoliberaller, klasik liberaller ve ordoliberaller diye ayırabiliriz.
    milliyetçiler konusuna gelince, bir alman milliyetçisi ile bir türk milliyetçisi örneğin türklerin almanyadaki konumu konusunda aynı düşünmez. bu durumda napacağız, sağ görüşlü olduğunu iddia eden almana sağ görüşlü değilsin mi diyeceğiz?
    muhafazakarlara gelirsek aynı şekilde, bir katolik ingiliz ve bir protestan irlandalı aynı şekilde düşünmez. tüm bu tutarsızlıklar sağın içerisinden çıkmaktadır. sol'un ideali tek iken sağın idealleri uluslararası arenada birbiriyle çelişir durur. elbette bu noktada kendini sol addeden fakat esas itibariyle sağ olan partileri dışarıda tutuyorum.
    sonuç itibariyle; sağını solunu karıştırmış insan tespitidir.
  • komik. ben de bunun tam tersi bir öneriyi konu edinen bir başlık açmayı düşünüyordum. şöyle yazacaktım:

    diğer zaaflarını bir kenara koyalım (gerçi burada yazacaklarımın bir zaaf olup olmadığı elbette tartışılır), türkiye solunun başına ne geldiyse, her daim dürüst olma, tutarlı olma veya başka bir deyişli omurgasız olmama inadından geldiğini düşünüyorum (bkz: en kötü özelliğim dürüstlüğüm). bu kadar fraksiyona ayrılmasının sebebi de bu zaten. sağcı oportünistlerin, kaypakların aksine, türkiye solcusu fikirlerinden ödün vermemeyi, iktidara yardakçılık yapacağım veya başka türlü çıkar elde edeceğim diye prensiplerini satmamayı tercih eder, bunun için gerekirse kendini ait hissetiği ideolojiyi fraksiyonlara böler, hatta fraksiyonların da fraksiyonlarını oluşturur. katılırsınız, katılmazsınız, hatta komik de bulabilirsiniz, ama buna "omurgasızlık" derseniz, komik duruma düşen kendiniz olursunuz.

    --
    ara not: 28 şubat döneminde "oylar chp'ye" propagandası yapıp, rüzgar yönünün değişmesiyle 2003 sonrası dönemde akp yardakçısı çıkan, günümüzde de nato'nun orta doğu'da yürürlüğe koyduğu senaryoda kukla rolünü üstlenmiş bazı troçkistler bu yazılanları üstüne alınmamakta serbestirler. solcu olmayan türksolu dergisine ve ip gibi partilere bel bağlamış kesimi de elbette buradaki tanımlamalara dahil etmiyorum.
    --

    örneğin birgün ve sol gibi gazeteler ve bu gazeteyi okuyan kesim etrafında kopan tartışmalara bakıyorum, hiçbiri tutarsız, ilkesiz veya omurgasız olmalarıyla alakalı değil. veya daha doğrusu, tutarsız veya omurgasız oldukları yönünündeki suçlamaların hiçbir temeli yok. bu iki kesime gelen tepkilerin kaynağı sadece bazen fazla duygusal, fazla heyecanlı manşetleri ve sloganları tercih etmeleri. mesela en son "günahları" tayyip erdoğan'ın gözünü bantlamaları ve orhan pamuk'u elinde silah ile resmetmeleri. bakmayın siz kimin kardeşi oldukları belli olmayan jokerlerin ve sarhoş sürüngenlerin açtığı başlıklara ("sol gazetesi omurgasızlığı"); bunların omurgasızlıkla, ilkesizlikle hiçbir alakası yok. tam tersi, ilkeler uğruna aşırı duygusal tepki vermektir tek kabahatleri.

    ahmet şık da şu an aklıma gelenlerden. türkiye solcusunun omurgasız olmama inadınının vücuda gelmiş hali adeta. geçen ismail saymaz özetliyordu: 19 aralık 2000'de cezaevi kapılarında o vardı, 28 şubat döneminde metin göktepe'nin katilleriyle dövüşen yine o, hasan ocak'ın yitik mezarını arayan da o, günümüzde ise ilkelerinden ödün vermeyerek akp ve cemaat despotizmine karşı dik duran, derin devletin peşini bırakmayan ve bunun bedelini ödeyen yine o. o ve onun gibi tutarlı, ilkeli, omurgalı solcular. omurgasızlar ise 6. filo'yu kıble belliyorlardı, 1980'de orduya methiyeler düzüyorlardı, maraş'ta, sivas'ta ellerini kana buluyor veya gazete köşelerinde katilleri aklıyorlardı, susurluk'un üzerini örtüyorlardı - günümüzde ise bu omurgasızların hepsi ama hepsi ileri demokratçılık oynuyorlar, bir yandan darbeye karşı bilmem kaç milyon adım atıp, diğer taraftan en taze muhtıranın sorumlusuna şeref madalyası verilmesine, hrant dink'in katlindeki sorumluların aklanıp terfi ettirilmesine, roboski'nin unutturulmaya çalışılmasına ses çıkarmıyorlar vesaire vesaire.

    bir başka örnek: türkiye solu'nun nato güçlerinin çıkarttıkları savaşlara karşı duruşlarını kitlelere anlatamamaları da bu ilkeli davranma inadından kaynaklanıyor. örneğin yugoslavya'daki savaşlara dair "katil sırplar, hepsinin köküne kibrit suyu!", bugün de esad'a "şerefsiz diktatör!" muhalefete ise "cici özgürlük savaşçıları" diyip arkaya yaslanabilirlerdi, ama işte omurgaları izin vermiyor. balkanlar'da da, filistin'de de, ırak'ta da, uzak asya ve latin amerika'da da küresel sermayenin emrindeki nato güçlerinin oyunlarını ortaya çıkarma gayretindeler ve bu gayretlerinden dolayı nato'ya ve israil'e ses çıkartamayanlarca "islam düşmanı", "ulusalcı", "şebiha" diye suçlanmaktadırlar. bir tarafta şöyle bir omurgasızlık var (bkz: abd'nin islami kesimi bir asırdır okşaması), diğer tarafta ise nato'nun, israil'in oyunlarına karşı direnen omurgalı bir duruş söz konusu.

    fazla uzattım, konu dağıldı.

    özetliyorum: türkiye solcusu eleştirilmez mi? sapına kadar eleştirilir, bu kadar fraksiyonlara ayrılmalarından dolayı alay da edilebilir, hakkınızdır. ama daha önce size gayet haklı olarak yakıştırıldığı için kuyruk acısı çektiğiniz "omurgasız" gibi sadece kendi tıynetinize mahsus tanımlamalarla itham edemezsiniz solu, ciddiye alınmazsınız, kıçımızla güleriz, "haydi kış kış" ve hatta "hoşt!" deriz. anlayacağınız, ideolojiniz ne olursa olsun, biraz orijinal ve biraz da hakkaniyetli davranmak gerek diyor, "hakkaniyet ne arar la omurgasızda?" gerçeğini hatırlamamla bu sözleri hemencecik geri alıyorum. "hoşt!" kafi.

    bu arada "avrupai sol"a sokayım, size bir şey olmasın. tenzihini de ayrıca seveyim, emi?

    "unlike the latin american left, the pathetic european version has lost all sense of what it means to do politics. it does not try to propose concrete solutions to problems, and is only able to take moral stances, in particular denouncing dictators and human rights violations in grandiloquent tones. the social democratic left follows the right with at best a few years delay and has no ideas of its own. the “radical” left often manages both to denounce western governments in every possible way and to demand that those same governments intervene militarily around the globe to defend democracy. their lack of political reflection makes them highly vulnerable to disinformation campaigns and to becoming passive cheerleaders of us-nato wars. that left has no coherent program and would not know what to do even if a god put them into power."
    -- jean bricmont
  • solcu olmakla alakalı değil daha çok bu topraklarda yaşamakla ilgili, omurgasızlık sinmiş buralara, döneklik, kaypaklık kafanızı çevirdiğiniz her köşede karşınıza çıkıyor.dünün mücahitleri bugün şeytana satmışlar ruhlarını, büyük düşman amerika en yakın dostları, akıl hocaları gerektiğinde sığındıkları yeni yuvaları olmuş, ama bu omurgasızlık sadece dincinin üzerinde değil ki, al bak vatan için kurşun yiyeceğini söyleyenler sermayenin taşeronu olmaktan başka neye yarıyorlar bu topraklarda, amcaları 6. filoya dönüp namaz kılanlardan mı öğrenecek insanlar "duruşu", ancak tetikçilik yaparlar. ahlakçılık taslayan büyük abileri kasetleri patlayınca kaçacak delik aradılar, sorsan ağızlardan halk, millet, vatan kelimelerinden başka laf çıkmayanlar bu toprakların en büyük satışına gözlerini yumarak hatta satanlardan yana durarak bakıyorlar, pazarda artist olur mu bilmem de omurga ne arar la bunlarda...

    memleketin her yanında kaypaklık ve omurgasızlık doğal bir durum haline dönüşmüşken, solcu dediğin insan bunlardan ayrı bir yerde yaşamıyor ki, aydan gelmiyor, etrafındaki bu zehirli yapılarla beraber yaşıyor, bunları değiştirmeye çalışıyor ve bunları zehirleyen bozuk kültür benzer şekilde bu ülkenin solcusunu da etkiliyor.

    ülkede sola yöneltilecek bir eleştiri doğruluk değeri taşır, bir sürü yanlış yapılmıştır ve hala yapılmaktadır amma insan önce bir durur düşünür ulan ben bunlara laf sokuyorum da niye bu hayatı sürüngen gibi yaşıyorum diye, dün hakaret ettiklerim bugün nasıl doğru oldu, vicdanımı nerede düşürdüm, namusum ne vakit paraya tedavül edildi diye.doların yeşili ne vakit islamın yeşilini kovdu, bize cami önlerinde gaz verenler hangi ara holding sahibi oldu...

    o yüzden kafayı siyasal islamla bozmuş kişi sen çek o dilini bu ülkenin solcusunun üstünden, sok kafanı çıktığın deliğe, alışmışsın omurga sahibi olmadan hayatını sürdürmeye...

    bu topraklarda iktidarlar değişir ama solcunun kaderi değişmez her gelen iktidar önce bunların başını ezmeye kalkar, örgütlenmesine kendini ifade etmesine izin vermez, baskyı her daim üstünde tutar, fişler, korkutur, bezdirir, yıldırır gerekirse öldürür ve bir şekilde onu da kendi gibi dönek kaypak yapmaya çalışır ve ne yazık görüyoruz ki zaman zaman da başarır...
  • literatürde bir karşılığı vardır belki: aynadaki görüntüsünden korkan veya tiksinen insanlar.
    kişi kendine bakıyor, lanet, ahlaksız, ilkesiz, konformist, omurgasız biri çıkıyor karşısına. karamsarlığa kapılıyor, "ya çevremdeki herkes tıpkı benim gibiyse..? ya tüm memleket tıpkı benim gibiyse..?" gibi düşüncelerle boğuşuyor, sonra "ben böyle olabilirim, ama keşke benim gibi olmayanlar da var olsa, hayat sanki o zaman biraz daha çekilebilir olur, geleceğe biraz daha umutla bakarız, daha güzel bir dünya için benim gibi olmayan güzel insanlar da olmalı!" sonucuna varıyor ve dikkatini solcu söylemler çekiyor. emekten bahsediyor bu solcular, emeğin karşılığını almaktan, eşitlikten, hakkaniyetten, doğa ile barışık olmaktan, mazlumun hakkını korumaktan bahsediyorlar. kendisinde asla göremeyeceği potansiyeli, geleceğe dair umudu bu solcularda, veya en azından onların söylemlerinde buluyor. aynadaki görüntüsünden tiksinmeye devam ediyor, kendisinin asla değişemeyeceğini biliyor ve kendisinde bulamadığı ve asla bulamayacağı ahlakı solcularda arıyor. "biz ahlaksızız, bari siz ahlaklı olun bu memlekette, kurtarın bizi, kurtarın çocuklarımızı" diye yalvarıyor içten içe. ama bunu sesli bir şekilde dile getirmeyi de elbette gururuna yediremiyor. bunun yerine "hani ahlaklı, ilkeli olacaktınız? ne lan o ayağındaki adidas! puhaha! :)pppp" gibi alaycı hesap sormalara sarılıyor, ama aslında içindeki şu yakarışın üzerini örtmeye çalıştığının farkında olduğumuzu bilmiyor "ühühü! hani ahlaklı, ilkeli olacaktınız? biz olamıyoruz, n'olursunuz, yalvarıyorum, bari siz olun! :((".

    sonradan solcu mankenden, solcu reklamcıdan, solcu "sanatçı"dan (bu ne lan?) yakınacak bu insan, olayın teee başında tam da yakındığı tavrı şiar edinmiş avrupai solu tenzih etmeyi de ihmal etmiyor nedense. yetmiyor, fraksiyonlardan dem vuruyor, solcu omurgasızlığına örnek olarak. ne alakaysa.

    sonra kişiler üzerinden tahlil denemisine geçiyor. solcudan reklamcı mı olur, patron mu olur, manken mi olur diye hesap sormaya başlıyor, "bunlar çok spesifik şeyler gibi görülebilir, ama genel bir problemdir" gibi disclaimer tarzı bir şeyler karalamayı da eksik etmiyor tabi. vallaa, disclaimer'ın sende kalsın hacı, kişiler üzerinden tahlilde ben yokum. erkin koray tartışılıyordu geçenlerde, "o duruştaki adam nasil banka reklamında oynar?" gibisinden. sonra bir yerlerde kızının öğrenim masraflarını karşılamak için böyle bir şeye giriştiğini okudum, yanılıyor olabilirim. şimdi erkin koray'ın duruşu tam olarak nedir, gerçekten solcu mudur değil midir, bilmiyorum, ama farz edelim ki bu adam sapına kadar solcu: ben bu konuda ne hakla ondan hesap sorabilirim ki? ne hakla, "isterse kızın sokaklarda sürünsün, o reklamda oynamanı yasaklıyorum!" diyebilirim ki?

    ama tabi sen oynarsın, sen manken de olursun, patron da olursun, reklamcı da olursun - senin bir omurgasız olarak en doğal hakkındır bütün bunlar! en doğal hakkındır hiç tereddüt etmeden insanları sömürmek; ağaçların, derelerin, doğanın yok oluşuna duygusuzca tanık olmak; yardakçılığını yaptığın güç odaklarının katliamlarında akan kana tepki göstermemek ve rutin hayatına hiçbir şey olmuyormuş gibi geri dönmek. farkında olmasan da bu itirafın için sana minnettarız.

    son bir not: kimin solcu olup olmadığını kendisinde bulamadığı omurgayı karşı taraftakilerde (yalvarırcasına) arayan sen değil, bir solcu olarak yine ben belirlerim. "hoşt"un anlamı budur.
  • ölü sayısı üzerinden propaganda yapmanın çirkinliğini geçtim;
    ırakta sosyalist ve komünist olmayan bir ülke tarafından 30 küsür senede değil, sadece aylar içerisinde 1,3 milyon civarı insan öldürüldü.
    afganistan'da yine aynı şekilde öldürülen 900.000 civarı insandan bahsediliyor.
    ne için? demokrasiyi götürmek için. insan haklarını götürmek için.
    şunu belirtmek gerek, verilen rakamlar toplam ölü/kayıp sayısı. yani kanserden ölende bu 20/40 milyona dahil, öldürülende.
    çin'de nüfus 1949'da 550 milyon iken ölüm sayısı 9 milyon. bu sayı her sene azalarak devam ediyor. 1959'da başlayan salgına kadar senede ölen insan sayısı 7 milyona kadar düşüyor. bir tek 60 yılında 15 milyon insan ölüyor. yapılan sağlık devrimleriyle durum tekrar kontrol altına alınıyor.
    aynı şekilde rusya'da 1913'te ölüm oranları 1000'de 28.3 iken, sovyetlerde 1924'te 20.1.
    özgürlükler ülkesi amerika'nın demografik tarihine bir bakalım; 1924'te amerika'nın ölüm oranı 13. 1959'a kadar bu oran 9.5'e düşebilmiş. çin'in ise 1960 sayılmadığı takdirde ulaştığı en fazla ölüm oranı 9.5. amerika'da 1924'ten 53'e kadar ölen insan sayısı 25 milyon kadar. 1949'dan 1975'e kadar ölen insan sayısı ise 23 milyon. bu süreçte amerika'nın gördüğü en yüksek nüfus 200 milyon iken, çin'in gördüğü en düşük nüfus 500 milyon, en yükseği ise 968 milyon. rusya ise nüfus bakımından amerika ile benzerlik gösteriyor.
    şimdi gelelim günümüze. çok sevdiğimiz özgürlükler ülkesinin ve kapitalizmin kalesinin 2011, ölüm istatistiklerine bakıyorum, sadece 2011de ölen kendi vatandaşı sayısı 2,5 milyon. son 6 yılda kayıp insan sayısı 6 milyon. amerika'nın 2011 nüfusu 308 milyon kadar. çin'in 2011 nüfusu 1,5 milyar. amerika 308 milyonda 2,5 milyon ölü vermişken, çin 1,5 milyarda 9 milyon ölü vermiş.
    sonuç olarak yüksek ölü sayıları var diye hala anti-komünist propaganda yapılması komedidir. ne sanıyordunuz, rusya'da 20 milyon iken amerika'da 500 falan mı olacaktı? geçin aga bunları.
  • biri bizi fena kekliyor olabilir mi? zira şu örneğin - http://www.ntvmsnbc.com/id/25341577/ (bkz: gurbette solcu memlekette sağcı olmak) - bir argüman olarak sunulmasına başka bir izah getiremiyorum ben. bakın, gerçekten dalga falan geçiliyorsa, fena bozuşuruz. demedi demeyesiniz. boşa vakit harcatmayın bana burada.

    ulan, zaten tartışmanın "omurgasızlık" ile ne tür bir alakası kaldı, anlayın beri gelsin. adam alakayı kurmak için resmen kırk takla atıyor. bir daha (bkz: kuyruk acısı).

    sağolsun, yine ismail saymaz'dan alıntı yapacağım, rize'deki çay isyanına dair:
    -----
    çay fabrikası kapatılınca yolu kapatan benim hemşerilerden bir teyze, polis yolu açın deyince isyan etmiş: "bizi komenis mi edecesunuz!"
    polisle arbedeye giren sakallı rizeli amcalar, geri adım atmıyor: "başbakan'un memleketinda buni yapamazsunuz!"
    rizeli teyze biliyor, haklı: hakkını arayıp isyan edene 'komenis' deniyor. allahın günah yazmayacağına bilse o da 'komenis' olocak ama...
    -----

    her şeyi ne güzel de özetlemiş ismail saymaz. teyze biliyor ki hakkını arayana komünist deniyor, ama teyzeyi korkutmuşlar, allah'la, kuran'la, cehennem'le korkutmuşlar. bugünün sözde ileri demokrat özde neoliberallerinin kurduğu, abd ve nato tarafından okşanan (bkz: abd'nin islami kesimi bir asırdır okşaması) komünizmle mücadele dernekleri ile korkutmuşlar önce. sonra kenan evren'i kukla yapmışlar, türk-islam sentezi olmuş resmi ideoloji, sol'a dair her şeyin üzerinden silindir gibi geçmişler. bugün "ergenekon da ergenekon" diye bağıranlar, 70'lerde de, 80'lerde de, 90'larda da "aleviler, komenisler, anarşikler şeytan evladıdırlar, katli vaciptir, malları, kızları size helaldir" çığırtkanlığı yapmış, katillere kol kanat germişler, komiser, emniyet müdürü, vali, bakan, savcı yapmışlar onları. rizeli teyzenin zihnine işte böyle bir "komenis" imajı yerleştirmişler. ama bütün bunlar rizeli teyzenin içindeki o şüpheyi kırmaya yetmemiş, "komenisler"in gözlerinde hep bir "haklılık, hak arama, hakkaniyet" parıltısı görmüş. ve kendi fabrikasının neoliberalerce kapandığına şahit olduğu o gün, bu parıltı gelmiş aklına. bu sefer korkutma sırası ona gelmiş: (ve ne de güzel yazmış belma nur kartal) yıllardır korkutulduğu komünizmle korkutmuş erdoğan'ı rizeli teyze. kenyatta'nın kulakları çınlasın, "siz gelmeden önce elimizde fabrikalarımız, ekmek kapılarımız vardı. siz geldiniz, din-iman edebiyatı yaptınız ve bize gözümüz kapalı dua etmeyi tembihlediniz. gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde sadece din-iman, sizin elinizde ise ekmek kapılarımız vardı" demeye getirmiş adeta.*

    ama bütün bunları görmezden gelmemizi, unutturmayı istiyor bazı aklıeveller. onlara göre amerika tarafından okşanan ve de silahlandırılan hacı-hoca tayfası değil de, solcular soğutmuş bu teyzeyi solculuktan. neden? sol halkın tercihlerine hiç saygı göstermemiş. mantık bu. o halde örneğin 12 eylül darbe anayasasına halkın %92'í "evet" derken, kamyonlarla toplanan, işkence gören, asılan, susturalan solcular nasıl "bravo benim halkıma!" demez?! %92! boru mu lan? sarhoş sürüngenlerin mantığına göre halkın %92'sine "bravo!" diyemiyorsan, sen kendi ülkenin halkını sevmiyorsun demektir. "halk"ın değerlerine, tercihleri ne kadar hatalı olursa olsun (örnek: 12 eylül darbe anayasası) karşı gelmeyeceksin. sesini çıkarmayacaksın. "aldatılıyorsunuz, küresel sermaye-medya-iktidar tarafından manipüle ediliyorsunuz" demeyeceksin, alternatif sunmayacaksın. statüko neyse o. sarhoş sürüngenlerin ve önderlerinin yaptığı gibi sokaklar tanklarca işgal edildiği günlerde askere "hızır gibi imdadımıza yetişti" diye methiye düzüp, 30 sene sonra bir başka neoliberal strateji uğruna erdal eren'e gözyaşı dökeceksin, 1 mayıs katliamı için önce otelden pankart sarkıtıp, sonra buna da artık gerek kalmadığında "1 mayıs'ta solcular birbirini vurdu" diye sayıklamaya başlayacaksın. ama mesela bugün odtü'lüler yine şeytan, polis yine kahraman. işte "omurgalılık" bu!

    ama avrupa'da sol partilere oy veriyormuş bu halk, demek ki sorun türkiye solu olmalıymış. nasıl bir saçmalamaktır bu? nasıl bir bilgisizliktir? neresinden tutsan elinde kalıyor.
    1) avrupa'daki seçimlere katılım oranı türkler arasında çok düşüktür, %40'ı geçmez. katılanlar arasında ise alevi ve türkiye vatandaşı kürtlerin, yani kendi memleketlerinde "sapkın" ve "terörist" diye yaftaladığınız kesimin payı da azımsanmayacak derecededir. türkiye'de sağ partilere oy verecek kesim avrupa'da seçimlere veya genel anlamda siyasi tartışmalara karşı çoğunlukla duyarsız kalmaktadır (evlerde avrupa kanalları değil, çanak antelerle türkiye futbolu, türk dizileri takip edilir), oy verenler ise bunu ancak dost-akraba teşviği ile (vekaleten) yapmaktadır.
    2a) doğrudur, oy vermeye tenezzül edenler (bilinçli şekilde oy vermemeyi tercih edenleri tenzih ediyorum) genellikle sol partilere yönelmektedirler. ama bu yönelmelerinin ardında yatan birincil sebep partilerin programları değil, parti listelerindeki türk isimleridir.
    2b) ha, peki o türk milletvekili adayları neden genellikle sol listeleri tercih etmektedirler? (bu noktada, özellikle son yıllardaki bazı cemaatlerin hristiyan demokrat partilere yönelmeye başladıkları gerçeğini şimdilik bir kenara koyalım.) cevabı çok basit: avrupa'daki türklerin çoğunluğu hala toplumun ortanın altı ve alt sınıflarına dahildir ve bununla birlikte sosyal devletinin tanıdığı sosyal haklara muhtaç kalmaktadırlar. bu haklarını elinden alacak iki kesim vardır avrupa'nın siyasi arenasında: sağ ve ortanın solu partiler (evet evet). evvelki bu konuda daha hızlı davranmak ister, beriki de aynı yolda ilerler ama azıcık frene basmaya çalışır, dolayısıyla türkler de berikini tercih eder, yani çıkarlarına göre hareket ederler (bana kalırsa avrupa'daki ortanın solu partilere bel bağlamak da abest, ama onu da bir kenara koyuyorum). ve çıkarlarına göre hareket etmeleri için de herhangi bir engel veya manipülasyonla karşılaşmamaktadırlar. avrupa'daki sağ partiler ortanın solu partiler hakkında "bunlar islam düşmanı kafirlerdir, sapkın alevilerdir, zerdüşt ateistlerdir, türk örf ve adetlerinize, geleneksel türk aile yapısına ters düşmektedirler" gibi amerika destekli propaganda yapmamaktadırlar. türkler de kadın hakları, eşcinsellik, kürtaj, uyuşturucu, seks gibi konularda çok ciddi, geri dönüşü olmayan aşamalardan geçmiş, asla "türk/islami örf ve adetlerine uygun" bir hale getiremeyecekleri bir toplumda yaşadıklarının farkındadırlar ve bundan dolayı avrupalı ortanın solu partilere sadece mantıksal açıdan yaklaşmaları için önlerinde herhangi bir duygusal engel yoktur (söz konusu partilerin ermeni soykırımı ve pkk gibi konulardaki konjonktürel -samimiyetten uzak- sivri çıkışları olduğu durumlar hariç).

    bu bağlamda, madem ki başlık zikredilmiş (bkz: gurbette solcu memlekette sağcı olmak), şu aciz kulunuzun oraya karaladıklarını da buraya aktarmamı lütfen kabul edin:
    ----
    dün akif beki israil'in gazze'yi bombalaması hakkında, "netanyahu'nun seçim öncesi sağ oyları coşturmasına yönelik hamle" gibi bir yorumda bulunmuştu. bugün ise tayyip erdoğan aynı tarzda sözler sarf etmiş.

    demek ki neymiş?
    filistinlilerin kanı üzerinden tatmin edilmeye çalışılan israil sağ'ı kaka, kendi liderleri tarafından aynı şekilde tatmin edilmeye çalışılan türk sağı ise ciciymiş.
    kendi yurdundaki haksızlıklara ve katliamlara karşı sesini yükselten solcu türkler kaka, israil'deki haksızlıklara ve katliamlara karşı çıkan solcu yahudilerin ise başımızın üstünde yeri varmış.

    demek ki neymiş?
    yeri geldiğinde herkes solcu olabiliyormuş, yeter ki ucu kendilerine dokunmasınmış.
    ----
    (bkz: gurbette solcu memlekette sağcı olmak/@b612)

    işte omurgasızlık böyle bir şeydir kardeş. mağdur olduğun yerde hakkını ararken, muktedir olduğun yerde hakkını arayanları ezmektir, insanlıktan çıkarmaktır, susturmaktır. karşılaştırmayı hatırlattığın için sağol, ama sen olayı kıçından anlamışsın.

    yok, eğer "avrupai sol çok süper, keşke türkiye'de de olsa" sayıklamalarına devam edeceksen, sana türkiye'deki şubelerini hatırlatmak isterim. örneğin bir insanı, bir taraftan "avrupai solun tavrı ve yaklaşımı"na methiyeler düzerken, diğer taraftan örneğin dsip, edp, ufuk uras tayfasını desteklemekten alıkoyan nedir, anlayan var mı? bakıyorum "kimdir nedir"e, sırf tayyip erdoğan, akp, cemaat, kısacası muktedire yakılan güzellemelerden ibaret. yani, "omurgasız türkiye solu"nu bir an için siktir et: belli ki avrupa'da sol partilere oy veren türklere hak veriyorsun. ama türkiye'deki tercih neden ille de akp, ille de cemaat oluyor? hadi, ufuk uras tayfasını da unutalım (zira onlar da kafir değil mi sonuçta?): mehmet bekaroğlu, ihsan eliaçık gibi müslüman kimlikleriyle siyaset yapanlar neden yalnız bırakılır? neden başta "insanı köleleştiren sistem"e karşı savaş açtığını iddia etmiş, nihayetinde ise kurtlar sofrasında yerini almış numan kurtulmuşlar el üstünde tutulur? sarhoş sürüngenlerin bunlara bir cevabı var mıdır? hadi bak, kabul ediyorum: biz kafiriz, şeytan çocuğuyuz, din ve halk düşmanıyız, yani bizi siktir et. sadece şu soruyu cevapla: mehmet bekaroğlu neden yalnız bırakılıyor?

    kapanış notları:
    - ya "avrupai sol çok süper" deme, ya da solcu reklamcıdan, solcu mankenden yakınma. gülünç duruma düşüyorsun.
    - "kendi içlerinde tutarlı ve istikrarlı bir duruş" sergilediklerini iddia ettiğin avrupai sol, sovyetlerin yıkılışını fırsat bilen küresel sermayenin truva atı olmuştur. 90'lardaki avrupa'daki özelleştirme dalgasının ve sosyal devletin çözümünün sorumluları ingiltere'de blair, almanya'da schröder, hollanda'da kok, ispanya'da gonzález, avusturya'da vranitzky'dir. öğren de gel.