şükela:  tümü | bugün
  • kendisi birgün kitap eki yayın kurulu üyesidir.
    hopa'da metin lokumcu'nun polis tarafından katledilmesini protesto etmek için ankara'da düzenlenen eylemde gözaltına alınan ve tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilen isimlerden birgün kitap eki yayın kurulu üyesi soner torlak çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.

    http://www.birgun.net/…96&year=2011&month=06&day=03
  • kendisine sürekli olaylara karışma oğlum derim ama sikinde değil. çabuk çık gel hadi işimiz gücümüz var.
  • şu anda kendisi sincan kapalı cezaevinde kalmaktadır. http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=37932
  • büyük emeklerinin geçtiği birgün kitap eki'nin 18 haziran 2011 tarihli 103. sayısında, kendisiyle birlikte birgün kitap eki'ne katkı veren arkadaşları tarafından aşağıdaki satırlarla selamlanmış, desteklenmiş...

    "sevgili soner,

    utanılması gereken bir durum mudur bilemiyoruz ama bizim kuşağımız cezaevlerinin olduğu kadar, cezaevi mektuplarının da acemisi sayılır. o yüzden, duvarlar ardında bırakılmış bir arkadaşımıza yakınlığımızı ve desteğimizi nasıl aktarabileceğimizi kestiremiyoruz. sen orada, hepimizden ve herkesten ayrı kalmaya zorlandığın için, hep birlikte ve herkese açık bir “geçmiş olsun” mesajı göndermenin çok daha anlamlı olacağını düşündük. bu satırlarımızı, sadece seninle aynı kitap ekine katkı veren değil, aynı zamanda seninle aynı hayalleri, aynı umutları, aynı özlemleri paylaşan arkadaşlarının ortak sözleri olarak kabul etmeni istiyoruz.

    sevgili soner,

    hazırladığın dosyayla ilgili kitap ekinin e-posta grubuna attığın son mesajında, yazıların teslimi için “yarın öğlen geç olur mu?” diye sormuştun. o bahsettiğin öğlen saatlerinde, hepimize uzak bir ilçede, deresinin suyuna ve çocuklarının geleceğine sahip çıkma derdindeki bir insan, metin lokumcu, kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle yaşamını kaybetti. o bahsettiğin öğlen saatleri, belki yazılar için değil ama metin lokumcu için artık çok geç olmuştu.

    yitip giden her hayat, arkasında bir öfke bırakır ve öfke her zaman bırakıldığı gibi kalmaz, bazen taşar. bizim sokaklara taşan öfkemiz ise zorba bir şiddetle bastırılmaya çalışıldı. kırıldık. ama o öğlen zaten, metin hoca için de, senin için de, bizim için de artık çok geç olmuştu… kimimiz kırık dökük dışarıda kaldı, kimimiz içeride. neredeyse üç hafta oldu, sen hala içeridesin, bizse hala kırık dökük…

    sevgili soner,

    seni neden tutukladıklarını anlamış değiliz. sen ile biz bunca farksız, bunca suçsuz, bunca masumken seni neden bizden ayrı tuttuklarını anlamış değiliz. oysa sen ve biz, gerçeğin ve adil olanın izini bulmaya çalışan iyi yürekli ve gayretli çocuklardan daha fazlası değiliz. gerçek ve adalet, kimi zaman üst raflarda unutulmuş bir kitabın sayfaları arasında çıkıyor karşımıza, kimi zamansa o her gün üzerinden yürüdüğümüz kaldırım taşlarının altında… o yüzden kitapları ve hayatı sorgulamaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. ama her kabullenmeyişin bir bedeli oluyor ve ne yazık ki bazıları bu bedeli daha fazla acıyla birlikte ödüyor. bilinsin ki hiçbir acı bizleri kitaplardan, yaşamdan ve sorgulamaktan alıkoyamayacak.

    dedik ya, acemisiyiz bu mektup işinin, o yüzden bu seferlik bu kadar yetsin. umarız bir mektup yazmak zorunda daha kalmadan aramıza dönersin. yeniden aramızda olacağın günü sabırsızlıkla beliyoruz. o güne kadar sevgi ve muhabbetle kal, içerideki tüm arkadaşlarımıza selam söyle.

    birgün kitap eki’nden arkadaşların: abdurrahman aydın, ahmet yıldız, ali şimşek, aras ergüneş, arda türker, aydın ördek, ayşegül kars kaynar, barış mutluay, başak grammeşin, bora erdağı, burak özçetin, cahide sarı, çağhan kızıl, çağıl bakacak, çetin gürer, demet sayınta, dinçer demirkent, doğuş sarpkaya, duygu tanış, ebubekir aykut, elif kutlu, elifhan köse, emrah göker, engin abat, ercan geçkin, eren bağış, evren işık, fadime uslu, fehmi ünsalan, fırat berksun, hacı yiğitsoy, hakan tanıttıran, ilhan kamil turan, irem çağıl, kansu yıldırım, mehmet atakan foça, melisa unat, mutlu arslan, nilüfer gülbaş, nurçin ileri, onur akyıl, onur kara, onur kartal, onur kılıç, onur yıldız, ozan mutlu, ömer çiftçi, önder özden, remzi altunpolat, sanem yardımcı, savaş ergül, seda esen, selen özçelik, semin sezerer, sırma altun, tezcan durna, tolga karabulut, toygar baykan, tuba emiroğlu, tuncay saygın, turan keskin, ünsal doğan başkır, zeynep ceren eren"
  • soner torlak'tan mektup var, görülmesini sağlamak boynumuzun borcudur:

    http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=38676

    körler ülkesinde görmeksoner torlak
    23 temmuz 2011 - soner torlak

    jose saramago’nun ‘görmek’ adlı romanının konusu şöyledir: bir ülkenin başkentinde seçimlerin olduğu gün akşama kadar sağanak yağmur yağar, akşam yağmur dindiğinde vatandaşlar oy kullanmaya giderler. oylar sayılır ve çoğu boş çıkar. bir hafta sonra seçim tekrarlanır. günlük güneşlik bir pazar günü yapılan yeni seçimde vatandaşlar bu sefer daha sabahtan oylarını kullanmak üzere seçim sandıkları önünde sıraya girerler. bu keyifli ve sıradan görünen seçim günü sonunda oylar sayılır ve bu sefer yüzde 83 boş oyla karşılaşır.

    hükümet bunun derhal bir komplo olduğu sonucuna varacaktır. şehre muhbirler salınır, insanlar yalan makinesine bağlanmak için süresiz gözaltına alınır velâkin ortada bir komplo olduğuna dair tek bir delil bile yoktur. hükümet durumdan daha da şüphelenir ve bunun “uluslararası anarşist bir örgütün” işi olduğunu açıklar. hikâye bundan sonra, hükümetin nasıl yoktan bir örgüt yaratmaya çalıştığını trajikomik bir biçimde anlatacaktır…

    ne diyelim, halimiz saramago’nun adı bilinmeyen ülkesinden hallice! hikâyemiz malum: 31 mayıs günü hopa’da yaşanan ve emekli öğretmen metin lokumcu’nun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olayları protesto etmek üzere gittiğimiz akp ankara il başkanlığı binasının önünde bizi toma’lar, panzerler ve çevik kuvvetle örülmüş bir barikat karşıladı. çıkan olayların ardından gözaltına alındık, çevik kuvvet polisleri tarafından otobüslerin içinde beş saat boyunca tehdit edildik, kadın arkadaşlarımız taciz edildi ve işkenceye uğradık. üç gün boyunca tem’de hücrelerde yatırıldık nihayet savcılığa sevk edildik, oradan da ben ve dört arkadaşım nöbetçi 11. ağır ceza mahkemesi tarafından tutuklandık.

    halimizi saramago’nun hikayesinden hallice yapan ise savcının bizi bir terör örgütüne bağlamak için gösterdiği olağan üstü gayretti. sadece bir protesto gösterisinden gözaltına alınmış ve çoğu birbirini bile tanımayan bir grup öğrenciyi bir terör örgütüne bağlamanız gerekirse ne yaparsınız? cevap: her şeyi birbirine karıştırırsınız. savcılık da öyle yapmıştı… bizler de olmayan delilleri karartma ihtimalimiz göz önünde tutularak cezaevine yollandık…

    aradan 15 gün geçecek ve emniyet “muazzam bir şafak operasyonuyla” evlerinde uyumakta olan bir grup insanı daha “başarıyla” gözaltına alacaktı. benzer bir mahkeme sürecinden geçen bu arkadaşlar ise yine ortada herhangi bir delil olmamasına rağmen bu sefer “terör örgütünün amaçlarına uygun hareket etme” iddiasıyla f tipi cezaevine gönderileceklerdi…

    ne diyelim: “örgüt yoksa yaratmalı!” türkiye’de bir gün her muhalif olmasa bile başını eğmeyen her insan bu “terör örgütünün amaçlarına uygun hareket etme” garabetini tadabilir. “muhalefet” kavramının kendisinin kriminalleştirildiği muğlak hukuksal alan dahilinde her tür itiraz, her tür itaatsizlik ve her tür direniş “terörist faaliyet” olarak işlem görebilir. sanırım buna “ileri demokrasi” deniyor dostlar…

    bu nedenle aman dostlar, sokakta yürürken, eşle dostla otururken, kitap okurken ve hatta uyurken bile dikkatli olun, allah muhafaza bir terör örgütünün amaçlarına hizmet ediyor olabilirsiniz… 11 eylül sonrası icat edilen yeni terörle mücadele konseptini bu kadar başarıyla uygulayan bir ülke daha yoktur sanırım… sanırım buna da “hayaldi, gerçek oldu” denebilir. geriye bir tek kendimize ait bir guantanamo’ya sahip olmak kalıyor ki “biz türkiye’yiz büyük düşünelim”, neden olmasın?

    nihayet bütün bunların sadece komik yanlarını hatırlayacağımız bir trajıkomedi olarak tarihe geçmesini temenni ediyorum… ben ve biz, öyle görünüyor ki bir süre daha buralarda tutsak olacağız, sizlerden ricam, dostlar, sokakları boş bırakmayın, bir araya gelin ve inadına sesinizi yükseltin; yükseltin ki sonumuz saramago’nunki gibi olmasın…

    (not: beni ve bizi burada nefessiz bırakmayın, seslerini sesimize katan ve dahi iyi ki var olan herkese selamlar)

    * soner torlak
    latinbilgi.net editörü
    1 no'lu l tipi cezaevi, koğuş: b 5 sincan/ankara
  • mehmet atakan foça'nın kendisiyle yaptığı röportaj: kol kola giremiyorsak omuz omuza duralım
  • halihazirda dipnot yayinlari editorlugu yapan, kurban olunasi sevimli bir insan.
  • bolivya’da trakya konseptli meyhane açmak gibi heyecan verici bir fikri vardı kendisinin. kısa zamanda gerçekleşir umarım. kazanan bolivya olur.
  • bu cahil arkadaştan şu yazısıyla haberdar oldum. http://sendika62.org/…en-cikis-soner-torlak-466378/

    jeologları sosyal bilimcilerle aynı kefeye koymuş, demiş ki : "sosyal bilimcinin durumu, deprem uzmanının durumuyla kabaca aynıdır. deprem uzmanı, tarihteki depremlere bakar, kendi alanının literatürünü tarar, yerleşik ve potansiyel fay hatlarının haritasını çıkarır, düzenli sismik ölçümlerle bir veri tabanı oluşturur. nihayet, bir deprem tahmininde bulunur. ve tahmini genellikle tutmaz."

    ve tahmini çoğu kez tutar aslında. gününe saatine kadar tutmaz elbette ama tutar. hangi yıl aralıklarında olacağını biliriz ve çoğunlukla olur. hatta günden güne gelişen teknolojiyle birlikte -arkadaş istatistik yalandır demiş, yarından tezi yok tüm deprem istatistik tutanaklarını yakalım o vakit bu arkadaşı dinleyerek tutmayacakmış zaten hahahahaha- istatistiki verileri de karşılaştırırsak tutarlı ve isabetli sonuçlar almamız yüksek olur. ama gel de anlat cahillere.