şükela:  tümü | bugün
  • içinde william shakespeare'in sonelerinin yer aldığı remzi kitabevi tarafından yayınlanan kitabın adı.kitabın ilk baskısı 1979 yılında yapılmış.2002 yılında 7. baskısı yapılmış.
  • turlu cesitlerde, sinirsiz hayalgucuyle sahnelenebilecek eserleridir ayni zamanda shakespeare in soneleri....

    misal,

    once sahnede oturuyodur la traviata tek basina.. evinde... salonda elinde yuzuk kutusu var.. icinden yuzuk cikartip bakiyor ve daliyor, gulumsuyor... umarim affeder, beklentisi var... sonra bi anda piyanoya yonleniyor... ayisigi sonatini calmaya basliyor...

    ilk sayfanin sonlarinda birden iceri o giriyor... o girince akorlarda kaliyor bi anda ve piyanodan ona bakiyor. o latrayı geciyor, dolaba gidip kiyafetlerini toplamaya basliyor.. tam dolaptan esyalarindan bi kismini bavula koyarken onu omzundan cekip opmek istiyor latra.. dudaklarina yaklasirken bi anlik tereddutte kaliyor ama sonra cekiyor kendini.. devam ediyor toplamaya... boyle olunce bir anda sinirleniyor la traviata ve 40 inci soneyi soylemeye basliyor bagirarak ve diger esyalari ona firlatarak..

    "hepsini al sevgilim, ne sevgi varsa bende
    coktan senin olmayan ne sevgi saglarsin ki?
    gercek der misin ona eline gecirsen de
    sevdiklerimin hepsi sende degil mi sanki?"

    bu ani şoktan ve 1inci perdeden sonra ona daha da yaklasarak ve biraz yumusayarak 2inci perdeye geciyor...
    "sevgilimi alirsan gercek sevgim ugruna, ses cikarmam onunla keyif surdugun icin
    ama sevgime sirt cevirip el uzatirsan ona, kendini aldatirsan sucun buyugu senin"

    sonra o tekrar birakip masadaki kiyafetleri toplarken la traviata bir anda butun bavullari elbiseleri firlatip masadan dokuyor...
    o tam dokuldugunde yere egilince latra da diz cokuyor ve yerde ellerini tutarak duygusal bi sekilde 3uncu perdeye geciyor...
    "tatli hirsiz, yine de bagislarim sucunu sen varimi yogumu asirsan bile benden
    oysa daha acidir, sevenler bilir bunu, sevginin haksizligi nefretin sillesinden"

    finalda onun arkasina geciyor ve son iki satiri soylerken
    "guzel surtuk, kotuluk bile iyi gorunur sende
    biz dusman olmayalim sen canevimi soksen de"

    arkadan sarilirken bir anda latrayı itiyor... ve bu son itisinden sonra latra bir anda cebinden yuzuk kutusunu cikartiyor ve onune firlatiyor pes etmis bir sekilde...
    sok oluyor yuvarlanan yuzugu gorunce...
    ama ben bi anda piyanoya geciyor tekrar ve nina yi calmaya basliyor...
    arkasina geliyor elinde yuzukle kiz, hissettiginde ona dogru bakar gibi oluyor latra...
    ama o kapatip kutuyu birakiyor piyanonun ustune ve evi terkediyor...
    latra da akorlari sert basmaya baslayip, kapi carpma sesinden sonra da duruyor ve basi egik bi sekilde bitiriyor...
  • 400 yıldır en çok tartışılan aşk hikâyesi. kahramanlar kimler, sonelerden bazıları başka bir şair tarafından mı yazılmış, otobiyografi mi , tamamen kurmaca mı, siyah saçlı kadın kim, ya sarışın delikanlı, böyle bir sürü soru ve efsane de peşini bırakmıyor soneler'in. tutkudan ihanete, affetmekten gözden düşmeye, doruklardan dibe vurmaya yaşamın mutfağından bol baharatlı bir aşk hikâyesi. sağlam dramatik yapı oyun tadı katıyor, sonelere, şairinin aklından geçenleri, kendi kendine konuştuklarını, kalbinin sesini, bilincini, bilinç altını, içindeki şairi, tuttuğu bu günlükle sahneye çıkarıyor.

    ben, başka bir ozanım. öbür manzumeciler
    boyalı güzel görür, kalemi alır ele,
    göğü tutup onların yazdıklarını süsler,
    her güzeli benzetir kendindeki güzele.
    hem de ne şatafatlı teşbihler, çifter çifter: (sone 21)

    sözleriyle alay etmekten çekinmediği dönemin şairleri içlerinde kendi de var tabi,

    yaradan, kadın yüzü çizmiş sana eliyle,
    istek dolu sevgimin efendisi dilberi;
    ince kadın yüreğin öğrenmemiştir hile,
    bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri;
    gözlerin daha parlak, kahpelikten yoksundur,
    nereye bakarsa baksın altın yıldız kaplatır; (sone 20)

    diyerek tanımladığı hayranlık duyduğu, âşık olduğu, sarışın soylu delikanlı,

    onun bir kalyon gibi heybetli pupa yelken
    hazinene yönelen görkemli şiiri mi
    düşünceler beynimde fışkırmayı beklerken
    onlar mezar yaptı doğacakları rahmi?
    gel gör ki cömert yüzün gülmüş öbür ozana,
    güçsüz kalmış şiirim, konu kalmamış bana. (sone 86)

    gözden düşmesinin sebebi, yenilgiyi tattıran şair rakibi,

    sevgilimin gözleri değil güneşin dengi,
    mercan daha kırmızı onun dudaklarından;
    kar beyaz da ne diye onun göğsü kül rengi,
    saçlar simse fışkırmış kara teller başından (sone 130)

    zaman zaman saçlarının rengi gibi karanlık bulduğu, ama cinsel cazibesinden kendini çekip kurtaramadığı siyah saçlı kadın, hikâyenin kişileri.

    kimi edebiyat tarihçilerine göre otobiyografik bir yapıt, şair william wordsworth'un bu anahtarla "shakespeare gönlünün kilidini açmıştır" sözüyle desteklenen incelikle tutulmuş bir günlük. kimilerine göre insan ruhunun birçok boyutunu yansıttığı kurmaca bir şiir dizisi.
    aşkın yüceliği güzelliğin, övgünün inceliğinin yanında korkunç bir aşk acısı, utanç varolmanın işkenceye dönüştüğü hikâyede siyahla beyaz arasında binlerce renk, binlerce duygu, binlerce sesleniş. anahtarı kimi kez elinize verip içeriği gözetlemenize izin verir kimi kez de sızan ışıktan belli belirsiz algıladıklarınızı bırakır önünüze. cevapsız soruları, yazmaya başladığı şiir dizgesiyle günümüze dek akıllardan akıllara sürükleyen 'soneler'in yazılmaya başladığı tarih 1588'e dek geri gidiyor, bitiş yılı ise ilk kez thomas thorpe tarafından basıldığı 1609 yılı. shakespeare kitabı ancak basıldıktan sonra görebilmiş, kitap izinsiz basılmış ve yanlışlarla dolu. 1640'da benson yeniden bastığı sonelere başka şiirler de eklemiş bir takım deyimleri değiştirip yeniden sıralamış.yine de en güvenilir basım ilk basım. ben edebiyat tarihçilerinin yalancısıyım. bizde ise ilk önemli çeviri 1887-1888'de mehmet nadir'in düz yazı olarak yayınladığı 42 sone. 'soneler'in tümü ancak 1979'da (bülent bozkurt-saadet bozkurt) çevrilmiş. bozkurtlar da m. nadir gibi mısraların açıklamasını yapan bir düz yazı formunda aktarmışlar türkçeye 'soneler'i. şiirsellik adına ise sabri esat siyavuşgil'in bir, can yücel'in iki sone çevirisi var. bir de talat sait halman'ın çevirisi.(ki yukarıdaki soneler t.s.halman'ın)'soneler'in kahramanlarının kimlikleri hakkında da rivayetler muhtelif, kimi sonelerin shakespeare'in olmadığı düşünülüyor tarihçilerce, ama asıl gerçek, şiirin kendi gerçeği.
  • platonik aşk ve çizgisinin üstünde bir shakespeare sonesinde olduğu gibi, hayatın içinden hayatla kardeş, aşk ile sesteş soneler. soneleri genellikle; ingilizlerden shakespeare, fransızlardan ise joachim du bellay'den tanırız.

    en kral örneği ise 61. sonesi ile william shakespeare örnek verebilirim;

    hayalinle açık kalsın ağırlaşan göz kapaklarım,
    baksın dursun mu istiyorsun…..ağırlaşan geceye ?
    durmadan bölünsün mü yani sence uykularım,
    sana benzer gölgeler oynaşırken ………….
    gözlerimin önünde?
    yoksa yanıma kendi yerine
    ruhunu mu gönderiyorsun,
    yuvasından böyle uzakta ne yaptığımı gözlesin de,
    ayıplarımı yakalasın,
    nasıl aylaklık ettiğimi görsün,
    kıskançlığına yön versin, hedef göstersin diye.
    yok yok aşkın büyükse de o kadar da değil şu an
    gözlerimi hep açık tutan, benim aşkım aslında
    benim şaşmaz aşkım yine, diriliğimi bozan,
    durup dinlenmeden bekçilik ettiren senin uğruna,
    senin nöbetindeyim ben,
    başka yerde sen uyanıkken
    benden çok uzaklarda…..
    başkalarına yakınken…
  • o gün gelsin hazırım; er geç gelirse o gün
    kusurlarıma bakıp kaşını çatacaksın
    aşkının değerine ters düşecek gördüğün
    bu uyuşmaz hesabı silip kapatacaksın.
    o gün gelsin hazırım; el gibi geçersin ya
    o gün gözlerinle selâm bile vermeden;
    aşk bürünmüştür artık bambaşka bir kılığa.
    asık suratın için bulursun birçok neden.
    o gün gelsin hazırım alıştırdım kendimi:
    değerim hakkım budur diyerek bile bile.
    kendime karşı tanık kaldırırım elimi
    ve savunurum senin haklı özrünü şöyle:
    zavallı ben’i bırak yasalar senden yana
    gerekçe gösteremem bana sevgi duymana. (shakespeare, sone 49)
  • (bkz: 71. sone)
  • shakespeare'in internetten en iyi ihtimalle iyi tercüme edilmiş yarım yamalak parçalarını bulabileceğiniz, insanların shakespeare'in dili çok ağır diye diye gözünüzde büyüttüğü ama o ağır dilin orijinal olan yazıyla alakalı olduğu ve okuduğunuzda ben anlıyorum lan dediğiniz, kötü şeylerin, kötü duyguların çok iyi anlatıldığı antolojimsi şeydir.
  • orta halli bir halk kütüphanesinde elime geldiği için mutlu olduğum kitap. üzerindeki "w. shakespeare" yazısının hali hazırda hamlet'i arayan beni "onu bulamadın, kabul et ve beni al" diyerek ikna etmesi sonucu almıştım ve orijinal halinin yan sayfasında çevirisini bulabildiğim için daha da sevmiştim.

    daha çok "shall i compare thee to a summer's day?" ile başlayan sonesi* orada burada karşıma çıkıyor olsa da ben şunu daha çok sevmiştim okurken;

    how heavy do i journey on the way,
    when what i seek, my weary travel's end,
    doth teach that ease and that repose to say
    'thus far the miles are measured from thy friend!'*
  • 1609 yılında toplu olarak basılmış 154 soneden oluşan ve her satırı her zaman için geçerli sayılabilecek william shakespeare eseridir. dünya edebiyatının en güzel örnekleri arasında yer alır. aşka ve yaşama ilişkin çok derin duygular aktarır. tutkulu, umutlu, kuşkulu bir aşkla yazdığı sonelerinden bir örnek
    (49. sone) :

    ''şayet gelecekse, ben hazırım o güne;
    kusurlarıma bakıp kaşlarını çatacaksın,
    varlığım kıymetsiz görünecek sevgine,
    hoşuna gitmeyen bu hesabı kapatacaksın.
    ben hazırım o güne: yanımdan geçip gidecek,
    kaçıracaksın bir yabancı gibi o güneş gözlerini;
    aşk yitirecek biçimini, yeni bir kılığa bürünecek;
    o kılık bulacak sana asık yüzün için nice nedeni.
    ben hazırım o güne, yola devam ediyorum;
    zaten biliyorum ne kadarını hak ettiğimi.
    haklı gerekçelerini senin için savunurum,
    kendime karşı oy kullanır, kaldırırım elimi
    zavallı beni terk et diye. kanun da senden yana,
    hiçbir sebep sunamam beni sevmen için sana.''