şükela:  tümü | bugün
  • ingiliz edebiyatının önemli yazarlarından, nobel edebiyat ödüllü doris lessing'in kırmızı kedi yayınevi tarafından basılmış olan romanı. 1973 yılında yayımlanmasının ardından 'feminist bir manifesto' olarak nitelendirilmiş ve lessing'in en sert ve çarpıcı romanlarından biri kabul edilmiş, benim de son zamanlarda elimden bırakamadığım, muhteşem bir dönüşüm hikayesi.
  • bu kitap, üzerine yüklenen "feminist manifesto" ifadesini hak ediyor. yani benim gibi böyle şeylerin derinliklerini çok da bilemeyen biri için bile böyle.
    doris lessing'in söz söyleme becerisi ve harika tasvir yeteneğine bayılıyordum, daha da bayıldım.
    kitapla ilgili beni huzursuz eden şey ise, çok fazla mekan ve insan olması. çok fazla şehir değiştirmek ve çok fazla insan hayatındaki büyük iz ve işaretler belki de tam bir ortadoğulu olduğum için bana alışılmadık geldi.
    genel olarak, çok fazla katmanı, karakteri, hikayesi; muazzam akışı olan bir kitap. okumak biraz yorsa da değer.

    kitap boyunca, kate'in rüyasında gördüğü yaralı fok ve onun hikayesine takıldım. "ayy yine foklu kısım başladı" diyerek filan okudum o kısımları. kitap bittiği günden beri rüyamda yunuslar görüyorum. kimisi yaralı, kimisi tutsak, kimisi mutsuz, kimisi yalnız, kimisi yakın, kimisi uzak. bu yunusların kim olduğunu tayin etmek zor değil.

    işte böyle insanın bilinçaltına işleyen bir kitap aynı zamanda. "her kadının okuması önerilen kitaplar" diye bir liste olsa, ilk onda yer alması gerekir.
  • doris lessing' in hikayelerinden sonra okudum bu romanı. hikayeler ne kadar güzelse bu roman da o kadar güzeldi. kadınlık, annelik, anne-çocuk, anne-baba, karı-koca, kadın-erkek, kadın-kadın ilişkileri hakkında muazzam tespitlerle ilerliyor. aynı zamanda açlık, sefalet, üçüncü dünya ülkeleri ve gelişmiş olan ülkeler ile ilgili fikirler de hep arkadan - ve kimi zaman tamamen ana konu olarak - verilmiş.
    beni en çok yoran kate' in hastalığıyla ilgili olan kısımlardı. huyum böyle, bir kitap okurken veya anime izlerken karşımdaki şiddetli bir duygu yaşıyorsa ben de onu hissediyorum. o hastalıklı kısımlarda da hasta gibi yatağa çakıldım. kate'de derman kalmadıkça bende de derman kalmadı. bir de keşke kate ve mary arasında bir aşk olsaydı dedim. kate' in mary takıntısı ve mary hakkındaki tespitleri de çok güzeldi.
  • bu kitabı düşünürken ya da bu kitaptan bahsederken, kitap yerine * "film" kelimesini kullandığımı fark ettim. mekanlar adeta gözümün önünde, öyle bir betimleme gücü ama hiç de yormadı.

    üzerinden çok zaman geçtikten sonra, yeniden düşününce, olayların akması için bizim onlara izin vermemiz gerektiğini anlıyorum. setler değil, köprüler kurmalı muhabbeti işte. elinizde, karşılığında özgürlüğünüz için takas edebileceğiniz şeyler varsa her zaman oyunda kalıyorsunuz.