şükela:  tümü | bugün
  • pamuk şekeri kıvamında bir çizgi film. bu film sayesinde, efelek * yapraklarının ısırgan otu kaşıntısına iyi geldiğini de öğrenmiş oldum.

    --- spoiler ---

    bu filmde kötüler yok; iyiler ve onlardan daha iyi kalpli olanlar var.

    sevdiklerinin acı çekmesine dayanamayan bir baykuşun *, dünyadaki tüm duyguları kavanozların içine hapsetmeye çabalaması sonucunda taşlaşan bedenler var.

    ve filmin sonunda iyiliğin ve sevginin gücü galip geliyor; ve insana dair tüm duygular hapsoldukları kavanozlardan çıkıp, serbest kalıyorlar. insan olmak da böyle bir şey değil mi zaten? hissettiğimiz duygular ister acı ya da sevinç olsun, ister hüzün ya da mutluluk, ister gözyaşı ya da tebessüm, isterse ölüme ya da doğuma ait olsun; hissettiğimiz her duyguyla bir şekilde başa çıkabilme telaşı... işte budur insan olmanın asıl anlamı.

    filmin sonunda çalan şarkının türkçe sözlerini buraya yazayım. belki geceleri çocuklarını uyuturken, onlara ninni niyetine söylemek isteyen anne ve babalar olabilir.

    " artık susma vakti tatlım
    kapa gözlerini ve uyu
    dalgalarla dans et, derinlere dal
    yıldızlar ne kadar parlak
    rüzgâr nasıl da yükseliyor
    fısıldanan kelimeler, uzun zamandır dinlenmeyen ninnilerden kalma
    yoksa benimle gelmeyecek misin?
    ayın altından olduğu, sabah güneşinin eksik olmadığı yerde denize açılacağız.
    yoksa benimle gelmeyecek misin?
    okyanusun gökle buluştuğu ve bulutların dans ettiği yerde denizin şarkısını söyleyeceğiz.

    dün gece bir rüya gördüm
    duyduğum en güzel sesti sanki
    büyük beyaz ışığı gördüm,
    ve dönüp duran dansçılar, kumdan kaleler, ağaçlardaki salıncaklar...
    ağlama! yakında seni görmeye geleceğim.
    yoksa benimle gelmeyecek misin?
    ayın altından olduğu, sabah güneşinin eksik olmadığı yerde denize açılacağız.
    yoksa benimle gelmeyecek misin?
    okyanusun gökle buluştuğu ve bulutların raks ettiği yerde denizin şarkısını söyleyeceğiz. "

    --- spoiler ---

    " ...insanın zamana karşı biricik şansıdır aşk,
    onca kapı, onca duvar içinde bulur aynasını.
    sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun?
    herkesin simsiyah kesildiği bir akşam,
    yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.
    sen bende, gözlerinin anne ışığıyla
    bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun. " * *
  • kendine has zaman boyut ve mekan tanımlamalarıyla çok beğendiğim bir animasyon.

    --- spoiler ---

    ebeveynler somut gerçekleri, acıları, çocukları için nasıl çekilebilir kılabillir, çocuklarını bunlarla nasıl tanıştırabilir. işte hikaye aslında saoirse'nin değil abisinin hikayesi. annesinin acısı, büyükannesi ve babasının kardeşine gösterdikleri ihtimam karşısında kıskanlığı ve ebeynlerinin kendilerine karşı sert olduğunu düşündüğü tutumuyla nasıl başettiğinin hikayesi. bir çocuğun hayatı annesinin kendisine anlattığı hikayelerle yorumlaması.

    --- spoiler ---
  • hikayesinin ayrı çizgilerinin ayrı müziğinin ayrı güzel olduğu son yıllarda izlediğim en güzel animasyon
  • bu film varken oscarı big hero 6'e verenler utansın. tek bir kelimeyle tanımlamak gerekirse naif derim sanırım. küçük saoirse'den yayılıp filmin her anına, her karesine işleyen bir naiflik hem de. mitlerden beslenen şahane hikayesi ve başka türlü olamazdı dedirten görsel tasvirine kadar kendi atmosferine öylesine çekiyor ki film; bitince ne sıkıcı dünyam var diye kalakaldım.
    tomm moore takip ettiğim bir yönetmen değildi ama galiba artık sık sık imdb'de profilini kontrol ettiklerimden biri olacak. muazzam bir iş çıkarmış. bakmaya kıyamayacağınız güzellikte sahneler var resmen. o nasıl şahane stilizasyon. sanat yönetmenliği 10/10!
    ne yapın edin bu filmi izleyin. sonra da sevdiceğinizin elini tutun, ne bileyim burnunuzu yanağına değdirin filan... ruhunuz pamuklara sarılsın.
  • nasıl naif nasıl güzel bir animasyondur bu. hayao miyazaki filmlerinin sonundaki gibi kekremsi bir tat bıraktı ağzımda. soundtrack albümü de harika insanın ruhunu dinlendiriyor.
  • (bkz: muhteşem)

    o kadar güzel bir masal anlatısı ki... defalarca izlemek istiyor insan...

    --- o güzel film hakkında bir iki cümle ---

    devle babanın, baykuşla babaannenin ilişkisi bile muhteşem... oğlunun acılarına dayanamayan annenin onu taşa çevirmesi... düşündükçe tekrar izleyesim geliyor...

    --- o güzel film hakkında bir iki cümle ---
  • soft renkleri, kelt müziğiyle harmanlanmış sahneleriyle insana fazlasıyla huzur veren harika animasyon. studio ghibli harikalar diyarı bebeğimiz ama song of the sea de isao takahata ve tabi hayao miyazaki animasyonlarının batı yakası versiyonu, aşağı kalır yanı yok.

    sevdiklerimizle kurduğumuz bağları spiritüel dünya ne de güzel anlatıyor, insan yavrularının masallara inanası geliyor.
  • "filmi geçtim, tek bi cümle kuramıyorum kendimi ifade etmek için de... yetmezmiş gibi o nasıl güzel şarkıdır." dedirten animasyon.

    böyle şeyler görünce insanları sevesim geliyor.
  • görkemli bir dünya yaratmak için bazen basit çizgilerin yeterli olduğunu gösteren animasyon.
    masal tadında dakikalar yaşamak için aranan kan.
  • --- spoiler ---

    "şair burda kardeş sevgisi temasını vurgulamak istemiş" diye geyik yaparken göz yaşlarımızın durmasını bekleyebiliriz. bu sırada iki acı kahve de söyleyebiliriz, biri abimize, biri bize...
    kalkanlarımıza ve maskelerimize rağmen gündelik hayatımızda savunmasız ve sıradan kalırken, en doğal halimizle en başından beri hep güvende olduğumuz limanımız, deniz fenerimiz ailemiz... herkes büyüse de, yaşlansa da, saoirse'nin kocaman gözlerindeki şaşkınlıkla karışık heyecanlı ifade, ailenin güven çemberinin içinde hep senin gözlerinde olmaya devam edecek. ya da bileceksin ki canının yanmasına dayanamayacak abin ve tüm korkularına rağmen suya atmaktan bir an olsun tereddüt etmeyecek. kimse sevdiğinin canının yanmasına dayanamaz tabii ki, ama antidepresanımsı duyguları kavanoza kapatma çözümünün geçici iyilik hali, hissetmediğin bir hayatta yaşamaya zorlanmak ile lanetlenmek gibi. ebru şallı'nın da videolarında söylediği gibi "bu acıların yaşanması gerek"...
    "iyi ve daha iyilerin olduğu film" yorumuna katılıyorum. hep bir kötü aramamak gerek. filmde sonuç olarak annenin ölümünün yarattığı trajediyle başa çıkamayan çekirdek aile var. ben, kardeşini suçluyor ve dışlıyor. depresif baba, son enerjisiyle kızının doğumgününü kutlayıp eşinin ölüm yıldönümünü unutmak için bara gidiyor. saoirse ise 6 yaşına gelmiş olmasına rağmen hala konuşamıyor. ama film keder, acı ve üzüntü için hedef alabileceğimiz bir karakter vermiyor bize, sevgi ve umutla bitiyor. sorunlarımıza dair çoğu zaman bir muhattap bulamadığımız hayat da böyle işlemiyor mu zaten? ya bir şeylere daha az üzülmeyi öğrenmek kalıyor geriye, ya da olumsuz durumlarla barış sağlamak ve iyiye dair umudu hiç yitirmemek...
    filmin teknik kısmına dair yorum yapabilecek düzeyde bilgi sahibi değilim ama renkler, yuvarlak hatlarıyla gözü yormayan çizimler, dalgalar, karakterler, masallar ve şarkılar çok başarılıydı bence de.
    küçücük bir çocuk olan saoirse'nin daha kendini eyleyemeden yaşlanmasına şahit olurken, ebedi göçe ramak kala söylediği şarkısı ile kendisi de dahil tüm esir alınmış ruhları özgürlüğüne kavuşturacaktır. şarkısı, geldiği yere bir ağıttır, denizin şarkısıdır...
    --- spoiler ---