şükela:  tümü | bugün
  • icinde yaylar olan nesne üzerine yatak konur...
  • yaylı yataklar çıkmadan önce kullanılan çelik ağlardan örülmüş (birşeyler çağrıştıyor bu bana) yatak altlığı.bunun üzerine pamuk yatak konurdu.bu günkü yaylı yatakların verdiği duyguyu verirdi.evdeki veletlerin üzerinde zıplamaya bayılmaları ve anneyi delirtmek gibi ikinci bir işlevi daha olurdu bunların.
  • ses yalitimi olmayan binalarda uzerinde cinsel aktivide bulunulması, alt kat komsularina yanindakine cinsel veya ust kattakine fiziksel girisimde bulunulmasi gerektigini hissettiren edevat.
  • dün gece bir arkadaşım evinde yatmak durumunda kaldığım, ve şu andaki bel ağrılarımın tek sebebi olarak gördüğüm hadise.
    gereği düşünüldü: artık anneannelerimizin evinde nostalji olarak bile görmek istemediğimiz bir oluşum; kınıyoruz, kınamayanı bir hafta somyada yatma cezasına çarptırıoyruz.
  • somniadan gelen sözcük.
  • az yatmadik ustunde keratanin. çok emeği de geçti. çok saglamdı bir de. ne kadar tepindiysem tepesinde bana mısın demedi. başucumda duran camlı dolabın üstünden takla atıp da atlardım yine de cefamı çekerdi somyacık.

    eğer anneme hayır diyemesem de üniversite sırasında çıktığım ilk eve taşınırken yanımda götursem şuracıkta göğsümü gere gere ben altı yaşımdan beri somyada uyuyorum ulan diye bar bar bagırınırdım bile. evet, altı yaşımda taşındım somyaya. o etrafı hafıf yuksekce, artık küçük gelmeye bile başlamış beşik azmanından kurtuldugum için pek sevinçliydim. bu yeni yatak yayla gibi gelmişti bana. ustunde neler yapılmazdı?

    bır de bir kaç ay sonra ablam üniversiteye çekip gidince hem dev yatak hem de dev oda sahici bir kral haline gelmiştim. ne yapsam sıkılmazdım artık odada...at koştur istersen.

    ne yazık ki ben büyüyordum ama somya hep aynıydı. bir zamanlar saray gibi gelen o muhtesem celik yığını zamanla altına girmek icin surunmem gereken, tepesinde zıplayınca dayanan ama şikayet eden bir şeye dönüştü. artık fütursuzca taklalar, salvolar atamıyordum. kendimi ustune bırakıverdiğimde dört çelik ayağın eğilip büküldüklerini hissedıyor gibi oluyordum.

    sonra üniversiteyi kazandım, gittim beni büyüten somyayı bırakıp. iki sene sonra somyanın bir sürü arkadaşını yanımda götürmek için geldim. kitaplık, camlı dolap...somya iki senedir iki üç yatıya kalan misafir dışında bana sadık kalmıstı oysa...annem onu da götür dedi ama, ben pek moda düşkünüydüm artık. çelik somyada yatmak istemedim. beni almaya gelen kamyon onu da aldı, belki de somya umutlandı ama hemen sonra kendini amcamların bahçesindeki amatör hurdalıkta buldu.

    şimdi bayramlarda gittiğimde amcamı görmeye o amatör hurdalıkta geziniyor gözlerim korkuyla paslı bir sitemkar bakıs yakalayacak diye
  • bulunduğu cücük kadar odada saklambaç oynamak isteyen eskinin kanaatkar ama yaratıcı çocuklarının perde arkası için birbirlerini katletmelerine gönlü razı gelmeyen, çocukları içine alıp eteklerinin içindeki karanlığı ebenin (ebe) gözüne boşalttığına inanılan görünmezlik aracı.
    içine girdikten sonra tanım değişikliği gerektiren saklama kabı:
    altındaki delikli çamaşır sepetinin içinde eskiye ait haşlanmış yumurta (unidentified smelling object) bulabileceğiniz alan.
    (bkz: babaannelerin garip huylari)
  • kıçımıza batan delişmen metalik yayları olan eski bir yatak türü.
    somyalar vardı bi tarihte dedim arkadaşa, bir de kızıl sonya vardı dedi. oha!
  • fıransızca "sommier"den geliyormuş, çıtalı, ızgara tabanlı yatak altlığı, bazası gibi bir anlamı var sanırım.
  • b.ö. * 100 yıllarında kullanılan yaylı somya ve somya olmak üzere iki çeşidi bulunan yaysızının hala satıldığı yatak altlığı. [http://www.spotesya.com/somya_012.jpg http://www.spotesya.com/somya_012.jpg]