şükela:  tümü | bugün
  • onun tarifine de bir vidanınkine başlar gibi başlıyorum: yirmidört yaşında kadın. esmer.
    onu anlamanın haksızlık ettiğim duygusuyla karıştığını söylerek başladığım cümle onun ummadığı, fark edemediği bir ayrıntıyla bitiyor: ablası onun yarısıdır.
    belleğimdeki ilk gerçek hikâyenin üzerine düşen gölgeyi nasıl umursamadığımı hatırlıyorum. bir bilen onun hakkında ilk can alıcı ifadeyi şu kelimelerle kurmuştu: abla, gölgesinde kalmak, üzgün çocukluk, anormallik. bir bilene çok saygı duymama rağmen bu kelimelerden çatılmış cümleye itibar etmedim.
    hikaye şu: abla gönderildiği yatılı okuldan geldiğinde onbeşindedir. kardeşse sekiz dokuz yaşlarında. aradaki kayıp zaman ablanın onun bildiği ablayla bitişmesini geciktirir. tekrar tanır, bildiği ablasını yorumlar. çok sinirlidir abla. sinir krizleri geçirir, her dediğini yaptırır. onun küçüklüğünü, yalnızlığını fark etmez. onun, pencereden başını uzatarak “bir gün şu karşıyı parmaklarım ucunda yükselmeden görebilecek miyim sahiden” hayalleri güden yaşta olduğunu umursamaz. kendiyle meşguldür. sürekli sinirini bozmaya kasteden bin tane minik pürüzle meşguldür. okula gönderilmesiyle, okuldan nihayet alınmasıyla, annesiyle, babasıyla meşguldür. sürekli onun tiz “cırlayan” sesi çınlar evin içinde.
    bunu, birkaç cümleye sesini, gözlerindeki hafif nemi, kırgınlığını katarak, katmamaya çalışarak anlattı.
    o yaşlarda altına gizlendiği büyük maun masa şimdi hâlen aynı yerinde duracaktı ama deprem eşyaların yerini değiştirdi. şimdi her biri ayrı yerde.
    bir bilen; onları (kardeşi ve ablayı) benden çok daha uzun süredir tanıyan, kolayca kesin, net yargılara varabilen kişi, onun ablasının gölgesi altında kaldığını, bütün anormalliklerinin bundan kaynaklandığını imayla ilâm arası bir tonla söyledi bana. bu alıntı, anormalliklerinin üstüne mi bir perde gerdiği yoksa anormalliğini mi bir perde diye gerdiği sorularını sormaya bir fırsat olsun için yapıldı.
    onu tanıyanlar ikiye ayrılırlar. bu asla şaşmaz. alfabetik ya da kronolojik bir sıralama yok:
    1- hani şu çok konuşan, çok gülen kız.
    2- hani şu hiç konuşmayan, asık suratlı kız.
    güzelce ifade ettiğim kanaatindeyim.
    bu iki gruba verilen ortak yanıt “aslında o senin gördüğün gün öyleydi. genelde… “ diye başlar. yerine göre gerekli değişiklikler yapılır.
    onu iyice tanıdığım dönemde üniversiteye hazırlanıyordu ve onsekiz yaşındaydı. bildiğim kadarıyla uzun süredir benim tanıdığım gibiydi.
    rahatlıkla söyleyebilirim benim için hayli sıkıcı biridir. onca her kelimenin başka manası her görüntünün başka bir rengi, her tekerlemenin bir alt metni vardır. oldukça değişkendir. bir bakarsınız yaşına, ailesine, aldığı eğitime hiç yakıştıramayacağınız olmadık çocukluklar yapıyor. ama bir an sonra gözleri yaşlı alnı kırımış hayatın anlamını arıyor. inanınız bu geyiği yapan ben değilim. ondan en sık duyulacak lâftır bu. sesinde zerre ironi, yüzünde ufacık bir alaylı kırışık yakalayamazsınız bunu söylerken: hayatın anlamı. şöyle şeyler söyler: “hayat çok karmaşık” “içimdeki karmaşa” “bir çocuğun bilmemnesi kadar bilmemnedir hayat.” hayat. bu kelimeyi bir kez daha duysam kusacağım sanırdım. ama hiç kusmadım o da ilginç.
    delilik. hayat. büyük sözler. onu ince bir şeyden bahsederken bulamazsınız. ince, kendiliğinden, mercek altına alınmayası, zum yapılmayası bir şeye gözünü dikmişken göremezsiniz. dikmişse de artık sizin bakasınız gelmez nesneye. büyük laflar etmeye teşne dili nesneyi alır tutku haznesinde boğar. güzelliğini sıradanlığından alanın ne güzelliği kalır ne sıradanlığı böylece.
    sığlığa başkalarının göremediği sadeliği atfeder, düpedüz zıvanadan çıkmışlığa velayet kisvesini giydirir. bu herkesin tersine gitme merakı öyle bir manevi derinliğe gömülmüştür ki ne nefes alır, ne de aldırır.
    onda bir damar var. normalliğinden utandıran, anormalliğe özendiren sağlam güçlü bir damar. başta hiç de düşünmediğim bir yere varmış oluyorum. vardığım yargı en az “ablasının gölgesinde kalmış” yargısı kadar tiksindirici. ve onunla aynı kapıya çıkıyor.
    bazı şeyler değişir. bazı değişen şeyler de bazen itiraf edilir. ikisini de yarı yarıya kabullenmiş görünmektedir şu an. onunla aynı gün yola çıkmış arkadaşları şimdi itilmişliğin, ötekiliğin müzmin fedaileri. oysa o, hızlı idealistlerin kodaman kapitalistlere dönmesi gibi en saygın en normal en doğru şimdi. bunun nedenini öyle bir çırpıda söylemek haksızlık olur. doğruluğuna isabetliliğine aldırmadan kolaylıkla varılabilecek yargıları görmezden geliyorum. değişmek, değiştim sanmaktan daha büyük skandallar yaratır ama sancısını beraberinde getirir ve en nihayet biter, bilir bitmesini. o suni sancılarıyla ömür boyu yaşamaya ahdetmişse kim fikrini değiştirebilir ki?
    fedakâr bir annesi çevresinde çok sayılan bir babası (babasına siz diye hitap eder) güçlü, dediğim dedik, despot bir ağabeyi ve uslanmış bir ablası var onun. en havai zamanlarında bile fedakar annesini incitmeyi saygın babasına isyan etmeyi despot ağabeyini küçümsemeyi uslanmış ablasını görmezden gelmeyi beceremedi. onda hayatta kalmaya dair bir yetenek var. kabullenemediği bir yetenek. idealindeki kendisi gerçekle bir bağı olmayan sokak köşesinde el açan bir divanedir. ve bu kişi olmak için çok çaba sarfetmiştir. ama insanın aslı yakasını bırakmaz.
  • 23 yasinda olupta 15 yasinda gozukebilen insanlara denir
  • güllerin sonuncusudur.
  • gene aynı haltı yiyerek kaybetmek üzere olduğum insan. suç aslında ben de. ayarım yok lan benim. ya çok seviyorum, ya nefret ediyorum. ya çok istiyorum, ya görmeye bile tenezzül edemiyorum. insanlara bunu anlatamıyorum üstelik. "beni biraz rahat bırak" diyorlar bir daha hiç aramıyorum herhalde çok rahat ediyorlardır. "beni niye arayıp sormuyorsun" diyorlar bıktırana kadar rahat vermiyorum. ne yapayım birini seviyorsam (sevgili olarak değil hemen aklınız oraya kaymasın ibneler) hep haberim olsun, iyi mi kötü mü, bir şeye ihtiyacı var mı bileyim istiyorum. e normalde de böyle olmuyor mu bu? ben mi abartıyorum her şeyi, çok mu takıntılıyım. eski arkadaşlarım dışında, özellikle askerlik sonrası hayatıma soktuğum kişilerden daha 2 sene dayanan çıkmadı benim bu halime. herkes kaybolup gidiyor ve artık ben kendimden nefret etmeye başlıyorum. kendimden ve etrafımdakilerden nefret ettikçe de huysuz, aksi, kimseyi yanında istemeyen biri oluyorum ve tekrar nefret ediyorum ve tekrar huysuz oluyorum. böyle de bir kısır döngü kuruldu yaşamımda.

    işin özü sanırım ben insanları sıkan, bıktıran ve kendinden uzaklaştıran biri oldum. lanetim bu oldu herhalde. en son olarak da sende becerdim bu laneti.
  • kümük burunlu çelik blek'tir, çilek blektir, dağ çileğidir, ve daha bir sürü şeydir.
  • doğum kontrol adı
  • son baharda açan en son açan gül ve ayrıca
    son kız cocuklarına verilen isim
  • prenses coverini telefonuma zil sesi yaptığım kadın.
  • bir türk bayan ismidir. bu kadar.
  • dinledikçe sesi kulağıma kötü gelmemeye başlayan kadın. bağışıklık kazandım sanırım. favorimse padişah performansı.