şükela:  tümü | bugün
  • peşin tanım: bir parçayı sizlere defalarca dinlemenize neden olan, tüylerinizi diken diken eden soloların yaşattığı tarifsiz hissiyat.

    10 yaşına kadar türkçe pop ve dahi ev halkının dinlediği her türlü müziğe bulanmış dimam, 1998 yılı ile beraber yabancı müziklere yelken açmıştı. metro fm, number one ile ilk zamanlarım "ne çıkarsa dinlerim" radyoculuğu kıvamındayken, zamanla kasetlerin ırzına geçerek evde ne kadar muazzez ersoy nostalji ve adnan şenses elveda kasedi varsa katleder oldum.

    1999 senesi malum "year 2k", tüm radyolar ve tvler antoloji peşinde, 20. yüzyıl özetleri yayınlayıp duruyorlar. aynı parçaları tekrar dinlemek için çaresizce ve üstüne bilinçsizce yapılan karışık kasetlerim * içerisinde epey gözüme çarpar oldu. çoğunluğu 90ların hitlerinden oluşan miksin içinde hem sound hem de prodüksiyon olarak farklı duruyordu.

    beat it

    evet bende michael jackson gibi apış aramı avuçlayarak, şapkam olmasa da kafamı da tutup dans eden çocuklardandım ama bu parça... gitarlar, basslar ve dahi davullar ile o zamanki müzik anlayışıma bile sıradan geliyor olsa da kendini günde 20-25 kere başa sararak dinletebiliyordu. başa sarmaktan ne piller harcadım, sırf pil bitmesin diye kalemle sarardım geriye.

    parça gerçekten tırtoydu ama solosu öyle değildi, sırf o solo için parçayı baştan sona dinliyordum. tabi parçanın üçüncü dakikasına * doğru girişiydi mühim olan ama maalesef seni o noktaya taşıyan parçanın geneliydi. tek başına bir halta yaramıyordu. çok sonra solo atanın eddie van halen olduğunu öğrendim. şu anda bile (evet yazarken) dinlerken tüylerimi diken diken edebiliyor o 30 saniyelik solo.

    hayatımın ikinci solo tutulmasını 2002 yılında piyasaya çıkan sentenced – the cold white light albümü ile yaşadım. önceki dönemi hakkında biraz bilgim olduğundan ne “çok bozdular yeaa” demekten, ne de ergenlikten parçayı defalarca dinlemekten kendimi alamadım.

    you are the one

    iki parçadan oluşan solo bölümün ikinci kısmına yani on saniye bile sürmeyen o kısacık pasaja kitlenip kaldım. artık cd çalarım vardı ve istediğim zaman başa alabiliyor hatta ve hatta a noktasından b noktasına tekrar edebiliyordum. fakat yine parçayı baştan sona dinlemekti soloyu etkileyici kılan. solonun sahibi miika tenkula* 2009 yılında öldüğünde bu parçanın bendeki yeri daha da sağlamlaştı. (mourn’da da böyle bir kısım vardır)

    son solo tutulmam kronolojik gidince pek de mantıksız gelmeyen necrophagist -fermented offal discharge ile gerçekleşti. bir buçuk dakika uzunluğu ile başlı başına bir parça kıvamında olması ve özellikle son yirmibeş saniyesi ile yarım yarım yardıran bu eser için muhammed suiçmez’e şükranlarımı sunuyorum.