şükela:  tümü | bugün
  • 1964 yilina ait, acikli bir filmdir kendisi. yonetmenligini nejat saydam’in yaptigi, sinema uyarlamasini esat mahmut karakurt’un ayni adli eserinden yine nejat saydam’in ustlendigi siyah-beyaz bir turk filmi. hatirimda kalan oyuncular tamer yigit, neriman koksal, hulya kocyigit ve ulvi uraz’dir. tamer yigit, bedeni evet ama ruhu asla satin alinamayan bir adami canlandirmaktadir.
  • bir de hayatın içindeki vardır ki, kaçtı mı hayatınız da elinizden kaçtı demektir.
  • çok güzel bir saltuk erginer şarkısı.

    kimse karışmasın..
    son trende geceler benden.
    gözü uzaklara dalanlara, ışığı yanan evleri sayması benden.

    kimse karışmasın..
    sabah korkularına serseri hülyaları benden,
    son trende ağlayanlara, sessiz ninnisi benden.

    uzatmayın işte son bir tren kalmış,
    buyrun geceniz benden..

    bir öpücüğe bir gülücük,
    bir gizli cigaraya kırpılan göz benden..
    son trende ağlayanlara sıska omuzum değil ama
    sessiz ninnisi benden..
  • her dinleyişte içilen sigaradan bir başka nefesler çektiren şarkı. o nefeslerin anlamı bir başka sanki.
  • nedense hep kaçırılandır.
  • bir sanatçının demo albümünden olduğuna insanın inanası gelmiyor, çok güzel, dinlenilmesine.
  • kaçırılmış cennetti.

    yenişehir istasyonu'ndan geçecek son tren için hep geç kalırdım nedense. geç kaldığımı fark edene kadar bilemezdim değerini, anladığımda da çok geç olurdu. kızılay'dan aşağı tempolu bir yürüyüşle başlayan yetişme umudum, kan ter içinde bir koşturmanın içinde tükenirdi. kalan son gücümle istasyon merdivenlerinden çıkarken hareket eden son trenin kayıtsız düdüğünü duyar, o ışıklı, sıcak, eve taşıyan demir yığını içindeki mutlu azınlıkla arama giren karanlığa duyduğum öfkeden gözlerim yaşarırdı.

    insan yalnız kalmaktan korkuyorsa karanlıkta fazla oyalanmamalı ama işte ben bir başıma kalırdım; istasyon sessiz, büfeler kepenklerini indiriyor, soluk soluğa küfrediyorum kendime, trene, insanlara... o insanlar ki şimdi tıngır mıngır sallanan trenin içinde birbirlerine iyi niyetle bakıp gülümsüyor, az sonra evlerinde olacaklarını biliyor olmanın huzuruyla başlarını dayadıkları pencere camından korkmadan karanlığa bakıyorlar. bense o karanlığın tam ortasındayım şimdi.

    hacettepe'den yukarı doğru yürü işin yoksa, denizciler durağı'nda mamak'a gidecek bir dolmuş bulmayı hayal et. karanlık cadde, alışık olmadığım yabancı mekanlar, tren insanlarına pek benzemeyen karanlık yüzlü dolmuş müşterileri... şanslıysam bir dolmuş bulur, otururdum bir koltuğa, ama bitmezdi çilem; dolmuş, tren kadar şefkatli değildi çünkü, evimin yakınında bırakmazdı beni. köpeklerin cirit attığı karşı yolda beni bekleyen sırat köprüsünün girişinde indiriverirdi.

    cennet, o köprünün diğer ucundaydı ama köpekler paçalarımdan tutup karanlığa çekerlerdi beni. ne tekrarlamaktan zevk aldığım dizeler kurtarırdı beni, ne mırıldandığım şarkılar ne de damarlarımda dolaşan alkol... yine de bir yolunu bulup geçerdim karşıya, uzaktan evimi görürdüm ve ne kadar yorulduğumu fark ederdim bir anda. güvenli bir noktaya geldiğim anda durup şöyle derin bir nefes alır, "son treni bir daha asla kaçırmayacağım" diye ant içerdim orada, ama damarlarımdaki alkol sinsice gülerdi bana, köpekler uzaktan alaycı alaycı havlardı ve şimdi çoktan yataklarında olan tren insanları -gerinerek sağ taraflarından sol taraflarına dönerken- "hadi oradan!" derlerdi, "yarın dilin dışarda koşacaksın yine peşimizden, biz biliriz senin gibi geri zekalıları, önce bir demir yığınından cennet yaratır, sonra da onu yitirdim diye ağlayıp durursunuz."
  • müziği ile alıp başka dünyalara götüren; sözleriyle bambaşka etkiler bırakan saltuk erginer şarkısı.