şükela:  tümü | bugün
  • artık radyo frekanslarının hiç duyulmadığı çok da uzak olmayan bir gelecek. o gelecekte çıktığım bir iş gezisinden söz edeceğim sizlere. 63 yaşındayım, kazakistan'da hoş bir lokantada pırasa yiyorum. harika pırasa yemekleri yapıyorlar bunu denemek için 33 yılınız var. evet gelecekte hala yemek yiyebiliyoruz.

    her neyse, karşı masadaki iki genç adamın sohbetine kulak misafiri oluyorum. benim zamanımdaki teknolojilerden söz ediyorlar. internet videolarının ne kadar ahmakça olduğunu falan söylüyorlar. iyi ki diyorum trendlerden uzak durmuşum, otuz küsur yıl sonra çoluğun çocuğun maskarası olmayı kolay kolay hazmedemezdim herhalde.

    2051 yılında kimin kaç yaşında olduğu hiç belli değil, yani genç bir adam size baktığında sizin 63 yaşında bir dede olduğunuzu anlaması mümkün değil. fakat siz onların genç olduklarını anlayabiliyorsunuz, sürekli konuşurlar, genç olduklarını saklama gereği duymaz hiç birisi. bizler öyle değiliz, toplum hala bu teknolojiyi tam anlamıyla hazmedemedi.

    ilkel olarak nitelendirdiğimiz teknolojileri bu gelecek yıllarda biliyor olmak hayati önem taşıyor. artık devletler insanları kontrol etmek için yeni teknolojileri kullanmıyor. eski teknolojiyi unutturup yenilerini halka sunuyor. yani beyinleri taze olan insanlar bir deney faresi gibi son model teknolojileri test ediyor. bunu yaparken büyük keyif aldıklarına eminim, benim zamanda da böyleydi.

    tuhaf bir gençlik geçirmiştim, yani bir teknolojiyi tam manasıyla öğrenmeden yenisini satın almayı reddediyordum. onunla boğuşmak, dizayn edenin ne tür dolaplar çevirdiğini keşfetmeyi seviyordum. havalıydı da, kızlar bayılırdı pek çok kimsenin bilmediği laflar eden erkeklere.

    karnımı doyurduktan sonra büyük elçiliğe doğru yola çıktım, gece yarısı ikiyi gösteriyordu saat. toplantı gizli gerçekleşeceği için çalışma saatlerinin haricinde bir saat tercih edilmişti. varış süreme 20 dakika kala bir anda aracımın sistemleri durdu, ıssız bir ovanın ortasında tek başıma kalakalmıştım. ne yapacağımı düşünmeme bile fırsat kalmadan sağımda bana doğru gelmekte olan iki adet araç farı fark ettim.

    araç etrafımdan dolanıp geldiği yolun aksi istikametinde devam etmeden evvel onları takip etmemi, farlarımı kapalı tutmamı kibarca dile getirdi. yüz ifadelerinden o kadar da kibar olmadıkları çok belliydi ama kulağıma yerleştirilen implant tüm dilleri nazikçe duymamı sağlıyordu. yaklaşık 22 dakika yol aldık, öndeki araç bir anda durdu, aracımın otomatik fren sistemi de kıl payı durdurmayı başardı.

    2051 yılında her şey ama her şey büyük bilgisayarların kontrolündedir, devasa bir işlemci tüm dijital sistemleri kontrol eder. eğer bu sistemlerde herhangi bir aksaklık meydana gelirse aracınız yetkili devletin otoritelerine bildirilir. bu aksaklık farların ayarı ile oynadığımda gerçekleşmişti, aklım biraz buna takıldı yol boyunca. bu adamlar bana daha görüşmenin başında bir trafik suçu işletmişlerdi.

    neden durduğumuzu ilk etapta anlamadım, buz gibi ayaz korkunç sessizlik ile birlikte ömür kredinizden tam 4 ay götürecek türdendi. çok uzun sürmedi, bir hayvan sesi duyduk, kimse kimseyi görmüyor, kimseden tek bir ses çıkmıyordu. bir gaz lambası, 4 adet deve üzerinde bir adam ile birlikte bize doğru geliyordu. takım elbiseli adamlardan biri işaret diliyle kulağımdaki cihazı istedi. kolay takılıp çıkartılan bir şey değildi, çıkartırken can acıtıyordu.

    yolumuza develerle devam ettik, o yıllarda insanlar kulakları ve gözlerine dijital implantlar yerleştirir. benim yaşımdaki ihtiyarlar lensleri kullanmayı pek tercih etmezdi, ben de onlardan biriydim. muhtemelen beni karşılayan görevliler de bunu biliyor olmalıydı, sadece kulağımı işaret etti çünkü. dünyayı olduğu gibi görme alışkanlığım o yıllarda da aynıydı, hiç bir reklam beni etkilemez hatta inanılmaz rahatsız ederdi.

    develerle olan yolculuğumuz boyunca iki kapsül kullandım, tam bir saat boyunca o soğukla sadece takım elbise ile boğuşmak istemezsiniz. gaz lambamızı söndürdük ve yıllar öncesinden kalma gece görüşü gözlüklerimizi taktık. üstünde kumların dolandığı beton bir patikayı yayan olarak devam ettik.

    o yıllarda radyo frekansı kullanmak yasalara aykırıydı, hatta savaş sebebiydi. dijital olmayan herhangi bir şey kullanmak 4 ay ömür kredisinden 7 yıl ömür kredisine kadar cezalandırılıyordu. fakat kazakistan devleti çinin pis işlerini yapan uydu bir devletti ve bu devlet de bizim gibi eski insanlara ömür kredisi karşılığında bu tarz işler yaptırıyordu.

    her ömür kredisini her devlette kullanamıyorsunuz tabi, bazı devletler bazı devletlerin ömür kredilerini kabul etmiyor, bazıları yarı yarıya düşürüyor, yani anlayacağınız paranın yerini artık bu ömür kredileri aldı.

    işim çok basitti, radyo vericisinin analog sistemlerini marstaki alıcıya doğru ayarlamak. marsın atmosferi sürekli güncellendiği için bu güncelleme esnasında oradaki alıcıyı farklı bir yere taşıyıp tekrar çalıştırmak zorundaydılar. marstaki teknolojiler son teknolojiydi, yani deneme aşaması teknolojileri. her yeni teknoloji gibi açıkları vardı.

    çin derin devleti marsta olup bitenleri hiç kimsenin duymayacağı bir kanaldan duymak istiyordu hepsi bu, işimi tamamladıktan sonra aynı yolu geri döndük. gün ağarmak üzereydi, çok mutsuzdum, ömür kredim yola çıktığı an yüklenmişti. bir yandan marsın harika bir ütopya olmasının hayalini kuruyor diğer yandan da bu adamlardan iş dileniyordum.